Yıl: 2008 - Ay: Ekim - Sayı: 44 |
|
Bir milletin istikbâlini önceden görebilmek kerâmet değildir. Zîrâ gençlerin temâyüllerini seyretmek, bunu teşhis için kâfîdir. Her devrin gençliği kendi karakterine uygun bir şekilde enerjisini harcayabileceği ayrı bir heyecan âleminde yaşar. Bu yaşayış da bütün bir milletin âdeta nabzı olur. Başka bir ifadeyle her millet, gençliğinin his ve fikir dünyasına göre şekil alır. Eğer bir millette gençler güçlerini hayır, mâneviyât, fedâkârlık ve fazîlet yolunda sarf ediyorlarsa, o milletin istikbâli mükemmeldir. Aksine gençler, güç ve kuvvetlerini nefsâniyete, yani kaba kuvvete esir ve râm ediyorlarsa, âkıbet hezîmettir. |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Eylül - Sayı: 43 |
Mü’minin hayatına mânâ ve kıymet katan en mühim vasıflar, ihlâs ve takvâdır. Çünkü ihlâs ve takvâ ile Cenâb-ı Hakk’a kulluğu zirveleştirmek, hayatın ana gâyesi ve kulun varlık hikmetidir.
Takvâ, nefsânî arzuları köreltmek, rûhânî istîdatları inkişâf ettirmektir. Yani mü’minin sadece Allâh’ın rızâsını araması ve bu sâyede Cenâb-ı Hak ile dostluğun teminidir. |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Ağustos - Sayı: 42 |
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri, sohbetlerinde talebelerini haramlardan sakındırır, hayırlı amellere teşvik ederdi. Ömür sermâyelerini en güzel şekilde kullanabilmeleri için devamlı amel-i sâlih peşinde bir hayat yaşamalarını isterdi. Birgün talebelerinden biri:
“–Üstâdım! Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-: «لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهَ sözü, yâni
kelime-i tevhîd, cennetin anahtarıdır.» buyuruyor. Bizi bu kadar sıkıştırarak korkutmanıza gerek var mı?” diye sorar. |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Temmuz - Sayı: 41 |
Bir Hak dostu, ibret nazarıyla seyrettiği bir manzaradan hareketle insanoğlunun ihtirâsını şöyle ifâde buyurur:
Bir gün bir ağacın altında oturmuş dinleniyordum. Bir karınca dikkatimi çekti. Kendinden hayli büyük bir ekmek kırıntısını yüklenmiş, sürükleye sürükleye götürüyordu. Bazen bir su birikintisiyle karşılaşıyor ve etrafından dolaşıyor, bazen de otlara takılan ekmeğin ucunu kurtarmak için didinip duruyordu. Ama ne ekmek parçasını bırakıyor, ne de rahatça taşıyabilmek için ekmeği ufaltıp küçültmeye râzı oluyordu. Bu şekilde o sıcak günde, bu ekmek parçasını uzun bir mesafe taşıdı. Nihâyet yuvasına geldi. Lâkin yuvasına giden koridor küçük, taşıdığı lokma ise büyüktü. Binbir zahmetle yuvanın ağzına kadar getirdiği ekmek parçasını bir türlü içeriye sokamıyordu.
|
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Haziran - Sayı: 40 |
Mevlânâ Hazretleri, oğlu Bahâeddîn Veled’e şöyle nasihat eder:
“Bahâeddîn! Eğer dünyâdayken cennette bulunmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma! Çünkü bir kardeşini dostlukla anarsan, dâimâ sevinç içinde olursun. İşte o sevinç, dünyâ cennetinin tâ kendisidir. Eğer bir kimseyi kin ile anarsan, dâimâ üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da cehennemin tâ kendisidir.
Dostları andığın vakit, içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar. Seni incitenleri andığın vakit ise, için dikenler ve yılanlarla dolar, rûhun sıkılır, kâbuslanır, içine bir pejmürdelik gelir. Bütün peygamberler ve velîler, mü’min kardeşlerini gönül saraylarına aldılar. Onların bu fazîleti, halkı cezbetti. Kendi arzularıyla onların ümmeti ve mürîdi oldular.” (Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, II, 210) |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Mayıs - Sayı: 39 |
Hak yolunda ön saflarda bulunmak, hem bereketli hem de mes’ûliyetlidir. Zîrâ önde bulunanların güzellikleri etraflarına tesir ettiği gibi, bunun zıddına yanlışlık ve çirkinlikleri de etrafları tarafından doğru telâkkî edilerek taklîd edilebilir.
Meşhur hikâyedir; anne yengeç yavrusuna:
“–Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum! Düzgün yürüsene!” der.
Yavrusu ise:
“–Peki anne! Önce sen önümde düzgünce yürü, ben seni takip ederim.” karşılığını verir. |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Nisan - Sayı: 38 |
|
“Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: «Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin!» derler.” (Fussilet, 30) |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Ocak - Sayı: 35 |
Kıymetli Okuyucularımız,
“Gönül İkliminde Damladan Deryaya” başlığıyla bu sayfalarda bir silsile hâlinde yayınlanan bu roman, günümüz gençliğini özetleyen ve onun yaşayışına derinden tesir eden gerçekler etrafında kaleme alınmıştır. |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Ocak - Sayı: 35 |
|
Melek, babasının ölümünden sonra İffet Anne’nin ziyaretine daha sık gitmeye başladı. Yunus Dede’nin haftalık Mesnevî derslerini ise hiç kaçırmıyordu. Her iki yere de genellikle Şebnem’le birlikte gidiyorlardı. İffet Anne, onların her yönden İslâm’a yakışır derecede bilgili ve görgülü birer hanımefendi olmaları ve topluma bir Müslüman genç kız yüreği sergilemeleri için güzel nasihatlerde bulunuyor ve dînî bilgiler veriyordu. |
|
|
|
Yıl: 2007 - Ay: Aralık - Sayı: 34 |
Müge, Müjgan’a kırgın da olsa hissettirmedi. Böyle anlarda Şebnem’in kendisine nasıl nezâketle davrandığı aklına gelmişti. Samimiyet dolu bir sesle Müjgan’a mukabelede bulundu:
“–Allâh’a şükür, çok huzurluyum. Sen nasılsın?” |
|
|
|
|