20 Mart 2022
1915 senesi sonbaharının serin ve yağışlı günlerinin birinde, Söğüt’ün Akgünlü Köyü’nden ak saçlı, beli bükülmüş, soluk benizli ihtiyar bir ana, Bilecik İstasyonu’ndan oğlunu cepheye uğurluyordu. Oğlunu bağrına basarken şöyle diyordu:
“–Hüseyin’im, yiğit oğlum benim!.. Dayın Şıpka’da, baban Dömeke’de, ağabeylerin Çanakkale’de şehid düştüler.
Bak, son ciğerparem sensin. Eğer minareden ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri sönecekse, sütüm sana harâm olsun. Şehid ol, köye dönme!
Yolun Şıpka’ya uğrarsa, dayının rûhuna bir Fâtiha okumayı unutma! Haydi oğul! Allah yolunu açık etsin!..”