|
|
Duada yüreklerden ilâhî dergâha yükselecek ilk ifade; âsîlik, günahkârlık, zayıflık ve acziyetin itirafı olmalıdır. |
|
|
|
Dua, kalbde Allâh’a açılan en yüce kapının anahtarıdır. Duada dilenilen ise, ilâhî rahmet ve merhamettir. |
|
|
|
Yüksek ruhların lisanı ve sözlerin güzeli olan samimi dualar, nurdan ve sevdadan doğar. |
|
|
|
Dünyaya gelen her insan, işlenmeye muhtaç ham bir maden gibidir. Zaaflarından arınıp özündeki cevheri yaratılış hikmetine uygun bir şekilde ortaya çıkarabilmek için tâlim ve terbiyeye muhtaçtır. |
|
|
İnsan, bu cihâna rahat rahat, sere serpe ve keyfince vakit tüketmek için gelmemiştir. İlâhî mes’ûliyetleri ve vazifeleri vardır. Ne olursa olsun hayat sermâyesini ciddî bir gaye ile ve ilâhî ölçüler ışığında değerlendirmek mecbûriyetindedir.
Bu ise;
İnsanın vazife ve mes’ûliyetlerini idrâk edip emrolunduğu gibi istikâmet üzere yaşamasıyla mümkündür. |
|
|
Ashâb-ı Kirâm; zâhir ve bâtın, madde ve mânâ olmak üzere çift yönlü bir eğitimle yetişmiştir. Ruh ve beden gibi çift yönlü bir yapıya sahip olan insanın eğitiminde de, madde ve mânâ âhengi şarttır. Mâneviyattan mahrum bir şekilde verilen bir eğitim, noksandır. Tek taraflı yetiştirilen bir insan, tıpkı tek kanatla uçmaya çalışan bir kuşa benzer ki, her an aç bir kedinin lokması oluverme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
|
|
|
|
Güçlü iken intikam almamak, âcizlik ve p
ısırıklık değildir. Af, en büyük fazilettir. İnsan, güçsüzken zaten elinden bir şey gelmez. Bu sebeple asıl fazîlet, peygamberler ve velî kullarda olduğu gibi, güçlüyken affetmesini bilmektir.
Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:
“
(göreceksin ki), seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan ve sıcak bir dost oluvermiştir.”
İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir tarzda önlemeye çalış. O zaman(Fussilet, 34) |
|
|
|
Nasıl ki bir tırtılın kelebek olması için kozaya, bir yavrunun dünyaya gelmesi için anneye, bir tohumun ağaç olması için toprağa ihtiyacı varsa, insanın da kâmil bir hüviyet kazanabilmesi için Kur’ân-ı Kerîm’e ihtiyacı vardır.
|
|
|
|
Zühd, dünya nîmetleri ile meşgul olmakla birlikte onları kalbe sokmamaktır. Yani dünya ve onun içindekilere esir olmamak, kalbi dünyanın kasası olmaktan muhâfaza etmektir.
Dünya hayat
ındaki insanı, varlık deryasında yüzen bir gemiye benzeten Hazret-i Mevlânâ şöyle buyurur:
“Şayet derya, geminin altında bulunursa, ona istinadgâh olur ve onu dilediği yere götürür. Fakat dalgalar geminin içine girmeye başlarsa, onu helâke götürür.”
|
|
|
|
Âhiretin tarlas
ı olan bu üç günlük fânî dünya hayatında, kime bir güzellik verildiyse, bilsin ki o, ödünçtür. Bunun için dünyanın geçici heveslerine aldanmayıp, gönlü dâimî bir sûrette Hak ile meşgûl etmeye çalışmak îcâb eder. Nitekim Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nin de buyurduğu gibi; “Nefsâniyetin girdabında yaşayanlar için hayat, deniz suyu içmeye benzer. İçtikçe susarlar, susadıkça içerler.” Yani Hakk’ı unutarak dünyaya dalan bir gönül, sadece Cenâb-ı Hak ile arasındaki mesâfeyi uzaklaştırmaktadır. Bu ise hazin bir âhiret hüsrânıdır. |
|
|
<< Başa Dön < Önceki 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 Sonraki > Sona Git >>
|
1150 sonuçtan 431 - 440 arası gösteriliyor
|