24 Eylül 2019
Cenâb-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından biri de, “el-Vehhâb”dır. Yâni her zaman, her yerde ve her şeyi çok çok ve bol bol verir, karşılık beklemeden ve devamlı olarak lûtfeder. Bu sebeple bütün mahlûkâtı da “verme, infak ve ikram etme” tabiatıyla yaratmıştır.
Meselâ arı, kendi ihtiyacının kat kat fazlası bal yapar, büyük bir titizlik ve intizâm ile onu paketler. Bunun cüz’î bir miktarını kendisi yer ve çoğunu insanlara ikram eder.
Meyve ağaçları da nesillerinin devamı için pek çok meyve verir. Binlerce meyvenin içinden sadece birisi tohum olup ağaç bitirse, kâfî gelir. Diğer meyveler ise insanların ve diğer canlıların istifadesine arz edilir.
Kesilip yenilen hayvanlar, kendi hayatlarını devam ettirmek için beslenirler, bir müddet yaşadıktan sonra da etlerini insanlara ikram etmek üzere can verirler.
Toprak, ayaklar altında ezilmesine rağmen, üzerinde gezen canlıların cürûfunu alıp temizler ve yetiştirdiği türlü nebâtât ile devamlı ikram ve ihsan hâlinde olur.
Aslında bütün bu misaller, insanın da diğergâm olması ve çalışıp kazandığı malın veya sahip olduğu imkânların bir kısmını kendi ihtiyaçlarına ayırdıktan sonra çoğunu infâk etmesi lâzım geldiğini telkin etmektedir. Yani Cenâb-ı Hak, tabiatta bunun binbir misâlini insana göstermektedir ki, o da diğergâm ve infak ehli bir kul hâline gelebilsin.