|
|
Edep, Hak yolcusunun en kıymetli azığıdır. İnsan hem dindar hem de kaba, geçimsiz ve nezâketsiz olamaz. Zira İslâm’ın rûh itibâriyle özü; îtikadda tevhîd, amelde ise edep, istikâmet ve merhamettir. |
|
|
|
Ne kadar güzel amelimiz olursa olsun bütün bunlar, Cenâb-ı Hakk’ın lutufları karşısında, okyanusa atılan bir kova su mesâbesindedir. Kulluk mes’ûliyetimizde kendimizi toplumun seviyesi ile değil, sahâbe ve evliyâullâhın hâli ile mîzân etmeliyiz. Çünkü Cenâb-ı Hak, Ensâr ve Muhâcirleri bizlere numûne olarak göstermektedir. |
|
|
|
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- nasıl azgın bir câhiliye devrine derman oldu ve onu asr-ı saâdete dönüştürdü ise, bugün de insanlığı huzûra erdirip kurtaracak olan, yine O’nun rahmet nefesidir. |
|
|
|
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Mescid-i Nebevî müezzinliğine Bilâl-i Habeşî’nin yanı sıra, âmâ sahâbî Abdullah ibn-i Ümm-i Mektûm’u tâyin etmiştir. Osmanlılar da, selâtîn câmilerinin müezzinlerinden birini âmâlardan seçmeye ihtimam göstermişlerdir. Kur’ân’a ve Peygamber Efendimiz’e duydukları hürmet ve muhabbet, Osmanlı’nın altı asır pâyidâr olmasının başlıca sırlarından biridir. |
|
|
|
Osmanlı’nın, “mukaddes emanetler”i âdeta baş tâcı etmesi, eşsiz bir muhabbet numûnesidir. Yine Osmanlı, Allah için savaşan her askerine “Mehmetçik” adını vererek onların her birine kendi imkân ve istîdatları dâhilinde bir “Muhammed” olabilme idealini telkin etmiştir. |
|
|
|
Ashâbın gönlünde hiçbir sevgi, Allah ve Rasûlullah sevgisinin önüne geçmedi. Ne mal-mülk, ne çoluk-çocuk, ne de can sevgisi… Zira bunların hepsi dünyada kalacak, Allah ve Rasûlü’nün sevgisi ise, ebedî saâdetin gönül sermâyesi olacaktır. |
|
|
|
Sa’d bin Rebî’nin Uhud’da son nefesini verirken, geride kalanlara vasiyeti şöyle olmuştur:
“Vallâhi gözleriniz kımıldadığı müddetçe, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i düşmanlarından korumaz da başına bir musîbet gelmesine mahal verirseniz, sizin için Allah katında ileri sürülebilecek hiçbir mâzeret yoktur!”
|
|
|
|
O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ümmetine daima muhabbet tevzî etti. Dertlilerin dert ortağı oldu. Mâtemlerin civârında, muhtaçların yanıbaşında bulundu. Böylece -Allâh’ın lutfuyla- kendisini canından çok seven bir sahâbe toplumu yetiştirdi. |
|
|
|
Seven, sevdiğini sevgisi nisbetinde taklîd eder; O’nu gönlünden çıkarmaz; dilinden düşürmez. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile böyle bir kalbî irtibâtın en mühim alâmeti, O’nun sünnetini hayatın her safhasına yaygınlaştırabilmektir. |
|
|
|
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in gönül âlemi, nâdide, ince, zarif çiçeklerden, mis kokulu güllerden yapılmış bir cennet bahçesi gibidir. Biz o cennet bahçesinden esen bâd-ı sabâ (sabâ rüzgârı)’ndan ne kadar nasipdârız? Âile hayatımız, ticârî ve ictimâî münâsebetlerimiz ne kadar O’nunkine benziyor?.. |
|
|
<< Başa Dön < Önceki 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 Sonraki > Sona Git >>
|
1150 sonuçtan 621 - 630 arası gösteriliyor
|