Ramazan, Bize Ne Öğretiyor?


DİNLE

DİĞER İZLEME ADRESİ

İNDİR


VİDEO İNDİR SES İNDİR

Video ve sesleri İNDİR linkine sağ tıklayıp Hedefi (Bağlantıyı) Farklı Kaydet diyerek indirebilirsiniz.

METİN

RAMAZAN, BİZE NE ÖĞRETİYOR?

Ramazan bize ne öğretecek? Ne dersi verecek Ramazan bize?

Ramazan, merhamet ve şefkati öğretiyor. Rauf ve rahîm, merhametli ve şefkatli olmayı öğretiyor. Bu, Efendimizʼin vasfı.

Üşüyeni, muzdaribi, mazlumu kucaklamayı öğretiyor. Onlara bir kucak olmayı öğretiyor.

Affı öğretiyor. Çünkü Cenâb-ı Hakʼtan kul ne istiyor? Af istiyor. “Ya Rabbi, beni affet!” diyor. Cenâb-ı Hak da Nûr Sûresiʼnde;

“…Allâh’ın sizi affetmesini istemez misiniz?..” (en-Nûr, 22) buyuruyor.

Affedeceksin ki affedilmeye lâyık hâle geleceksin.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin Mekke Fethiʼnden sonraki affı… Tam kısas yapılacak bir zamanda… Dehşetli bir af!.. Çünkü Cenâb-ı Hak;

“…Allâh’ın sizi affetmesini istemez misiniz?..” (en-Nûr, 22) buyurdu.

Hattâ Ebû Bekir Efendimiz -radıyallâhu anh- Efendimiz, kızı Âişe Vâlidemizʼe iftira atan kişi bulundu; çok sadaka verdiği bir kişi çıktı. Ebû Bekir Efendimiz;

“‒Ben buna bundan sonra sadaka vermeyeceğim.” dedi. Çok ağır bir cürüm iftira… Ümmetin en namuslu âilesi. Efendimizʼin zevcesi. Ümmetin annesi… Bu, iftira atıyor. Ebû Bekir Efendimiz de;

“‒Bundan sonra sadaka vermeyeceğim.” dedi.

Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerîmeyi, Nûr Sûresiʼnin 22. âyeti;

“…Allâh’ın sizi affetmesini istemez misiniz?..” (en-Nûr, 22)

Demek ki bir müslümanın diğer müslümana bir burûdeti olmayacak. Cenâb-ı Hak Enfâl Sûresiʼnde:

“…Eğer müslümansanız, aranızı düzeltin.” (Bkz. el-Enfâl, 1) buyuruyor.

Affedeceksin, kırgınlığın geçecek; Allah da seni affedecek -inşâallah-.

Ramazân-ı Şerîf ayı yine, Rabbimizʼin zamana akseden, zamanda tecellî eden büyük bir lûtfu. Bizleri Cenâb-ı Hakkʼa yaklaştıran müstesnâ günler. Kalplerimizin yıkandığı mübârek bir ay. Yaratanʼa kul olabilme. Nefsin arzularını bertaraf edebilme, kulluğun lezzetini idrâk edebilme ayı.

Dolayısıyla terakkî edebilmemiz, rûhumuzun seviye kazanmasına bağlı. Ramazanʼda seherleri uyanık bir gönülle îfâ edebilmek. Teheccüd namazları, virdler vs… Tefekkür, zikir ve Kurʼân tilâvetiyle geçirerek kalbimizin ihyâ olmasına çalışmak… Bir hususiyet bu oluyor.

Yani seherleri uyanık olmak ve seherlerde virdlere bir hassasiyetle devam edebilmek.

İkincisi; gündüzleri de gönlü Hakkʼa râm edebilmek. İbadet, hayır-hasenat, infak, amel-i sâlihlerle kalbin müzeyyen bir hâle gelebilmesi. Muzdaripler, garipler, mazlumlara bir tebessüm ettirebilmek, Ramazân-ı Şerîfʼte.

Diğeri; icâbet yani duâların kabul edildiği iftar vakitleri.

İstiğfar, duâ, bir müʼmine iftar ettirme huzuru ile geçirmeli. İftar ettirdiğin kişinin ecri kadar senin ecrin eksilmeden Cenâb-ı Hak ecirler verir. Çünkü burada ne oluyor? Bir kardeşliği yaşıyorsun.

Akşamları… Günün muhtevâsı -aşağı yukarı- tâdil-i erkân üzere teravihleri ihyâ edebilmek. Çünkü Cenâb-ı Hak:

فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ

(“Yazıklar olsun o namaz kılana!” [el-Mâûn, 4])

Gelişigüzel, riyâlı vs. öyle bir mânevî hayattan uzak, rûhâniyetten uzak bir namaz istemiyor. Namaz, kalp ve beden âhengi içinde olacak. Bu şekilde terâvihlerle, teheccüdlerle -inşâallah- rızâ-yı ilâhîye nâiliyet yolunda kul mesafe katedecek.

Tabi seherler çok mühim. Cenâb-ı Hak kulunu seherlerde istiğfâra davet ediyor. Tevbelere icâbet edeceğini bildiriyor. Bizler de bu davete icâbet etmekle, rûhun nefse karşı bir güç kazanmasına gayret edeceğiz -inşâallah-.

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

Kullarım Sana Benʼi sorduğunda (Sen onlara söyle) Ben (kullarıma) çok yakınım…” (el-Bakara, 186)

وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ

“…Nereye gitseniz, Cenâb-ı Hak bizimle beraber…” (Bkz. el-Hadîd, 4)

Bütün insanlarla, bütün mahlûkatla… Denizdeki, havadaki, melek, cin vs. ne varsa… Galaksiler… Yarattığı her şeyle Cenâb-ı Hak beraber.

“Kullarıma söyle Benʼi sorduklarında, (Sen onlara söyle) Ben onlara çok yakınım (kullarıma). Bana duâ ettiği vakit de, duâ edenin dileğine karşılık veririm. (Tabi burada bir şart geliyor aşağıda:) O hâlde kullarım da Benʼim dâvetime uysunlar. (Yani Kurʼân ve Sünnet istikâmetinde bir hayatları olsun.) Ve Bana inansınlar (kavî bir îman-ı kâmil sahibi olsunlar da) doğru yolu bulalar.” (el-Bakara, 186) buyuruyor, sırât-ı müstakîm üzere olalar buyuruyor.

İnşâallah Cenâb-ı Hak Ramazanʼı ihyâ eden kullarından eyler cümlemizi ve temizlenen kullarından eyler -inşâallah-. Ramazan, bir temizlenme mevsimi. Rahmet, mağfiret ve tezkiye iklimi. Hadîs-i şerîfte buyruluyor:

“Eğer kullar Ramazân-ı Şerîf’in faziletini bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını temennî ederlerdi.” (Heysemî, c. III, sf. 141)

Fakat tabi Ramazan, nefse zor geliyor. Uykusuzluk oluyor, yorgunluk oluyor, susuzluk oluyor, bitkinlik oluyor, zor geliyor. Fakat bu zorun da mükâfâtı, Rasûlullah Efendimiz; “bilselerdi” mükâfâtı, o âhirette belli olacak, “bütün senenin Ramazan olmasını temennî ederlerdi.” buyuruyor. (Bkz. Heysemî, c. III, sf. 141)

Mevlânâ Hazretleri de takvâya davet ediyor Ramazân-ı Şerîfʼte:

“Ramazan geldi, artık maddî yiyeceklerden elini çek ki gökten mânevî rızıklar gelsin (rûhâniyet gelsin, huzur hâli gelsin). Bu ay, Ramazan ayı, gönül sofrasının kurulduğu aydır. (Yani rûhâniyeti inkişâf ettirme ayıdır.) Gönlün, bedenin hatâlarından kurtulduğu aydır.”

Kalpler, takvâ ile müzeyyen hâle gelecek. Gönüllerin aşk, îman ile dolduğu bir ay olacak. Gönüller bir rahmet dergâhı olacak. Merhametle, şefkatle, Hâlıkʼın nazarıyla mahlûkâta bakış tarzıyla âbâd olacak gönüller, ihyâ olacak.

Sâlih zâtlardan birinin güzel bir teşbihi var.

“Sene bir ağaçtır.” diyor. Ağaca teşbih yapıyor.

“Receb ayı, bu ağacın yapraklanma ve tomurcuklanma günleridir diyor Receb ayı. Şâban ayı da meyvelenme günleridir diyor. Ramazan ayı ise meyvelerin toplandığı günlerdir.” buyuruyor.

Demek ki böyle bir hasat mevsiminde gaflet uykusuna dalan kimse, mahsûlünü vaktinde toplamayı ihmâl edip de dalında çürüten bir çiftçi (gibi), ağır bir ziyana uğrar -mecâzî olarak ifade-… Ramazanʼı ihyâ edemeyenler…

Efendimiz buyuruyor; üç îkazdan biri;

“Cebrâil bana geldi, (îkaz etti), Ramazân-ı Şerîfʼe girip de affolunmayan kişi, rahmetten uzak olsun.” dedi. (Hâkim, Müstedrek,  IV, 170) Hattâ sürünsün dedi.

Yani Allâhʼın o kadar mükâfat günleri, mükâfat zamanları oluyor. Bu, neye benzer bu Ramazân-ı Şerîfʼi gafletle geçirmek? Hazine üzerinde oturup da açlıktan ölen insanın durumuna benzer. Hazinenin farkında değil!..

Oruç, takvâyı fücûra, riyâzeti oburluğa, zühdü israfa, velhâsıl rûhâniyeti nefsâniyete galip getirmek için nefse karşı girişilen bir cihaddır oruç.

Peygamberler de nübüvvetin rûhâniyetine oruçla hazırlanmışlardır. Mûsâ -aleyhisselâm- Tevrat nâzil olmadan evvel, 30 gün oruç tutturuldu, 10 gün de ilâve, 40 gün oruç tutturuldu. Cenâb-ı Hakʼla kalp mükâlemeye hazır hâle geldi. Rûhâniyet yükseldi, nefsânî hayat iyice düştü.

Îsâ -aleyhisselâm- İncilʼden ilk kelâmı duyuncaya kadar 40 gün 40 gece savm-ı visâl tuttu, iftarsız oruç tuttu. İftar etmeden 40 gün 40 gece oruç tuttu.

Ramazan bir merhamet ayı. Rasûlullah Efendimiz buyuruyor ki:

“Nefsim kudreti elinde olan Allâhʼa yemin ederim ki birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe Cennetʼe giremezsiniz.” Çok ağır bir şey! Tabi bu merhamet nasıl olacak?

Ashâb-ı kirâm dediler ki:

“‒Yâ Rasûlullah! Biz hepimiz merhametliyiz.” Yani rahatız (bu hususta) demek istediler.

Allah Rasûlü:

“‒Yok dedi. Benim kasdettiğim merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değil, bilâkis bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir. Evet bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir.” (Hâkim, IV, 185/7310)

Yani Hâlıkʼın nazarıyla bütün mahlûkâta… Kapındaki kediye-köpeğe, uçan kuşa, yaralı hayvana, hepsine olan merhamet… Onu da yaratan Allah, seni de yaratan Allah…

Bahâüddîn Nakşibend Hazretleri, bütün mahlûkâta şâmil merhameti yaşamak için yıllarca hasta insanlara, hasta hayvanlara baktı. Onlara derman oldu. Ve yine yıllarca yolları temizledi. Ezâ veren şeyleri yollardan kaldırdı. Âcizleri kendisine zimmetli olarak addetti. Burası çok mühim. Yani âcizleri kendisine zimmetli olarak addetti.

Rasûlullah Efendimizʼin bu, mahlûkâta merhamet hususunda sayısız misalleri vardır. Meselâ Mekke Fethiʼne giderken yolda yavrusunu emziren bir kelp görünce, ashâbın başına Sürâkaʼyı dikti, “öbür taraftan geçilsin” buyurdu. (Bkz. Vâkıdî, II, 804)

Yani orada neyi telkin ediyordu? Bir müʼminin, Allâhʼın mahlûkâtına bir hassâsiyeti.

Yine Efendimiz, ateşe atılmış bir karınca yuvası gördü. Bunu bir türlü bu hâli kabullenemedi Efendimiz. Karıncanın yanık yuvası Oʼnun rakik kalbini dehşete sevk etti. Büyük bir teessürle:

“‒Kim yaktı bunu dedi. Ateşle azâb etmek, sadece ateşin Rabbine mahsustur.” buyurdu. (Bkz. Ebû Dâvûd, Cihâd 112/2675, Edeb 163-164/5268)

Yine Ramazân-ı Şerîf mağfiret mevsimi. Rasûlullah Efendimiz buyuruyor:

“Kim, faziletine inanarak ve ecrini Allahʼtan bekleyerek Ramazân-ı Şerîf orucunu (takvâ üzere) tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Savm, 6)

Yine diğer bir hadis, Buhârî:

“Kim inanarak, sevabını Allahʼtan umarak Ramazan gecelerini ihyâ ederse, geçmiş günahları affolunur.” (Buhârî, Terâvih, 46)

Tabi bunlar, borçlar ve kul hakları bunun dışında. Onlar kıyamete kalıyor. Helâlleşecek, onun çaresi yok.

Ramazân-ı Şerîf, rûhu güzelleştirme mevsimidir. Rûhun Cenâb-ı Hakkʼa yakınlaşma mevsimidir.

Oruç, urûca; oruç yani yükselme, Cenâb-ı Hakkʼa yükselmeye vesîle olacak oruç. Namaz ayrı bir vesîle. Namazın Rasûlullah Efendimiz mîraç olmasını istiyor. Mîraç olan namaz, fahşâdan ve münkerden, gözünü, kulağını, hâlini, tasavvurunu koruyor. Oruç, o da bir urûca, Cenâb-ı Hakkʼa yaklaşmaya bir vesîle olmuş oluyor. Sadakalar, zekâtlar, hayratlar, onlar da ayrı bir vesîle. Onlar da bir test, bir imtihan.

Bunun için ne lâzım, takvâ lâzım. Takvâ nedir? Rûhânî istîdatları inkişâf ettirme, nefsânî arzuları bertaraf edebilme, bu vesîle ile kalpte ilâhî müşâhedenin, ilâhî kameranın altında olduğunun idrak ve şuur hâline gelebilmesi. Yani takvâ ile rûhumuzun ufkunun önü açılacak. Rûhumuzu takvâ, müttakîler makamına taşıyacak.

Ramazan, bir insan tipi inşâ ediyor. Bu, rahmet insanı olacak.

Bayram da… Niye bayram geliyor arkadan? Onun güzel bir şehâdetnâmesi olmuş oluyor.

Ramazanʼın diğer bir güzel tarafı var, Ramazanʼın ayrı güzel bir mevsimi var. Bu da infak. Cenâb-ı Hak buradan bizi test ediyor. Çünkü infak, kulu Allâhʼa yaklaştırıyor. Cenâb-ı Hak:

لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça birre, (hayrın faziletine, Allâhʼa olan o kulluğun üstün seviyesine) yaklaşamazsınız…” (Âl-i İmrân, 92) buyuruyor.

Demek ki Cenâb-ı Hak bize niye mal veriyor, imkânlar veriyor, güç-kuvvet veriyor? Demek ki bunları Cenâb-ı Hak yoluna seferber edebilmek… İnfak. Bu Ramazân-ı Şerîf de infâkın en güzel bir mevsimi. Bire on, bire yedi yüze kadar bir ecir var. Büyük bir ikram-ı ilâhî. Bu da Cenâb-ı Hakkʼın sonsuz bir cömertliği…