Yıl: 2006 - Ay: Nisan - Sayı: 16 |
|
Zamanlar içinde, yaratılışın başlangıcından âlemin yok olacağı âna kadar en mes’ûd ân, hiç şüphesiz âhir zaman Peygamberi’nin dünyâyı teşrîf ânıdır.
|
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Nisan - Sayı: 16 |
|
İnsan idrâki, hayatın med-cezirleri, yani yokuş ve inişleri içinde, “yaşama sevinci” ile “ölümde ürperiş” gibi iki müthiş zıdlığın arasında bir ömür boyu çalkalanır durur. Dâimî bir akış içinde olan hayat ile ölümün hakîkî mânâları idrâk edilmeden, yaratılışın sır ve hikmeti ile insanın gerçek mâhiyeti de lâyıkıyla kavranamaz. Kâinâtın küçük bir kopyası olan vücûdumuzda her ân kaç bin hücre doğuyor ve ölüyor. Sanki o, tıpkı kâinât gibi; bir tarafıyla doğumevi, bir tarafıyla mezarlık… İşte fânî olan bu hayat sahnesinde gerçekleşen nefsânî başarılar, deniz kenarında oynayan çocukların, gelecek bir dalga ile yok olmaya mahkûm, kumdan yapılmış evleri ve oyuncakları kabîlindendir.
|
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Ocak - Sayı: 15 |
Hayat yollarının kıvrımları ve iniş-çıkışları döne dolaşa kabre varır. İnsanlar, yaşadıkları hakîkat ve niyetler üzere ölürler. Bu dünya hayatında vicdan huzûru içinde yaşamanın, îman ile son nefese kavuşabilmenin ve nihâyet ebedî âlemdeki ilâhî neş’e ve safâlara kavuşmanın en emin yolu, kulun “hamd”, “sabır”, “şükür” ve “zikir” hâlinde istikamet üzere bulunmasından geçer.
|
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Ekim - Sayı: 14 |
|
İnsanoğlu, hayatın inişli ve yokuşlu yollarında bazen hoşuna giden, bazen de kendisini içten içe yıpratan hâdiselerle karşılaşır. Neşe ve mutluluk veren olaylar, onu minnet ve şükrân hislerine yönelttiği gibi; üzüntü, musîbet ve keder ânları da yürek darlığı, gönül yorgunluğu ve yalnızlığa sevkeder. |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Ekim - Sayı: 12 |
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî hazretlerinin şaheseri olan Mesnevî, öyle büyük bir eserdir ki; bilgi, tecrübe ve hâl îtibariyle başlangıç seviyelerindeki geniş halk kitlelerinden (avam), ilmî ve mânevî seviyesi zirvede olan “havass”a kadar bütün muhataplarını kendisine hayran bırakmıştır. Böyle bir eseri telif etmek kolay değildir; bu ayrı bir gönül sanatı ve ilâhî ikramdır.
|
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Nisan - Sayı: 12 |
Cenâb-ı Hak, Şems Sûresi'nde yedi yeminle insanın iç âlemine “fücûr” ve “takvâ” nın ilhâm edildiğini; içindeki fücûru bertaraf edip takvâya ulaşanların kurtuluşa ereceğini; aksine o nefsânî, süflî arzularına râm olanların ve iç âlemlerini günahlarla karartanların da ziyâna uğrayacağını haber vermiştir.
|
|
|
|
Yıl: 2004 - Ay: Ekim - Sayı: 10 |
|
Cenâb-ı Hak dünyâ hayâtını bir imtihan âlemi olarak yaratmış, bu yüzden insanoğlunu hayra da şerre de temâyül edebilecek bir kâbiliyet ile techîz etmiştir. Dolayısıyla her bir kulun iç dünyâsı, hak ile bâtıl ve hayır ile şer temâyülleri arasında bir mücâdele sahasıdır. Cenâb-ı Hak, kullarının bu mücâdeleden gâlip çıkarak cennete nâil olabilmeleri için onlara başta peygamberler olmak üzere hidâyet rehberleri lutfetmiştir. |
|
|
|
Yıl: 2004 - Ay: Temmuz - Sayı: 9 |
"Ne saadettir o kişiye ki, yoldaşı hased değildir." (Hz. Mevlânâ)
Cenâb-ı Hak insanı "ahsen-i takvîm", yâni en güzel bir yaratılış ile halketmiş, onu "kulluk" ile mükellef kılmıştır. Bu kulluk vazîfesini gerçekleştirebileceği vasıfları da lutfetmiştir. Fakat dünyâ hayatındaki "imtihan" sırrından dolayı insana bu rahmânî vasıflarla birlikte, kulluk vazîfesine mânî olacak nefsânî temâyüller de vermiştir. Bu ilâhî imtihanda muvaffak olmak isteyen bir kul, nefsânî menfîlikleri, tıpkı buza gömülen bir yılan gibi hareketsizliğe mahkûm ederek bütün hâl ve davranışlarına rahmânî temâyülleri gâlip kılmak mecbûriyetindedir. |
|
|
|
Yıl: 2004 - Ay: Nisan - Sayı: 8 |
|
Muhabbet, iki kalb arasında bir cereyan hattıdır. Sevenler, hiçbir zaman sevdiklerini gönüllerinden ve dillerinden düşürmezler. Sevdiklerine imkânlarını cömertçe sunmak sûretiyle, ömür boyu fedâkârlıklarının huzûru içinde yaşarlar. |
|
|
|
Yıl: 2004 - Ay: Ocak - Sayı: 7 |
Cenâb-ı Hak insanı hayra da şerre de istidâtlı olarak halk etmiş ve onu, kulluk mes'uliyetinin emânet edildiği yegâne varlık kılmıştır.
Onun benliğini, hayra ve şerre temâyül tohumları ile donatmış, dünyadaki huzur ve âhiretteki saâdete ulaşmasını, iç âleminin "kalb-i selîm" hâline gelebilmesine bağlamıştır. Bunu gerçekleştirmenin ehemmiyeti ve zorluğu, Şems sûresinin ilk âyetlerinde tam on bir yeminden sonra îlân edilmiştir. |
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>
|
47 sonuçtan 31 - 40 arası gösteriliyor
|