12 Mayıs 2019

Tarihimizden Bir İftar Hâtırası

Ramazân-ı Şerîf’in bir güzelliği de “diş kirası” adı verilen bir ikramdı. Misafirlere;

“Soframızda dişlerinizi yorduk; bunun kirası mukābili olarak, şu hediyemizi kabul ediniz.” meâlinde çok ince bir zarâfet sergilenirdi.

Diş kirası an’anesinin güzel bir misâli de muhterem pederim Mûsâ Efendi’den dinlediğim şu kıssadır:

Hayırseverlikleriyle meşhur Yusuf Kâmil Paşa ve eşi Zeynep Hanım’ın konaklarının kapısı Ramazân-ı Şerîf boyunca herkese açık olurdu. Ramazan’ın birinci gününden itibâren konağın kapısı açılır, Ramazan’ın sonuna kadar kapanmazdı. Kim gelir geçerse, iftar vakti gelir, kimseye sormadan istediğini yer, kimseye ayrım yapılmazdı.

Sultan Abdülaziz de bir gün, Yusuf Kâmil Paşa’nın ve Zeynep Hanım’ın konağına iftara gelir. İzzet-ikramdan sonra sıra “diş kirası”na gelir.

Sadrâzam Yusuf Kâmil Paşa, o muhteşem konağın tapusunu ve diğer birtakım evrakını gümüş bir tepsiye koyar, diş kirası olarak Sultan Abdülaziz’e takdim eder. Padişah alır, bu nezâket, zarâfet ve incelik karşısında;

“–Çok mütehassis ve memnun oldum; ben de size hediye ettim.” der ve aldıklarını iade eder.

Zeynep Hanım da Şeyh Hamdullah hattı ve altın suyuyla yazılmış tezhibli bir Kur’ân-ı Kerîm mushafını; padişaha lâyık bir diş kirası olarak, gümüş bir tepside sunar. Padişah bu kıymetli eseri alır, üç defa öpüp başına götürür ve kabul eder.

Hayırseverliğiyle meşhur bu ailenin birçok hayrıyla beraber, isimleriyle yâd olunan Zeynep Kâmil Hastahânesi de; bugün ayaktadır ve bir sadaka-i câriye olarak senelerdir amel defterlerine hasenat yazdırmaya devam etmektedir.

Ne mutlu gök kubbede hoş bir hâtıra bırakanlara!..