08 Nisan 2020

Kur’ân-ı Kerîm’de, kendilerine verilen ilâhî îkazlara sırt döndükleri için üzerlerine ilâhî azap kamçısı inen kavimlerden misaller verilmektedir. Bunlar, geçmişte kalmış târihî hâdiselerden ibaret değildir. O kavimlerin daldıkları gafletten, kıyamete kadar gelecek bütün insanlığı îkaz gâyesi taşımaktadır.

Maalesef o bedbaht kavimlerin zulüm ve haksızlıklarını irtikâb eden, zayıf ve bîçâre insanları âdeta modern köleler hâline getiren, insanı sadece ekonomi çarkının bir dişlisi olarak görüp sömüren, cinsî sapıklıkları bir insan hakkı(!) olarak lanse eden ve buna îtiraz edilmesini dahî suç sayan niceleri, bugün dünya sahnesinde arz-ı endâm ediyor.

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede:

“Şayet Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı…” (Fâtır, 45) buyuruyor. Yani ilâhî imtihan sırrına binâen, o zâlimlerin cezâsını çoğunlukla âhirete tehir ediyor.

Lâkin tarihte tanrılık iddiâ eden mağrur Nemrud’u topal bir sinekle helâk eden, Kâbe’yi yıkmak için fil ordusuyla Yemen’den yola çıkan Ebrehe’yi Ebâbil kuşlarıyla yenilmiş ekin yapraklarına döndüren Cenâb-ı Hak, zaman zaman gurur ve kibir şaşkınlarına hadlerini bildiren, insanlığa istikâmetlerini düzeltmelerini ihtâr eden birtakım kahır tecellîleri de yaşatmaktadır.

Tarihte belki de hiç olmadığı kadar cihâna yayılmış bulunan bugünkü virüs salgını da ibret nazarıyla okunması gereken büyük bir hâdisedir. Bir virüs, bütün insanlığı tedirgin edip âciz bıraktı. Bilimdeki ilerlemelerin, yüksek teknolojinin, paranın, güç ve kudretin, yeri geldiğinde ne kadar çâresiz kalabileceğini hatırlattı.

İnşâallah bu hâdise; fert ve toplum olarak hatalarımızla yüzleşmeye, nefis muhâsebesi yapmaya, gafletten uyanmaya vesîle olur. Yine bu hâdise; kendimize, çevremize ve Yaratan’ımıza karşı mes’ûliyetlerimizi hatırlamaya, tevbe-istiğfar, duâ ve sadakalarla daha fazla Rabbimiz’e ilticâ etmemize müncer olur.

İşte o takdirde, maddî âlemdeki bu kriz, mânevî bir kazanç fırsatına dönüşmüş olur. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere:

“Mü’minin durumu gerçekten gıpta edilmeye ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır vesîlesidir. Böylesi bir haslet sadece mü’minde vardır: Mü’min, sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur (ecir vesîlesi olur).” (Müslim, Zühd, 64)