Kalbin Sanatı TAKVÂ
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur:
“İnsanlardan bana en yakın olanlar; kim ve nerede olurlarsa olsunlar, Allâh’a karşı takvâ sahibi olan müttakîlerdir.” (Ahmed, V, 235; Heysemî, IX, 22)
Bu sırra mazhar olan Hak dostları; vefatlarının üzerinden asırlar geçse de unutulmaz, dillerde, gönüllerde ve duâlarda dâimâ yâd edilirler.
Başta peygamberler, Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâb-ı kiram, İslâm büyükleri, Veysel Karânî, Bahâeddin Nakşibend Hazretleri, Hazret-i Mevlânâ, Yûnus Emre, Aziz Mahmud Hüdâyî ve emsâli, hepsi hâlâ gönüllerde irşadlarına devam ediyorlar.
Bu, takvânın verdiği berekettir. Cenâb-ı Hak ile dost olmanın getirdiği nimettir.
Takvâlı kullar; hem dünyada gönüllere taht kuruyorlar hem de âhirette korku ve hüzünden âzâde olup, Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz rahmet ve lütuflarına mazhar olacaklar.
Lâkin;
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe ve benzerleri, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu. Hepsi de tarihin çöplüğünde yerlerini aldılar. Saraylarının harâbelerini baykuşlar şenlendirmektedir.
Hâsılı;
Dostluğun, Allah’taki kaynağına ulaşanlar; ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.
Yayın: Yüzakı Yayınları
Dil: Türkçe
Yıl: 2026