|
|
Kâinatta abes bir varlık ve hikmetsiz bir zerre yoktur. Bütün yaratılanlar, Cenâb-ı Hakk’ın ilim, kudret ve sanatının hârika bir eseridir ve ilâhî azametin mührünü taşımaktadır. Bu sebeple Hak âşıkları, dâimâ hikmette derinleÅŸerek bütün âlemleri ilâhî muhabbet hisleriyle ve ibret nazarıyla seyreder, duydukları hayranlıkla mest olurlar. |
|
|
|
Allâh’a ibadet etmek için yaratılan insana hizmet, bir nevî Allâh’a ibadet makamındadır. Allah Teâlâ, dînine hizmet eden ve kullarının dertleriyle dertlenen kimselerin husûsî sıkıntılarına kefil olur. Bütün meÅŸgûliyeti kendi derdinden ibâret olanları ise dertleriyle baÅŸ baÅŸa bırakır. |
|
|
|
Muzdaribin çilesiyle derinleÅŸen kâmil mü’minlerin ince ve hassas gönüllerinde âdeta bir mahÅŸer kaynar. Bu yürek yanışı, onları Hakk’ın merhamet dergâhına açılan kapının eÅŸiÄŸine kadar getirir. Orada kim bilir ne müstesnâ sırlar iÅŸitir, ne muhteÅŸem hikmet manzaraları seyrederler?!. |
|
|
|
Bir karıncayı bile incitmekten çekinecek kadar mükemmel bir mânevî terbiye ile gönülleri yoÄŸrulan kâmil mü’minler, bütün mahlûkâta rahmet pınarı olurlar. Gönüllerinden ÅŸefkat ve merhamet tevzî ederler. Bereketli nisan yaÄŸmurları gibi gönül bahçelerini yeÅŸertip ihyâ ederler. Bütün mahlûkâta karşı güzel ahlâkın incelik, nezâket ve zarâfeti içinde yaÅŸarlar. |
|
|
|
Kâmil mü’minlerin bütün gayret ve düÅŸüncesi, mahlûkâtın huzur ve saâdetidir. Zira onlar, nebevî terbiye neticesinde, “Nefsî, nefsî!” hodgâmlığından kurtulmuÅŸ, “Ümmetî, ümmetî!” diÄŸergâmlığına ermiÅŸlerdir. BaÅŸkalarının ıztırâbıyla muzdarip olan, onların huzuruyla da huzur bulan bir gönül kıvâmına ulaÅŸmışlardır. Kendi kurtuluÅŸlarının, baÅŸkalarının da kurtuluÅŸuna gayret etmekten geçtiÄŸini idrâk etmiÅŸlerdir. |
|
|
|
Allah Rasûlü’nün gönül dokusundan lâyıkıyla hisse alabilenlerin gönülleri, bütün mahlûkâtı kucaklayan bir merhamet dergâhı hâline gelir. Onlar, artık nefsânî takıntıların, ÅŸahsî menfaat hesaplarının esâretinden âzâd olmuÅŸlardır. Gönülleri, Allah ve Rasûlullah muhabbeti ile hakîkî muhabbetin lezzetini tatmıştır. Bu sebeple bütün fânî haz ve lezzetler, onların nazarında ehemmiyetini kaybetmiÅŸtir. |
|
|
|
Âmâ bir kimse bile, güneÅŸin doÄŸduÄŸunu göremese de harâretinden anlar. Hâl böyleyken, akıl ve idrak sahibi bir insanın, kâinat kitabında ilâhî kudret kaleminin çizdiÄŸi hârikalar karşısında alık ve abus kalması, eserden müessire, sanattan sanatkâra zihnen ve kalben intikal edememesi ne hazindir… |
|
|
|
Kur’ân-ı Kerîm’deki her ilâhî yemin; “İlâhî azameti gör, tanı ve bu azamet karşısında kendinin bir «hiç» olduÄŸunu unutma!” mânâsında bir tefekkür telkinidir. Makbûl bir kulluk da, Rabbin kudret ve azametinin sonsuzluÄŸu karşısında kulun her an hiçlik, zayıflık ve acziyetini îtirâf etmesini gerektirir. |
|
|
|
Bu âlemde her zerre, diri bir gönle sahip insanla konuÅŸur. Bütün varlıklar, hâl lisânıyla beyan durumundadır. Kâinatta Hâlık’ını tanıtmayan hiçbir zerre yoktur. Bütün mahlûkat, kendisini yoktan var eden Hâlık Teâlâ’nın mührünü taşımaktadır. İnsana düÅŸen, ilâhî kudret akışlarının tefekküründe derinleÅŸerek, bu ilâhî mühürleri ibret nazarıyla görebilmektir. |
|
|
|
Kâinattaki kudret akışları, âdeta sessiz ve sözsüz ilâhî ÅŸiirlerdir. Bu ÅŸiirleri okuyabilmek, kalplerdeki duyuÅŸların derinliÄŸi nisbetinde mümkündür. Engin bir kalp âlemine sahip olan Hak dostları, kâinattaki ilâhî sanat eserlerine sathî bir nazarla deÄŸil, engin bir deryaya bakar gibi nazar eder, damlada gizli deryaları görerek mânâ iklimlerinde merhale kat ederler. |
|
|
<< Başa Dön < Önceki 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 Sonraki > Sona Git >>
|
1259 sonuçtan 681 - 690 arası gösteriliyor
|