Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow ŞEBNEM DERGİSİ
Duâda Dikkat
Şubat 2012 Sayı: 84

Bir kimse devamlı olarak; «Yâ Rabbi! Lûtf u kereminle âfiyet ihsan buyur, bizleri âfiyetten ayırma!» der dururdu.
Onun bu sözlerini işiten birisi merakla:
"-Yapmakta olduğun bu duânın mânâsı nedir? Niçin bu kadar sık tekrar ediyorsun?" diye sordu. O da, soruyu yönelten şahsın merakını gidermek için başından geçenleri şöyle hülâsa etti:
"-Ben, sırtında semer ile insanların yüklerini taşıyan ve böylece geçimini temin eden bir hamal idim. Bir defasında çok ağır bir un çuvalını yüklenmiş, uzun bir müddet taşımış ve fazlaca yorulmuştum. İstirahat etmek için bir ara çuvalı yere koydum. Bu arada da içimden:
 
İslâm ile Zarifleşen Sâliha Hanım
Ocak 2012 Sayı: 83

İnsanlık tarihinde kadın, lâyık olduğu gerçek mevkî ve îtibârı ancak İslâm'ın ulvî iklîminde bulabilmiştir. Zira İslâm dışındaki bütün sistemler, kadına değer verdiklerini iddiâ etseler de, aslında kadına sadece vitrin malzemesi olarak kıymet vermiş, onu ekonomik ve nefsânî bir metâ olarak kullanmışlardır.
İslâm, kadının ferdî ve içtimâî hayatına büyük değişiklikler getirmiş ve ona müstesnâ bir kıymet vermiştir. Bunu daha net bir şekilde anlayabilmek için, İslâmʼdan önce, yani câhiliye döneminde yaşamış olan kadınların toplum içindeki zelil durumlarını bilmek kâfîdir.
 
Kölenin Verdiği Ders
Aralık 2011 Sayı: 82
Bir zamanlar, Belh'te büyük bir kıtlık meydana gelmişti. Öyle ki, açlıktan bütün halk tam bir fâciânın eşiğine gelmişti. Çektikleri dert ve ıztıraptan dolayı kalpler yorgun düşmüş, sıkıntı ve yokluk yüzünden sîmâlara hüzün çökmüştü. Gönüllerden taşan sessiz feryatlar, duâlar hâlinde gökyüzüne yükselmekte, akıttığı kanlı yaşlarla gözler toprağı sulamaktaydı. Lâkin ne tuhaftır ki, çarşıda, ahâlînin bütün bu kederli hâline bir nebze bile aldırış etmeden dolaşan, yüzünde güller açmış, neş'eli meczup bir köle vardı. Onun bu davranışına bir mânâ veremeyen yerli halk, başına toplanarak biraz şaşkın, biraz da kızgın bir üslûb ile o köleye hitâben:
"-Bütün insanlar mahzun iken, sen bu derece şen-şakrak olmaya utanmıyor musun? Niçin bu kadar gülüyorsun?" diye sordular.
 
Kibir ve Vakâr Arasındaki İnce Çizgi
Kasım 2011 Sayı : 81
Kays bin Bişr, ibretlik bir hâdiseyi Ebü'd-Derdâ Hazretleri'nin arkadaşı olan babasından şöyle nakleder:

Şam'da, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in ashâbından İbnü'l-Hanzaliyye isminde bir zât vardı. Bu sahâbî, yalnız başına yaşayan ve insanlarla çok az oturup kalkan bir kimse idi. Devamlı namaz kılar, namazdan ayrılıp çoluk çocuğunun yanına giderken de sürekli tesbih ve tekbir ile meşgul olurdu. Biz, Ebü'd-Derdâ Hazretleri'nin yanında otururken bu zât yanımıza uğradı. Ebü'd-Derdâ -radıyallâhü anh- ona:
 
Cömertliğin Zirvesi: Muhtaçken Verebilmek
Ekim 2011 Sayı 80
Halife Hazret-i Ömer, hazinenin gelirleri arttıkça bazı sahâbîlere ve bilhassa Peygamber Efendimiz'in Ehl-i Beytʼine zarûrî ihtiyaçlarını karşılamaları için yıllık tahsisat bağlamıştı. Bunlar arasında Âlemler Sultânı Efendimiz'in muhtereme zevcelerinden biri olan Zeynep bint-i Cahş'a, Beytü'l-Mâl'den tahsis edilen miktar ise on iki bin dirhemdi.
İlk tahsîsâtı kendisine gönderildiğinde Zeynep Vâlidemiz, bu kadar çok parayı bir arada görünce şaşırdı ve getiren şahıslara:
 
İmanın Yarısı: Şükür
Eylül 2011 Sayı 79

Ebû Hüreyre -radıyallâhü anh-'ın rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte, Peygamber -sallallâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz'in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

"İsrâiloğulları arasında, biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör, üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları denemek istedi ve kendilerine bir melek gönderdi.

Melek, ala tenliye gelerek:

«-En çok istediğin şey nedir?» dedi. Ala tenli:

«-Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu hâlin benden giderilmesi...» dedi. (Bu söz üzerine) melek onu sıvazladı ve vücudundaki ala tenlilik gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa:

 
Sabır ve Rızâ
Ağustos 2011 Sayı: 78

Vefâyât adlı eserinde İbn-i Hallikān, şu hâdiseyi nakletmektedir:"Urve bin Zübeyr -radıyallâhü anh-, oğlu Muhammed ile birlikte, Halîfe Velid bin Abdülmelik'i ziyaret maksadıyla Medîne'den Şam'a gitmişti. Oraya vardıklarında çok sevdiği oğlu Muhammed, bir ara hayvanların bakımı için ahıra girdi. Lâkin serkeş bir hayvanın kendisine attığı fecî tekme neticesinde hemen orada vefat etti.

 
Hayâ, Yalnız Hayır Getirir
Temmuz 2011 Sayı: 77
Rasûlullah (s.a.v.) bir gün zekât olarak toplanan koyunların yanına gitmişti. Koyunların yanında, onlara bakmak üzere ücret mukâbili tutulmuş olan bir çoban bulunuyordu. Efendimiz (s.a.v.), çobanın orada yarı çıplak vaziyette dolaştığını görünce hemen yanına çağırdı ve:
 "‒Bizim için kaç gün çalıştın, bizde ne kadar alacağın var?!" diye sordu.
 
Gündüzü Karanlık Olanları Ara
Sayıs 76 Haziran 2011
Cömertliğiyle meşhur olan Hâtem-i Tâî'nin, tıpkı kendisi gibi kerem sahibi bir annesi vardı. İsmi Utbe bint-i Afîf idi. Şiir söyleme kâbiliyetiyle de meşhur olan bu hanım, aynen oğlu gibi, kendisine ihtiyacını arz etmek için gelen hiç kimseyi eli boş göndermeyen, merhamet ve şefkat ummânı bir gönle sahipti.
 
Kimler Şehiddir?
Yıl : 2011 Ay: Mayıs Sayı: 75

Allah Teâlâ'nın bir ism-i şerîfi de; "Her şeye şâhid olan, her hâlin zâhirine ve bâtınına vâkıf, gözetleyen ve bilen mânâlarına" gelen "eş-Şehîd"dir. Bu sıfat-ı ilâhî, Nisâ Sûresi'nin 33. âyetinde:
"Şüphesiz Allah, her şey üzerinde şâhiddir." şeklinde bildirilirken, Mücâdele Sûresinin 6. âyetinde:
"...Allah onların yaptıklarını bir bir saymıştır. Oysa onlar, unutmuşlardı. Hâlbuki Allah her şeye şâhiddir." şeklinde zikredilmektedir.
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki > Sona Git >>


Şebnem Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2012 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim