Yıl: 2007 - Ay: Ocak - Sayı: 23 |
“Anne hakkına dikkat et! Onu başında taç et! Zira anneler doğum sancısı çekmeselerdi, çocuklar da dünyaya gelmeye yol bulamazlardı.”
Hazret-i Mevlânâ |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Aralık - Sayı: 22 |
Yolcular, yolculuklarında gidecekleri menzile göre hazırlık yapar, yanlarına en lüzumlu şeyleri mutlaka alırlar. Yolun uzunluğu ve gidilen yerin kadr u kıymetine göre maddî ve mânevî heybelerini doldururlar.
Yolculuk, sıradan bir yere ise sıradan bir hazırlık yeter. Önemli bir yere ise, ciddî bir tedârik ister. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Kasım - Sayı: 21 |
|
Şu uçsuz bucaksız kâinat, insanın ne gibi fazîlet sıfatlarıyla mücehhez olması gerektiğini en güzel ve pek mânâlı bir şekilde telkin eder. Aynı zamanda ne gibi menfîliklerden uzak durmak gerektiğini de bildirir. Çünkü bu kâinat kitabı, müsbeti ve menfîsiyle baştan sona hikmetler ve ibretler sergisidir. Bu sergide çukurundan zirvesine kadar her türlü olumsuz ve olumlu hâle, sayısız misal görmek mümkündür. Dolayısıyla insan sadece yerleri ve gökleri gönül gözüyle seyretse bile neler neler okur, ne dersler alır. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Ekim - Sayı: 20 |
|
Dünya ve hayat ibretlerle doludur. Cenâb-ı Hak, bu ibretlerle, binbir mâlumdan binbir meçhule pencere açar. Böylece şu fânî âlemde kâh fırtına, kâh deprem, kâh tsunami, kâh amansız yangın ve kâh trafik kazalarıyla devamlı olarak aslında bizlere ibretle perdelerin öteleri gösterilir. Neticede bize ilâhî takdir sergilenir; hangi durumda kimler yanar, kimler batar, kimler yıkılır, kimler mahvolur, kimler kurtulur, hepsini net bir şekilde müşahede ederiz. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Eylül - Sayı: 19 |
|
İnsandaki bütün haslet ve istidatlar, bir yönüyle nîmet, diğer yönüyle âfet olabilecek özelliktedir. Bunlar, insanın olgunluk seviyesine göre ortaya çıkar. Yani Cenâb-ı Hak, bizlere bütün kabiliyet ve imkânları, tabiri câizse, müspet veya menfî her iki şekilde de işlemeye müsait bir "ham malzeme" olarak vermiştir. Yine insanoğluna lutfedilen her bir nîmet, ayrı bir külfet ve sorumluluk yükler. Sorumluluğun derecesi, nimetler nisbetindedir. Bu durumda insana düşen, sahip olduğu bütün kabiliyet ve imkânları, en doğru bir sûrette ve tam yerinde kullanabilme maharetini göstermek ve onları nîmet hüviyetinde değerlendirebilmektir. Aksi hâlde başını âfet ve musîbetlerden kurtaramaz. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Ağustos - Sayı: 18 |
“Ölüm gelmeden önce tevbe etmekte acele ediniz….”
(Münâvî, Feyzü’l-kadîr, V, 65)
Cenâb-ı Hak, insanoğlunu doğuştan hayra daha fazla meyilli olarak halketmiştir. Ancak, doğduğu andan itibaren yakın ve uzak çevresi, onun şekillenmesine tesir eder. Evlatlar, temiz fıtratlarıyla anne-babaya teslim edilen ilâhî emânetlerdir.
|
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Temmuz - Sayı: 17 |
|
Cenâb-ı Hak, imtihan maksadıyla yarattığı dünya hayatını zıtlar üzerine tesis etmiştir. Bu sebeple güzel de bulunacaktır, çirkin de; hayır da bulunacaktır, şer de… Bu dünyanın bir parçası olarak yaratılan ve bu tezatlar arasında kalan insanoğlu da, kendi nefsine yerleştirilen takvâ ve fücur, hayır ve şer duyguları arasında her ân imtihandan geçmektedir. Bu sayede kimileri gönül âlemini güzelleştirmekte ve hayra meyletmekte; kimileri de iç dünyasını çirkinleştirerek şerrin, yani kötülüğün bendesi hâline gelmektedir. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Nisan - Sayı: 16 |
|
Normal şartlarda annelik duygusu, bir evlâda ve yavruya hiçbir şekilde kıymaya izin vermez. Bu yüksek duygu, hayvanlarda bile şâhit olunan ilâhî bir gerçektir. Nitekim bir belgesel çekiminde tespit edilen şu ibretli misâl, bu gerçeğin apaçık bir tecellîsidir:
|
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Nisan - Sayı: 16 |
|
Zamanlar içinde, yaratılışın başlangıcından âlemin yok olacağı âna kadar en mes’ûd ân, hiç şüphesiz âhir zaman Peygamberi’nin dünyâyı teşrîf ânıdır.
|
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Nisan - Sayı: 16 |
|
İnsan idrâki, hayatın med-cezirleri, yani yokuş ve inişleri içinde, “yaşama sevinci” ile “ölümde ürperiş” gibi iki müthiş zıdlığın arasında bir ömür boyu çalkalanır durur. Dâimî bir akış içinde olan hayat ile ölümün hakîkî mânâları idrâk edilmeden, yaratılışın sır ve hikmeti ile insanın gerçek mâhiyeti de lâyıkıyla kavranamaz. Kâinâtın küçük bir kopyası olan vücûdumuzda her ân kaç bin hücre doğuyor ve ölüyor. Sanki o, tıpkı kâinât gibi; bir tarafıyla doğumevi, bir tarafıyla mezarlık… İşte fânî olan bu hayat sahnesinde gerçekleşen nefsânî başarılar, deniz kenarında oynayan çocukların, gelecek bir dalga ile yok olmaya mahkûm, kumdan yapılmış evleri ve oyuncakları kabîlindendir.
|
|
|
|
|