Kim ölü, kim diri?..
İnsanlar vardır; daha yaşarken mâzî olmuşlardır. İnsanlar vardır; asırlar önce yaşamış olmalarına rağmen, gönüllere hayat bahşeden nefesleri bugün bile dipdiridir. Hak dostu âlim ve ârifler de, fânî vücutları toprak altına girdikten sonra bile mâzî olmazlar.
Yunus Emre:
“Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez!” dediği gibi, Hak âşıklarının gönül mahsûlü eserleri, ibret dolu hâtıraları, hikmetli kıssaları, feyizli nasihatleri âdeta ebedîleşir. Nitekim dünyadaki irşad hizmetlerini berzah âleminde de devam ettiren nice Hak dostu, bugün hâlâ nasipli gönüllerde yaşamaya devam ediyor.
Zira “Îmân edip sâlih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.” (Meryem, 96) âyet-i kerîmesinde buyrulduğu üzere Cenâb-ı Hak, sevdiklerinin sevgisini, nasipli gönüllere de ihsân ediyor.
Bir düşünelim:
Üzerlerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen Ebû Eyyûb el-Ensârî -radıyallâhu anh-, Hazret-i Mevlânâ, Abdülkâdir Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, Aziz Mahmud Hüdâyî ve emsâli Hak dostlarının türbelerine her gün kaç ziyaretçi gidiyor? Bugün hayatta olan bizleri günde kaç kişi ziyaret ediyor?
Sormak lâzım; hakîkatte kim ölü, kim diri?..