Ramazân’ı Devam Ettirebilmek

Genç Dergisi, Yıl: 2022 Ay: Mayıs Sayı: 188

Muhterem Efendim, rahmet, bereket ve mağfiret iklimi olan bir Ramazân-ı Şerîf’i daha uğurladık. Peki, Ramazân-ı Şerîf’in feyz ve rûhâniyetini bütün bir sene yaşayabilmek için ne yapmalı ve nelere dikkat etmeliyiz? Bu hususta ne buyurursunuz?

Ramazân-ı Şerîf;

–Cenâb-ı Hakk’a yaklaşabilme mevsimiydi.

–Menfî vasıflardan arınmak için riyâzat hâlinde yaşama mevsimiydi.

–Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ahlâkıyla ahlâklanma mevsimiydi.

–Mâtemli gönüllerin civârında olabilmenin, aç kalma ibadetinden çok, herkesi doyurma eğitiminin antrenmanı mahiyetinde idi.

Ramazân-ı Şerîf’teki kadar yoğun bir ibadet hayatını sürdürmek, bütün seneyi fiilen Ramazan hâline getirebilmek, yani her gün oruç tutmak, her gece terâvih gibi uzun nâfile namazlar kılmak, sürekli îtikâf hâlinde yaşamak ilh. kolay değildir, belki matlûb olan da sadece bu değildir.

Ancak Ramazân’ın rûhunu seneye ve hayata yaymak mümkündür ve ebedî bayrama ermek için bu zarurîdir.

Evvelâ; orucun sabrını, riyâzatını bütün zamanlara taşır, nefsimizi oburluktan, israftan, ihtirastan, öfkeden, kötülüklerden korursak, Ramazan’ın hakîkatini devam ettirmiş oluruz.

Nitekim Ramazan bayramı biter bitmez hemen altı günlük Şevvâl oruçlarının müstehab kılınması, bir taraftan vücudu kademe kademe normal düzenine alıştırmaya vesîle olurken, asıl olarak Ramazan’daki oruç rûhâniyetini nâfilelerle devam ettirmenin bir telkînidir. Durumu müsâit olanlar için Kamerî ayların on üç, on dört ve on beşinci günleriyle, haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak da böyle fazîletlidir.

Zira oruç, bir sabır tâlimi. Sabır, müʼmin için her zaman ve her hususta gerekli.

İbadette devamlılık için sabır…

Nefsânî arzulara karşı sabır…

Belâ ve musîbetlere karşı; gönüldeki hamd, şükür ve rızâ hâlini zedelememek için sabır…

Varlıkta, nefsânî arzulara temâyülün arttığı bol imkânlar içinde; gaflete dalmamak ve ayağın kaymaması için sabır…

Yoklukta, fakirliğin küfre yaklaştığı hengâmda îtikâdı sarsmamak, haram yollara tevessül etmemek, şikâyeti unutmak için sabır…

Zira Rabbimiz; “…Sabredenleri müjdele!” buyuruyor. (el-Bakara, 155)

Diğer taraftan, insana en çok tesir eden iki müessir vardır:

Bunların biri, beraber bulunduğu kimselerin mânevî keyfiyeti, diğeri de gıdâsının helâllik derecesi. Biz de Ramazan orucunu tutarken gösterdiğimiz “helâl gıdâdan dahî sakınma” hassâsiyetini, sâir zamanlarda bütün haram, mekruh ve şüphelilere karşı gösterebilirsek, Ramazan şuuru bizde devam etmiş olur.

Nasıl ki oruçluyken yeme-içmeden kendimizi men ettiysek, Ramazanʼdan sonra da bütün haramlara, günahlara karşı rûhen oruçlu olalım. Ağzımıza giren lokmalara ve ağzımızdan çıkan her kelimeye dikkat edelim. Dilimizi; bilhassa yalan, dedikodu, gıybet ve mâlâyânî sözlerden sakınalım.

Yine oruçluyken ağzımızı gıdalara kapattığımız gibi, gönlümüzü de her zaman nifak, riyâ, ucub, gurur, kibir, şükürsüzlük, haset ve ihtiraslara kapalı tutalım. Gözümüzü haramlara, Allâhʼın yasak kıldığı görüntülere kapatalım. Kulağımızı, Kurʼân ve Sünnetʼin hoş görmediği bütün çirkin seslere ve boş sözlere kapalı tutalım.

Yine sahurlardaki uyanıklığı, bütün seherlere yayabilirsek, yani teheccüd, zikrullah ve istiğfarla müzeyyen bir seher alışkanlığı kazanabilirsek, Ramazanʼın gönül feyzini korumuş oluruz.

Ramazân-ı Şerîfʼte Kadir Gecesi’ni aradığımız gibi, “Her gördüğünü Hızır, her geceni Kadir bil” düstûrunca, her gecenin kadrini bilirsek, bütün bir sene Ramazan rûhâniyetiyle yaşarız.

Terâvihlerdeki câmiye koşma azmini, sene boyunca cemaate devam aşkına dönüştürebilirsek, Ramazân-ı Şerîfʼin mânâ iklimini gönlümüzde her dâim tâze tutmuş oluruz.

Ramazanʼda mukâbeleler okuyup Kurʼân-ı Kerîm ile ünsiyetimizi artırdığımız gibi, sonraki aylarda da Kurʼân ikliminde yaşamaya devam edersek, Ramazanʼın mânâ ve mâhiyetini gönlümüzde devam ettirmiş oluruz.

Sadaka ve infaklar, hayat boyu Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına nâil olabilmek için her dâim açık bir kapıdır. Ramazan’daki zekât, fitre ve sâir infakları îfâ edebilme heyecanını diğer aylarda da sergileyebilirsek, cimrilik ve hodgâmlıktan sakınıp Allah yolunda cömertçe hizmet ve fedakârlıklarda bulunabilirsek, fakir-fukarâyı unutmayıp bilâkis onları kendimize zimmetli olarak görebilir ve onlara şefkat ve merhametimizi artırabilirsek; Ramazanʼın rahmet iklimini devam ettirmiş oluruz.

Bu hususta merhum pederim Mûsâ Efendi -rahmetullâhi aleyh- şöyle buyururlardı:

“Evlâdım, mutlakâ riyâzat hâlinde (iktisâda riâyet ederek) yaşayın ve Allâh’ın verdiklerini, yine Allah için infâk edin! Riyâzat hâliniz sadece üç aylara ve Ramazan’a mahsus olmasın! Onu, hayatınızın her safhasına yayın ve ihtiyaç fazlasını Allah yolunda infâk edin!..”

Ramazan’da şeytanlar zincire vurulur. Kulun önünde tek engel nefsi kalır. Ramazanʼdan sonra ise kulu Rabbinden uzaklaştırmaya çalışan şeytanların zincirleri çözülür. Lâkin bizler, günahlardan uzak durup, nefs ve şeytanın desiselerine karşı dâimâ teyakkuz hâlinde bulunabilirsek, Ramazan’daki kalbî rikkatimizi kaybetmemiş oluruz. Nitekim âyet-i kerîmede:

“Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni tahrik edecek olursa hemen Allâh’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” (Fussilet, 36) buyrulmaktadır.

Velhâsıl bütün bu hassâsiyetleri kendimize ne kadar hayat düstûru edinebilirsek, Ramazân-ı Şerîfimizi de o derece makbul bir şekilde ihyâ edebilmişiz demektir.

Mevlânâ Hazretleriʼnin buyurduğu gibi:

“İbadetin kabul ediliş alâmeti, o ibadetten sonra hemen başka ibadete girişmek, birbiri ardınca durmadan hayırlara koşmaktır.”

Mirzâ Mazhar Cân-ı Cânân -rahmetullâhi aleyh-, bu hususta bize bir ölçü verecek şekilde şöyle buyuruyor:

“Ramazân-ı Şerîf, zikirle uyanık olarak geçirilirse, senenin kalan kısmında da bu güzel hâl devam eder. Eğer bu ayda bir kusur ve gevşeklik olursa, bunun izi bütün sene boyunca görülür.”

Yani Ramazân-ı Şerîfʼte girilen yoğun ibadet iklimi ve erişilen müstesnâ kulluk kıvâmı, ekilen bir tohum gibidir. Bu tohumun tutup tutmadığı, yılın diğer aylarında kendini gösterecektir.

Velhâsıl, Ramazan’dan sonra­ki hâl ve istikâmetimiz, Ramazan’daki ibadetlerimizin kabûl olup olmadığının da bir işaretidir. Bu mübarek aydan ne kadar istifade ettiğimizin ölçüsü, bu ayda kazandığımız kulluk kıvâmını ne kadar muhafaza edebildiğimizdir.

Şimdi kendimizi güzelce bir muhâsebe edip hâlimizi gözden geçirelim. Düşünelim ki:

Ömür takvimimizden bir Ramazân-ı Şerîf daha geldi geçti. Bu mübarek günler bize neler bıraktı?

–Ramazân-ı Şerîfʼi, hatâ ve noksanlarımızın telâfîsine, güzel hâllerimizin ziyâdeleşmesine, ahlâkımızın yücelmesine vesîle edebildik mi?

–Hangi yanlışımızdan tevbe ettik? Kötü huylarımızın kaçını terk edebildik?

–Kaç kişiyle helâlleştik?

–Kaç dargını barıştırdık?

–Aramızda burûdet olan kaç din kardeşimizle, Allah rızâsı için kucaklaşabildik?

–Kaç kırık kalbi tesellî edebildik? Kaç mazlumun sîmâsını tebessüm ettirebildik?

–İbadet noksanlarımızı ne kadar kazâ edebildik?

–Kabir karanlıklarını aydınlatacak, mahşerde hesabımızı kolay kılacak, ebedî saâdete vesîle olacak, hangi hizmet ve gayretlere koşabildik?..

–Âile, komşu, akrabâ, toplum, ümmet ve mahlûkâta karşı mesʼûliyetlerimize dâir, hangi eksiğimizin telâfîsine yöneldik? Bu hususta ne gibi hayırlı kararlar alabildik?

–Bir ıslah, bir düzelme yaşadıysak, bu, Ramazan’a mahsus mu kaldı, yoksa onu hâlen devam ettirebiliyor muyuz?..

Velhâsıl Rabbimiz, rızâsına medâr olacak amelleri bizlere kolaylaştırsın. Ömrü bir Ramazan rûhâniyeti içinde yaşayabilmeyi lûtf u keremiyle cümlemize ihsan buyursun.

Âmîn…