Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow ŞEBNEM DERGİSİ
İlâhî Affın Dışında Bırakılan Hak: Kul Hakkı
Yıl: 2009 - Ay: Kasım - Sayı: 57
Tarihin silinmez sayfalarına, ecdâdımızın büyük birdestan olarak kaydettiği Çanakkale Savaşı sırasında, Kocadere Köyü’nde, cepheden gelen yaralılara ilk müdahalenin yapıldığı büyük bir sargı yeri kurulur. Bu sargı yerine kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Adıyamanlı, kimi Halepli çok sayıda yaralı getirilmektedir.
Bu yaralılardan biri de, Lapseki’nin Beybaş Köyü’ndendir ve yarası da oldukça ağırdır. Yaranın kendisine verdiği derin ıztıraptan dolayı nefesini dahî güçlükle alıp verebilmektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Derin bir nefes aldıktan sonra şehâdet arzusuyla yanan gönlünden dudaklarına tane tane şu kelimeler dökülür:
“–Ben bir pusula yazdım… Lütfen onu arkadaşıma ulaştırın…” Tekrar konuşabilmek için bir müddet sükût eder, yine derin bir nefes aldıktan sonra, defalarca yutkunarak şu cümleleri sarf eder:
“–Ben… Ben köylüm Lapsekili İbrahim Onbaşı’dan 1 mecit borç almış idim… Kendisini tekrar göremedim. Belki onu görmeden şehâdet şerbetini içmek nasip olur. Ölürsem, söyleyin ona, bana hakkını helâl etsin.”
 
Nefs-i Emmâre'nin Tuzağı
Yıl: 2009 - Ay: Ekim - Sayı: 56
Mevlânâ Hazretleri, nefs-i emmârenin, rûhâniyeti bertaraf edebilmek için ne gibi hilelere başvurduğunu, bizlere şu temsîlî hikâye ile nakleder. Bu hikâyede fare, nefs-i emmâreyi; kurbağa da rûhâniyeti temsil etmektedir.
“Hilekâr bir fare ile vefâkâr bir kurbağa, kaderleri icabı dere kıyısında tanıştılar, birbirlerine yakınlık duydular. Her ikisi de bu yakınlığın devamı için bir buluşma vakti kararlaştırdı. Böylece her sabah belirli bir yerde bir araya geliyor, birbirleriyle dertleşiyor, gönüllerini vesveselerden, üzüntülerden ve korkulardan gûyâ kurtarıyorlardı.
 
Îmânın İlk Meyvesi: Merhamet
Yıl: 2009 - Ay: Eylül - Sayı: 55
Kâmil bir mü’min, gönül insanıdır. Merhamet, şefkat ve diğergâmlık, onun gönül dokusunun en belirgin vasfıdır. Kulu kalben Rabbine yakınlaştıran ilâhî bir cevher olan bu vasıf, aynı zamanda îmânın da bu âlemdeki en büyük şâhidi ve delîlidir. Nitekim in­san rûhunun ula­şabileceği ol­gun­luk se­mâ­sı­na çı­kışın yegâne yo­lu, mer­ha­met ve şefkat basamakların­dan geç­mek­te­dir.

Yaratılan her şeye gösterilen engin merhamet, kulu, Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ummânında ihyâ eden müstesnâ bir nimettir. Nitekim hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökyüzündekiler de sizlere merhamet etsin!”(Tirmizî, Birr, 16)
 
Kitâb-ı Kâinât: Kur’ân-ı Kerîm
Yıl: 2009 - Ay: Ağustos - Sayı: 54
Cenâb-ı Hakk’ın, insanlığa rahmetinin en büyük tecelligâhı olan Kur’ân-ı Kerîm, beşeriyet için kıymeti târiflere sığmayacak derecede ulvî bir nîmettir.
Nitekim, Cennet’e dâvet edilen insan için, hayat yolculuğunun meçhullerini mâlum kılan, problemlerini en güzel bir sûrette çözüme kavuşturan, karanlıklarını nûruyla aydınlatan bu nîmet; akıl ve kalp için her bakımdan tatminkâr deliller ihtivâ eder.
 
İslâm Şahsiyeti Sergilemek
Yıl: 2009 - Ay: Temmuz - Sayı: 53
Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Yâni O, 1400 sene evvelinden kıyâmete kadar en alt kademeden en üst kademeye her meslekteki insana fiilî kıstas, yani emsalsiz bir numûne, bir muallim ve rehberdir. O’nun her hâli, söz ve davranışı; bugünkü psikoloji ve pedagoji ilimlerinin ulaşabildiği noktanın da zirvesini teşkil eder. Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i kendisine kıstas alan mü’minin gönlü, solmaz bir saâdet bahçesidir. Nitekim İslâm hukuk metodolojisinin meşhur sîmâlarından Karâfî:
“–Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in başka hiçbir mûcizesi olmasaydı, yetiştirmiş olduğu ashâb-ı kirâm Allâh Rasûlü’nün nübüvvetini ispâta kâfî gelirdi.” demiştir.
 
Îman, İspat İster
Yıl: 2009 - Ay: Haziran - Sayı: 52
Rivâyete göre Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- ashâbından Hârise’ye:
“–Ey Hâ­ri­se, na­sıl sa­bah­la­dın?” di­ye sor­du.
Hârise -radıyallâhu anh-:
“–Ha­kî­kî bir mü’­min ola­rak!” ce­vâ­bı­nı ver­di.
Bu defâ Pey­gam­ber Efen­di­miz -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
“–Ey Hâ­ri­se! Her hâl ve ha­kî­ka­tin bir ispatı var­dır. Se­nin îmâ­nı­nın ha­kî­ka­ti­nin ispatı ne­dir?” bu­yur­du.
Hâ­ri­se -radıyallâhu anh-:
“–Yâ Ra­sûlallâh! Dünyadan el-etek çe­kin­ce, gün­düz­le­rim su­suz, ge­ce­le­rim uy­ku­suz hâ­le gel­di. Rab­bi­min Arş’ını açık­ça görür gibi oldum. Birbirlerini ziyâret eden cennet ehli ile, yekdiğerine düşman kesilen cehennem ehlini görür gibiyim.” dedi.
 
Hakikat, Zıtlarla Netleşir
Yıl: 2009 - Ay: Mayıs - Sayı: 51
İstanbul’un büyük velîlerinden Sümbül Efendi, bir gün talebelerine:
“–Eğer bütün dünyayı baştan sona değiştirme imkânına sahip olsaydınız, neler yapardınız?” diye sormuş.
Her bir talebe, kendi gönül ufkuna göre en doğru, en güzel ve en mutlu dünyayı târif etmiş. Kimi:
“–Dünyadaki bütün kötülüklerin yok olmasını isterdim!” demiş. Kimi:
“–Bütün dünyanın cennet bahçesi misâli, çiçeklerle müzeyyen olmasını isterdim.” demiş. Kimi de:
“–Bütün gariplerin sevindiği, çâresizlerin dertlerine çâre bulduğu, bütün hastaların şifâ-yâb olduğu huzur dolu bir dünya isterdim.” diye cevap vermiş.
 
Mihrin Böylesi!
Yıl: 2009 - Ay: Nisan - Sayı: 50
Yaratılış hikmetlerine binâen hanımlar, ulvî bir vazife olan anneliğin gerektirdiği müstesnâ bir duygu derinliği ile donatılmışlardır. Bu yüzden çok hissî ve nâzik varlıklardır. Maddî yapıları da erkeğe göre daha zayıftır. Toplum hayatında, bir erkek kadar dirençli ve kuvvetli değildirler. Kazanç ve geçim noktasında da ekseriyetle kocalarına tâbî durumdadırlar.
Bu bakımdan nikâh rûhâniyeti altında meşrû bir âilenin temelleri atılırken hanımların bu zayıflıklarına mukâbil, onlara Cenâb-ı Hak tarafından özel bir ikrâm olarak “mihir” hakkı lutfedilmiştir.
 
Sâliha Bir Annenin Kızına Nasihatleri
Yıl: 2009 - Ay: Mart - Sayı: 49
Evlâtlar, anne-babaların kendilerinden sonra devam eden parçalarıdır. Bu yüzden anne-babalar, onların hayatları boyunca mutlu ve huzurlu olmalarını arzu ederler. Yine onların rahatı ve huzuru için gecesini gündüzüne katar; kendi yemez, evlâdına yedirir; kendi giymez, evlâdını en güzel şekilde giydirmeye çalışırlar. Yavruları hastalandığında başında bekler, şefkat ve merhamet kanatlarıyla onun etrafında âdeta pervâne olurlar.
 
Asr-ı Saâdetten Sâliha Hanım Modeli
Yıl: 2009 - Ay: Şubat - Sayı: 48
Muaz bin Cebel’in halasının kızı olan Esmâ -radıyallâhu anhâ-, Medîneli kıymetli hanım sahâbîlerdendir. Akıllı, ince düşünüşlü, yerinde ve zamanında söz söylemesini bilen, merâmını güzel ifâde eden bir hanım olduğu için kendisine “Hanımların Sözcüsü” mânâsında “Hatîbetü’n-Nisâ” adı verilmişti. Kendisinden 81 hadîs-i şerîf rivâyet edilmiştir.
Medîneli hanımlar, çok fasih ve beliğ hitâbeti olan Esmâ -radıyallâhu anhâ-’ya gelip mânevî dertlerini anlatarak, kendi durumlarını sorması için onu Peygamber Efendimiz’in huzuruna elçi olarak gönderdiler. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Esmâ -radıyallâhu anhâ-’yı görünce yanındakilere:
“–Esmâ kimsenin hatırına gelmeyen sorular sorar.”buyurdu.
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Sona Git >>


Şebnem Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2010 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim