Tasavvuf; Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in mübârek hayatıyla zâhiren ve bâtınen bütünleşerek, engin bir ilâhî muhabbetin hikmet ve esrârından nasîb alabilmektir. Bu nasip çerçevesinde İbrahim Edhem Hazretleri der ki:
“İlâhî muhabbetteki vecd ve istiğrâkımız müşahhas bir şey olsaydı; krallar onu alabilmek için bütün hazinelerini de krallıklarını da fedâ ederlerdi.”
Teberrük bazı nâdanların zannettiği gibi asla şirk değildir. Aksine tevhîdi sağlamlaştırmaktır. Çünkü tevhid, ancak Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile tamam olacağından sağlamlığı da yine O’nunla mümkündür.
Sahâbe, dâimâ O’nun her şeyiyle teberrük hâlinde yaşamıştır. O’nun içtiği sudan içmek, O’nun elinin değdiği şeyi başa tâc etmek, O’nun mübârek terini, saç ve sakal-ı şeriflerini toplamak, hep özü itibarıyla; “Medet yâ Rasûlâllah!” coşkusudur.
Sahâbe-i kirâmın Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile alâkalı gıdadan eşyaya ne varsa, onlarla teberrük hâlinde olmaları, bizlere ince bir muhabbet terbiyesidir.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hâlinden nasîb alan gönül, o Ebediyet Güneşi’nin hilâli olur. Bu nasîbe nâil olan akıl, vahyin içinde idrak kesilir, yıldızlaşır. Ancak bu nasîbe eremeyen gönül, gözsüz ve basîretsiz kuru bir taştan ibâret kalır.
Hazret-i Peygamber’in ahlâkına bürünmenin özü, Kur’ân-ı Kerim ahlâkına sahip olmaktan geçer. Yani canlı bir Kur’ân olarak yaşayabilenler;
“Şüphesiz ki Sen yüce bir ahlâk üzeresin.” (el-Kalem, 4) sırrına mazhar olurlar.
Aklı ibâdette ve muâmelâtta nasıl kullanacağız?
Bu hususta bir hikmet ehlinin; «Arının, bir gram bal yapmak için bin tane çiçeği gezmesi lâzım.» dediği gibi bir mü’minin de kemâle ermek için Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in âile, ibâdet ve muâmelât hayatının hepsinden hisse alması lâzımdır.
Bir İslâm büyüğü, sünnete bağlılığın ehemmiyetini bir misalle şöyle dile getirmektedir: “
İnsanın Efendimiz’in sünnetlerinden tek tek kopuşu, bir halatın iplerinin tek tek çözülüp kopması gibidir. Halat, bütün olarak sağlamdır. Ama tel tel sökülürse, o sağlamlıktan eser kalmaz. Sünnetlerin birer birer hayatımızdan çekilmesi, Allah korusun, ebedî felâhımızı pamuk ipliğine bağlı hâle getirir.”
Şu çalkantılı dünyada ve feryat meydanı mahşerde saâdetimiz için, hayatımızın her safhasında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i örnek alarak davranış beraberliği içinde olma zarûretimiz vardır.
Kendi kendimize sormalıyız:
Âile hayatımızda O ne kadar var?
İbâdet hayatımızda O’ndan akseden ne kadar bir huşû ve rûhâniyet var?
İçtimâî hayatımızda; garibin, yetimin, yalnızın ve bîçârenin ne kadar yanıbaşındayız?
Mârûfu emretmek ve münkerden nehyetmek için ne kadar gayret, vecd ve istiğrak hâlindeyiz?
Her zaman ve mekânda O’nu kendimize ne kadar fiilî kıstas alıyoruz?
Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sünnet-i seniyyesine tam bir ittibâ ile bağlanmalıyız. O’nun ahlâk ve şahsiyetini yeryüzünde tevzî etmek üzere seçilmiş, Allâh’ın şahitleri olan bir ümmet olduğumuz şuuruyla yaşamalıyız.