02 Mayıs 2020
Ne ibretlidir ki, ömür takvimimizde hattâ belki de dünya tarihinde hiç olmadığı kadar özel günlerden geçiyoruz. Bir salgın hastalık sebebiyle kısmî bir karantina altında Ramazân-ı Şerîf’i idrâk ediyoruz. Câmilerimiz cemaatle namaza kapalı, Ramazan coşkusunu din kardeşlerimizle beraber yaşadığımız teravihler, iftarlar, mukâbeleler, artık evlerin mahdut sınırları dâhilinde.
Bu sıra dışı şartlar, bizi pek çok hususta nefis muhâsebesine sevk etmelidir. Düşünmeliyiz ki:
- Bu salgından korunmak için gözettiğimiz sosyal mesafe kâidesini, mânevî sıhhatimiz için ne kadar tatbik edebiliyoruz? Yani haramlar, kerahatler, şeytânî vitrinler, nefsânî ekranlar ve Allâh’ın gazaplandığı kimselerle aramıza da mesafe koyabiliyor muyuz?
- Elimizi ve evimizi dezenfekte ettiğimiz gibi; gönül hânemizi de tevbe, istiğfar ve nedâmet gözyaşlarıyla, günah, mâsıyet ve gaflet kirlerinden arındırabiliyor muyuz?