Namazın Ehemmiyeti

DiNLE

DİĞER İZLEME ADRESİ

İNDİR


VİDEO İNDİRSES İNDİR

Video ve sesleri İNDİR linkine sağ tıklayıp Hedefi (Bağlantıyı) Farklı Kaydet diyerek indirebilirsiniz.

METİN

NAMAZ ÇOK MÜHİMDİR

Cenâb-ı Hak bizden dosdoğru namaz istiyor. Huşû ile namaz istiyor. Bir yasak savar gibi, araya sıkıştırır gibi bir namaz istemiyor.

Efendimiz buyuruyor:

“Bir kimse cemaatle namaz kılıyorsa, beş vakit cemaatle kılıyorsa onun müʼmin olduğuna şehâdet edin.” buyuruyor. (Bkz. İbn-i Mâce, Mesâcid, 19)

Namaz çok mühim. Bu, Sekar Cehennemiʼne girenler var, Müddessir Sûresiʼnde (bildirilen). Cennetlikler onlara uzaktan sesleniyorlar:

“‒Siz ne yaptınız böyle Cehennemlik oldunuz?” diyorlar.

Onların ilk (cevâbı):

“‒Biz namaz kılanlardan değildik.” diyorlar. (Bkz. el-Müddessir, 43)

Namaz, bir müʼminin kalbinin derecesini gösteren bir kartviziti. Öyle bir namaz olacak ki o, fahşâdan ve münkerden men edecek.

Gelişigüzel, ruhsuz kılınan bir namaza da Cenâb-ı Hak:

فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ

“Yazıklar olsun o namaz kılana!..” (el-Mâûn, 4) buyuruyor.

Bir de kılmayanların durumunu düşünmemiz lâzım.

Yine sahâbe, nasıl bir Kurʼânʼla hemhâldi? Bir seferde Efendimiz, Abbad ile Ammar isimli iki sahâbîyi nöbetçi kıldı gece. Abbad, namazı, nöbetçiyken gece, birkaç ok yedi namaz kılarken. Namazını bozmadı. Fakat öyle bir hâle, düşecek hâle geldi:

“‒Ammar! Kalk (dedi), benim (dedi), gücüm kayboldu.” dedi.

Ammar dedi ki:

“‒Abbad! (Dedi.) Niye (dedi), ilk oku yediğin zaman haber vermedin?”

“‒Öyle bir sûre okuyordum ki, o sûrenin öyle bir akışına, vecdine, istiğrak hâline geldim ki, eğer Allah Rasûlü beni nöbetçi olarak dikmeseydi, yine oklar yer, ölürdüm, yine son nefesime kadar âyetleri okumaya devam ederdim.” buyuruyor. (Bkz. Ebû Dâvûd, Tahâret, 78/198; Ahmed, III, 344; Beyhakî, Delâil, III, 459)

Demek ki Kurʼânʼın ruhlara tesir etmesi… Bu da ancak takvâ ile.

Yine Kurʼân-ı Kerîmʼde Cenâb-ı Hak:

“Kurʼân-ı Kerîmʼi Biz indirdik, elbette onu yine (kıyâmete kadar) Biz koruyacağız.” (el-Hicr, 9) buyuruyor.

Yine Cenâb-ı Hak Enbiyâ Sûresiʼnde:

“Andolsun size öyle bir Kitap indirdik ki, sizin bütün şan ve şerefiniz ondadır…” (el-Enbiyâ, 10)

Yani Kurʼânʼla yaşamanızdır, Kurʼânʼla hemhâl olmanızdır.

Ondan sonra yine Cenâb-ı Hak devamında:

“…Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (el-Enbiyâ, 10) buyuruyor. Cenâb-ı Hak size bu kadar nîmet veriyor.

“Andolsun size öyle bir Kitap indirdik ki, sizin bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (el-Enbiyâ, 10) buyuruyor.

Yani büyük bir servet veriliyor, o servete karşı bir donuk kalmak;

“…Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (el-Enbiyâ, 10) Cenâb-ı Hak buyuruyor.

Cenâb-ı Hakkʼın murâdı nedir? -Sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, inen âyetleri nasıl hayata geçirdi?

Velhâsıl kâinâtın, ilâhî ders kitabı Kurʼân-ı Kerîm. Bir beyan mûcizesi. İlâhî bir ferman. Ürperti veren ölüm gerçeğini güzelleştiren, yani ölümün ürküntüsünü bertaraf eden, rûhâ gıdâ, feyz kaynağı.

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ

(“Biz, Kur’ânʼdan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müʼminler için şifa ve rahmettir…” [el-İsrâ, 82]) buyruluyor.

Diğer bir, okunan âyette Rabbimiz “تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ” buyuruyor. “…Umulur ki bu ticâreti yapanlar zarara gelmezler ve bu ticâreti yapanlar kurtuluştadır.” (Bkz. Fâtır, 29)

“Allâhʼın kitâbını okuyanlar (يَتْلُونَ : tilâvet edenler, Kurʼânʼla hemhâl olanlar, Kurʼânʼa hizmet edenler)…” (Fâtır, 29)

Birincisi, bunlar kurtuluş; “…umulur ki bunlar en hayırlı bir ticârettedir.” (Fâtır, 29)

İkincisi:

“…Namazı ikāme edenler…” (Fâtır, 29)

Yine namaz geliyor. Cenâb-ı Hak bizden, kendisine secde etmemizi, “…Secde et ve yaklaş.” (el-Alak, 19) buyuruyor.

Samimî olduğumuz bir arkadaşımızı kırmak istemeyiz. Onunlar beraber olur, onun gönlünü hoş etmek isteriz. Cenâb-ı Hak da bizden namaz istiyor. Namazın mukâbilinde bize Cenâb-ı Hakkʼın verdiği nîmet; “fahşâdan, münkerden koruyacak namaz”. E, hem kılıyor, hem korumuyor! Demek ki “فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ” (“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki.” [el-Mâûn, 4]) oluyor.

Üçüncüsü de;

“…Verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık sarf edenler…” (Fâtır, 29)

Gizli makbul. Açık verme zarureti varsa kalbimizi koruyacağız. Kimseyi, bir fânîyi ortak etmeyeceğiz. Bunlar “تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ” bunlar “…Aslâ zarara uğramayanlardır.” (Fâtır, 29) buyruluyor.

Yine devamında, birkaç âyet aşağıda, yine Cenâb-ı Hak:

“Bu kitabı kullarımızdan seçtiklerimize verdik…” (Fâtır, 32)

Yani müʼminlere veriyor. Müʼminler, Kurʼân-ı Kerîmʼe vâris. Cenâb-ı Hak, en güzel bir, bize bir nîmet veriyor. Vâris kıldık diyor, Kurʼân-ı Kerîmʼi. Fakat bunu ziyân edenler var:

“…Onlardan kimisi kendine zulmeder…” (Fâtır, 32) Kurʼânʼla alâkası yoktur. Kurʼânʼı okur, Kurʼân tatbikatta yoktur. İbadette yoktur; abuk subuktur (ibadet hayatı). Muâmelâtta yoktur, ahlâkta yoktur Kurʼân-ı Kerîm hayatında. Bunlar, nefsine zulmedenlerdir. Yani en zâlim, insan kendi kendine. İnsan kendisini Cehennemʼe atıyor, kendisini Cehennem yolcusu yapıyor. Nefsine zulmedenler. Cenâb-ı Hak en büyük mîrâsı veriyor, onun kıymetini bilmiyor. Yani bir çocuğa bir altın verilirse, yahut önüne bir çakıl taşı konulsa farkına varmaz, hangisi kıymetli diye.

İkincisi; “muktesitler.” (Fâtır, 32) Kâh öyle, kâh böyle. Nefs-i levvâme, tutarsızlık var.

Üçüncüsü; “hayratta öne geçenler.” (Fâtır, 32) Ve yarışanlar hayratta. Nasıl ben Allâhʼın rızâsını kazanacağım? Her şeyde Allâhʼın rızâsını, ibadette, tâatte, muâmelâtta, ahlâkta, merhamette, şefkatte vs. fedakârlıkta… Cenâb-ı Hak:

“…İşte büyük fazilet budur.” (Fâtır, 32)

Ondan sonra okunan Rahman Sûresiʼnde de Cenâb-ı Hak:

اَلرَّحْمٰنُ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ خَلَقَ الْاِنْسَانَ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ

(“Rahmân Kurʼânʼı öğretti. İnsanı yarattı. Ona açıklamayı öğretti.” [er-Rahmân, 1-4]) buyuruyor. Kurʼânʼın büyük bir lûtuf olduğunu bildiriyor. Cenâb-ı Hakkʼın kendi “Rahmân” sıfatının bir tecellîsi olarak bildiriyor. Onun için insanı yarattığını bildiriyor. Sırlar ve hikmetlerin insana verileceği bildiriliyor. Ondan sonra Cenâb-ı Hak şu âleme bizim dikkatimizi çekiyor:

“Güneş ve Ay hesaba göre (hareket etmekte)dir.” (er-Rahmân, 5) diyor. Yani dâimâ ilâhî azameti seyretmek. “Güneş ve Ay hesaba göredir.” (er-Rahmân, 5)

Hiç Güneşʼin doğumunda, batışında, Ayʼın, -iki tane takvim dönüyor semâda- hiç bir-iki dakika, bir dakika, yarım saniye takdim-tehir var mı? Hep ilâhî azametle karşı karşıyayız. Demek ki kalp ne kadar duymuyor ki, Cenâb-ı Hak:

“Güneş ve Ay hesaba göre (hareket etmekte)dir.” (er-Rahmân, 5) diye bizi îkaz ediyor. O ilâhî azameti seyret.

Ondan sonra:

“Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.” (er-Rahmân, 6) buyuruyor. Tabi onların secdeleri nasıl, keyfiyetini bilemiyoruz biz.

Ondan sonra Cenâb-ı Hak:

“Göğü Allah yükseltti. Ve mîzânı (dengeyi) koydu.” (er-Rahmân, 7) buyuruyor.

Nasıl semâda ilâhî bir denge var, ekolojik bir denge var. “Sen de bu ölçüyü bozma!” diyor Cenâb-ı Hak. (Bkz. er-Rahmân, 8) “Bu ölçüyü bozma!” diyor. “Bu ekolojik, bu kâinattaki bu dengeye kalbin bir âhenk teşkil etsin.” buyruluyor.

Cenâb-ı Hak bizden kalb-i selîm istiyor. Yani rafine olmuş bir kalp istiyor. Tezkiye olmuş bir kalp istiyor. Rabbiyle beraber olmuş bir kalp istiyor. Rabbini unutmayan bir kalp istiyor.

Bu kalp nasıl olacak?

Birinci madde; Kurʼân ve Sünnet muhtevâsı içinde olacak.

“Benim hâlim, ahvâlim, Kurʼân-ı Kerîmʼe uygun mu değil mi? Ticârî hayatım uygun mu değil mi? İbadet hayatım nasıl? Kendimi ne kadar kendimin dışındakilerden mesʼûl görüyorum?..” Birinci bu: “Kitap ve Sünnet benim hayatımda ne kadar var?..”

İkincisi; Cenâb-ı Hak seherlere davet ediyor:

وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْاَسْحَارِ

(“…Seherlerde istiğfâr ederler.” (Âl-i İmrân, 17]) buyuruyor.

Seherlerde Cenâb-ı Hak istiğfar kapılarını açıyor. Ne kadar günahlarımızın affedilmesine muhtacız? Onu bir tefekkür etmemiz lâzım. Tevbeleri Allah kabul eder -celle celâlühû-. Başka kimse kabul edemez. Demek ki ne kadar Cenâb-ı Hakkʼın affına ihtiyacımız var?

وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْاَسْحَارِ

(“…Seherlerde istiğfâr ederler.” (Âl-i İmrân, 17]) Seherlerden istifâde edeceğiz. Seherlerde istiğfâr olacak.

سَاجِدًا وَقَائِمًا

(“…(Geceleyin) secde ederek ve kıyamda durarak…” [ez-Zümer, 9]) Cenâb-ı Hak buyuruyor.

Bilenlerle bilmeyenler kimler? Birincisi; “…Onlar seherlerde secde ve kıyam hâlinde olurlar…” (ez-Zümer, 9) Cenâb-ı Hak kalpten ufuklar açıyor. Kalpten pencereler açıyor.

Allâhʼın o güzel kulları, rahmetinin tecellî ettiği kullar nasıl? Yine Cenâb-ı Hak:

سُجَّدًا وَقِيَامًا buyuruyor. “…Onlar seherlerde secde ve kıyam hâlinde olurlar…” (el-Furkân, 64)

Demek ki Kurʼân ve Sünnet zeminimiz olacak. Onu seherlerde inkişâf ettireceğiz. Gündüze, o rûhânî hayatımızı doyurarak gündüze gireceğiz. Onun için, nefsânî tehlikelerden gündüzleri kendimizi koruyabileceğiz. Sâlihler ve sâdıklarla beraber olacağız. Oradan inʼikâs alacağız.

Bu şekilde bir kalb-i selîm olacak. Kalb-i münîb olacak. Şer ve hayır netleşecek. Şerden, ateşten kaçar gibi, Allâhʼın istemediği, arzu etmediği şeylerden kaçacağız. Hayra doğru şey (mesafe) alacağız. Nefs-i mutmainne olacak.

Allah bize ne imkânlar verdi, hepsini Cenâb-ı Hakkʼın yolunda infak edeceğiz. Değişen şartlarda Allahʼtan râzı olacağız. “Neden, niçin?” olmayacak. “Bu benim kaderimdir, bu benim için hayırdır.” olacak.

“…Tevekkül ederler.” (el-Enfâl, 2) buyruluyor. Cenâb-ı Hak da râzı olacak.

Cenâb-ı Hak bize buyuruyor, o sâlih kulları için:

سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ

(“…Sabrettiklerinize karşılık size selâm olsun. Dünya yurdunun sonu (Cennet) ne güzeldir.” [er-Ra‘d, 24]) buyuruyor.

“…Selâm size (buyuruyor), Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı…” (el-En‘âm, 54)

Demek ki merhamet edilmeye lâyık hâle geleceğiz. Yine melekler diyecekler ki:

سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ diyecekler.

“…Sabrettiğinize karşı size selâm olsun. Dünya yurdunun sonu (Cennet) ne güzeldir.” (er-Ra‘d, 24) diyecekler.

Yine:

سَلَامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

“…Size selâm olsun! Yapmış olduğunuz amel-i sâlihlere karşılık Cennetʼe girin.” (en-Nahl, 32) buyrulacak.

Yine:

سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ

“…Selâm size! Tertemiz geldiniz, artık ebedî kalmak üzere girin.” (ez-Zümer, 73) diyecekler.

Cenâb-ı Hak nasîb eylesin -inşâallah-…