İnternet Tiryakiliği, Salgın Hastalık Hâline Geldi


DİNLE

DİĞER İZLEME ADRESİ

İNDİR


VİDEO İNDİR SES İNDİR

Video ve sesleri İNDİR linkine sağ tıklayıp Hedefi (Bağlantıyı) Farklı Kaydet diyerek indirebilirsiniz.

METİN

İNTERNET TİRYAKİLİĞİ, SALGIN HASTALIK HÂLİNE GELDİ

وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

“Onlar ki iffetlerini korurlar.” (el-Mü’minûn, 5)

Bu da bir müslümanın insan olma haysiyeti, insan olmanın karakteridir. Bu çok mühim.

Bir misal vereyim. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- zekât olarak toplanan koyunların bulunduğu yere gitti. Yani zekât koyunlarının bulunduğu yere gitti. Bir çoban var, başka kimse yoktu ondan başka. Çoban da ücretli olarak orada çobanlık yapıyordu koyunlara, zekât koyunlarına.

Efendimiz, çobanın yarı çıplak vaziyette dolaştığını görünce hemen çağırdı çobanı. Çok mühim kardeşler bu!

“–Bizim için burada kaç gün çalıştın?” dedi. “Bizden ne kadar alacağın var?” dedi.

Efendimiz’in bu sualinden işine son verileceği endişesi içinde, çoban büyük bir endişeyle:

“–Niçin yâ Rasûlâllah dedi. Yoksa hayvanların bakımında, gözetiminde bir hatâ mı görüyorsunuz?”

Allah Rasûlü:

“–Hayır dedi, ondan değil dedi. Lâkin ben, aramızda çalışan insanların, yalnız kaldıklarında bile Allah Teâlâ’dan hayâ eden kişiler olmasını arzu ediyorum. Yalnız kaldığında Allah’tan hayâ etmeyen kişinin yaptığı iş de hayırlı olmaz.” buyurdu.

Bir daha okuyorum, Efendimiz’in bu şeyini. Çobana dedi ki, yarı çıplak çobana:

“–Hayır dedi, sen işi yanlış yaptığın için değil. Hayır ondan değil. Lâkin ben, aramızda çalışan insanların, yalnız kaldıklarında bile Allah Teâlâ’dan hayâ eden kişiler olmasını arzu ediyorum. Yalnız kaldığında Allah Teâlâ’dan hayâ etmeyen kişinin yaptığı işi istemiyorum.” buyurdu. (Bkz. Beyhakî, Şuab, X, 196/7370; Mervezî, Tâzîmü Kadri’s-Salâh, II, 836)

Gel bugünle kıyâs edelim!.. Bu, yalnızken çıplak olan insan!..

Velhâsıl iffetli yaşamak, insanlığın şânındandır. Erkek olsun, kadın olsun, fazilet timsâli olacak.

Maalesef günümüzde kadın, bir vitrin malzemesi olarak kullanılmaktadır. Cenâb-ı Hak kadının bir fazilet timsâli olmasını, toplumun temeli olan aileye numûne olmasını istiyor. Böyle bir anne, ömürlük bir teşekküre lâyık bir anne oluyor.

Ve bu anneye, bu babaya itaat de şart oluyor.

Lokman Sûresi’nde, Allâh’a itaatten sonra anne-babaya itaat geliyor. Hangi anne-babaya? Böyle bir anne-babaya. Efendimiz…

Kur’ân-ı Kerîm’de 34 yerde Meryem Vâlidemiz devamlı ismi geçen tek Meryem Vâlidemiz, ismen geçen. Orada, 34 yerde Meryem Vâlidemiz’in ismi geçiyor. Îsâ -aleyhisselâm-’dan bahsedilirken Meryem oğlu Îsâ diye geçiyor. Meryem’in faziletini gösteriyor. Meryem’in faziletine; “İffetini koruyan Meryem” buyuruyor Cenâb-ı Hak. (Bkz. el-Enbiyâ, 91)

Velhâsıl iffetin kaybedilmesi, insanlık haysiyetini zâyî etmektir. Diğer mahlûkâtın seviyesine, hattâ daha aşağıya düşmek demektir. Bu bakımdan ahlâk ve nâmus, bütün faziletlerin can damarıdır. Efendimiz de misal olarak şöyle bir duâ tâlim etmektedir:

“Allâh’ım Sen’den hidâyet…” Bir…

İkincisi; “Takvâ.” İslâmı bütün muhtevâsıyla, fazîletiyle yaşayabilmek.

“İffet.” ondan sonra.

“Ve gönül zenginliği istiyorum.” (Müslim, Zikir, 72) diye Efendimiz, bize böyle bir duâyı tâlim ederdi.

Tabi burada en mühim, evlâtlarımızı yetiştirme. Bu, anne-babanın durumunu gösteriyor, anne-babanın muhabbetini gösteriyor, anne-babanın sevgisini gösteriyor. Eğer bu, gerçek muhabbet ise, yavrusunun âhiret saâdetini düşünecek.

Allah, evlâdı emânet olarak veriyor.

“Efendim, şimdi küçük bu, zevkini alsın, yarın…” Yok! Bu, tiryakilik veriyor.

İmam Mâlik Hazretleri:

“Babam diyor, bana bir hadîs-i şerîfi ezberletirdi, bir hediye verirdi. Bir hadîs-i şerîf ezberleyince bir hediye daha verirdi. Öyle bir hâl oldu ki, ben artık hadis ezberlemekten lezzet almaya başladım.”

Bugün maalesef bu… Anne-babanın evlâdını yetiştirmesi, bir sanatıdır. Aksi hâlde, yarın çok zor bir gün olabilir. Nasıl zor gün? Cenâb-ı Hak Yâsîn Sûresi’nde, Cennetlikler, Cehennemlikler toplanacak. Cennetliklere, büyük bir mükâfat;

سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ

(“Onlara merhametli Rabbin söylediği selâm vardır.” [Yâsîn, 58])

Büyük, muhteşem bir merasim, selâmla “Cennet’e buyrun” denilecek.

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

(“Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!” [Yâsîn, 59])

Mücrimler! Siz bu tarafa! Siz Cehennem tarafına, denilecek.

En büyük ayrılık, buradaki ölümle olmayacak, oradaki ayrılıkla olacak. Tabi bu, ne kadar büyük bir hicran olur. Cennet’e gidiyorsun; en yakının Cehennem’e gidiyor. Onun için evlâtlarımız çok mühim. Velhâsıl âyet-i kerîmede:

“Onlar, iffetlerini korurlar.” (el-Mü’minûn, 5)

Cenâb-ı Hak, mü’minin, iffetli olarak yaşamasını arzu ediyor.

Evlilikte üç hususiyet buyruluyor. Cenâb-ı Hak, hiç birbirini bilmeyen iki insan, tanımayan bir insan, öyle oluyor, birbirine en çok yaklaşan, muhabbet duyan insan hâline geliyor. Hattâ terk ettikleri baba-ana ocağından, kurdukları yuva daha kendilerine daha bir huzur veriyor. Kimler bunlar? Müttakî ve müttakiye olurlarsa.

Cenâb-ı Hak âyette “لِتَسْكُنُوا” buyuruyor. (Bkz. er-Rûm, 21) O âile oraya huzur ve saâdet veriyor. Huzur buluyor âilede.

مَوَدَّةً: Sevgi oluyor, muhabbet oluyor. (Bkz. er-Rûm, 21) Yani süflî muhabbetler… Ulvî muhabbetlerle Cenâb-ı Hakk’a yaklaşıyor.

Velhâsıl muhabbetin merkezi Cenâb-ı Hak’tır. “El-Vedûd” sıfatı. Âile hayatında eşler, muhabbetin merkezine yönelirlerse, Cenâb-ı Hakk’ın “el-Vedûd” esmâsının tecellîsine yönelirlerse, sevginin hakikaten lezzeti tadılmış olur.

وَرَحْمَةً: Birbirlerine şefkat, birbirlerine merhamet olmuş oluyor. (Bkz. er-Rûm, 21)

Cenâb-ı Hak:

رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ اِمَامًا

(“…Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl!” [el-Furkân, 74]) buyuruyor.

Bilhassa kız çocuklarımız daha da mühim.

Çünkü Cenâb-ı Hak; “Yâ Rabbi, bize ezvâc, zevceler.” diyor. Burada “erkekler” buyurmuyor, “zevceler” buyuruyor. Demek ki burada bu zevceler, çok mühim. Yani kız evlâtlarına çok ayrı hassâsiyet göstermeli. Çünkü toplum, onların kurduğu yuvalarla, onların yetiştirdiği nesillerle devam edecek.

“قُرَّةَ اَعْيُنٍ”, onlar “göz nûru” olacak o evlâtlar. O evlâtlar göz nûru olduğu zaman, toplum da “وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ اِمَامًا” takvâda örnek olmuş olacağız.

Onun için bu, -kardeşler!- kız çocuğu çok mühim. Mutlaka, mutlaka, onları bir Kur’ân-ı Kerîm kursundan geçirin lütfen.

Anne-baba hakkı ödenmez. Fakat anne-babadan o, kıyamet günü dâvâcı olacak. “Yâ Rabbi diyecek, babam-annem beni ihmâl etti. Beni dünya heveslerine daldırdı. Bugün de böyle oldum. Ben annemden-babamdan dâvâcıyım!” diyecek.

Velhâsıl unutmayacağız ki saâdeti verecek, huzuru verecek, Allah’tır -celle celâlühû-.

Ondan sonra gelen âyet, Cenâb-ı Hak bizim ticârî hayatımız, sözümüz, ahlâkımız, ticârî ahlâkımız üzerinde Cenâb-ı Hak onu istiyor. Burada;

“…Akitlerinde dururlar (sözlerinde dururlar).” (el-Mü’minûn, 8) buyuruyor. Bu da çok mühim.

Söz verdin; ödeyeceksin arkadaş! Kefil oldun; ödeyeceksin! Benim borcum değil… Senin borcun! Kefil oldun çünkü.

Bu çok mühim. Bir müslüman daima sıdk ehli olacak, doğru olacak. En kötü borç, kul hakkı borcudur. O da kıyamete kalıyor.

Cenâb-ı Hakk’a olan borcunu Cenâb-ı Hak dilerse affedebilir, dilerse affeder. Fakat kul hakkı, âhirete kalıyor. Onun için verdiğimiz sözde durmamız lâzım. Sözümüzde; olmadı, işler değişti; gidip onu telâfî etmeye, özür dilemeye vs. bir rızâsını almaya, çarelerine bakmamız lâzım.

Rasûlullah Efendimiz buyuruyor:

“Kıyâmet günü, ecirlerle gelir, sevaplarla gelir. Kul hakkı vardır, borç vardır; o alacaklı karşısında onun sevaplarından alınır alınır, hattâ biter, verecek bir şey kalmaz, o zaman alacaklının günahlarını da almaya başlar.” (Bkz. Buhârî, Mezâlim 10, Rikāk, 48)

Onun için;

“Dünyada rezil olmaktan, âhirette rezil olmak çok daha beterdir.” buyuruyor. (Bkz. İbn-i Esîr, el-Kâmil, II, 319)

Efendimiz’in vefatına yakındı. Bakî Kabristanı’nı ziyaret etti. Oradan sonra Ravza’ya döndü. Ashâb-ı kirâmı topladı:

“–Ashâbım!” dedi.

Bazen Efendimiz kendini misal vererek o şekilde bir îkaz ederdi.

“–Ashâbım dedi, kimin malını aldımsa işte malım, gelsin alsın buyurdu -bilmeden, yanlışlıkla-. Kimin sırtına vurdumsa -ridâsını attı dışarı- işte sırtım, gelsin vursun.” buyurdu. (Bkz. Ahmed, III, 400)

Yani bir mü’min daima adâleti, hakkı tevzî edecek. Bu da bir mü’minin en mühim istikâmeti olacak.

Yine günümüzün şartı, âhiret unutuldu. Neyle unutuldu? Dünyevî zevklerin, lezzetlerin had safhaya çıkması. İffet azaldı maalesef. Tabi bir kesimde -elhamdülillâh- devam ediyor çok şükür. Onlardan güzel evlâtlar da yetişecek onlardan -inşâallah-.

Fâiz arttı. Nedir fâiz? Kur’ânî ifâdeyle; “Allah ve Rasûl’ü ile harp etmektir.” (Bkz. el-Bakara, 279) Kim Allah ve Rasûl’ü ile harp edecek de Allah ve Rasûl’üne gâlip çıkacak? Ya îman gider, ya mal gider! Tabi malın gitmesi daha iyi…

Allah korusun, iş görmek için, öne geçmek için de rüşvet, maalesef!

Bunların hepsi büyük felâket!..

Tabi bunları ne körüklüyor?

Televizyon, internetin -hepsini kastetmiyorum- bazıları. Modalar, bir kısmı kandırmacalar oluyor, reklâmlar…

Onlara karşı hem kendimizi hem de toplumumuzu, yavrularımızı muhafaza etmemiz lâzım.

Bugün en çok bir tiryakilik geldi. Daha evvel içki tiryakiliği vardı. Bugün bir internet tiryakiliği geldi. Bakıyorum herkes yediden yetmişe, elinde telefon, telefonla kendi dünyasına yer bulmaya çalışıyor. Kendi hayaline göre yerler araştırıyor.

Kimi namazda bile, Cuma namazında çıkartıyor, onunla oynuyor.

Velhâsıl bu da büyük bir iptilâ oldu. Bir salgın hastalık oldu. Bir vebâ hâline geldi.

Onun için maalesef günümüzde buna göre, Allâh’ın irâdesinden uzaklaşma var. Kendi nefsânî arzularına göre yaşama var. Bu da Allah korusun felâkete götürüyor. İşte;

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

“…Mücrimler! Siz bu tarafa (siz Cehennem tarafına)!” (Bkz. Yâsîn, 59) denilecek, Allah korusun!..