|
|
Cenâb-ı Hak, “Güneşe yemin olsun.” (eş-Şems, 1) buyurarak güneşteki ilâhî azamet tecellîlerini tefekküre davet ediyor. Güneşin yaşı takriben 5 milyar yıldır. Isısını kendi merkezindeki nükleer ocağından alıp yanmaya devam eder. İç sıcaklığı 20 milyon 0C, dış sıcaklığı 6 bin 0C’dir. Dünyamız gibi tam 1 milyon 300 bin tane gezegen hacmindedir. Her saniyede 564 milyon ton hidrojen 560 milyon ton helyuma dönüşür. 4 milyon tonluk fark da gaz maddesi hâlinde enerji/ışın hâlinde yayılır. Yani güneş; saniyede 4 milyon ton, dakikada ise 240 milyon ton madde kaybetmektedir. Ancak güneşin bugüne kadar kaybettiği madde, sadece 5 binde birdir. Yine güneş, Samanyolu’nda bulunan tahminen 200 milyar yıldızdan sadece birisidir. |
|
|
|
Allah Teâlâ buyurur: “Düşünmez misiniz?” (Hûd, 30) Bir atomu, sonsuz kere büyüttüğümüzde karşımıza sonsuz bir gökyüzü çıkar. Trilyonlarca yıldız... Hepsi döner hâlde, hiçbiri diğerine çarpmıyor, hiçbir trafik kazası yaşanmıyor, hiçbiri ârıza yapıp da tamirhaneye çekilmiyor; hepsinin vazifesi ayrı. Aynı şekilde gökyüzü âlemini küçült, bir atom meydana gelir. Bu kudret akışlarının sahibi olan Cenâb-ı Hak, kulunu defalarca ilâhî azameti tefekküre davet ediyor. |
|
|
|
Kâinâtın, yaratıldığı andan itibaren akıp giden âhenkli seyri, hiç aksamayan nizâmı ve iç içe sonsuz hikmet ve esrârı, her şeyin sadece tek bir kudretin eseri olduğunu ifade ve îzâh için kâfîdir. |
|
|
|
Takvâ sahibi kullar, tefekkürde derinleşirler; açan çiçeklerin, öten kuşların, meyveli ağaçların hepsinin lisânına âşinâ olurlar. Onlardaki zarâfet, incelik ve güzelliği, rûhânî hayatlarına aksettirirler. Çiçekler gibi ince ruhlu, meyveli ağaçlar gibi ikram sahibi olurlar. İşte bunlar, Allâh’ın, Kur’ân-ı Kerim’de senâ ettiği bahtiyar kimselerdir. |
|
|
|
Hak dostları kâinat sayfalarında görürler ki; Sermâyesi aynı toprakta sayısız bitkiler, rengârenk yapraklar ve çiçekler... Hepsinde ayrı bir meneviş. Renkleri, kokuları, lezzetleri ve şekilleri birbirinden farklı, çeşit çeşit meyveler... Bir-iki haftalık ömrü olduğu hâlde hârika desenler içinde kelebekler. Her birinde lisân-ı hâl denilen sırlı beyanlar. Gözlerin bakışına, beynin idrâkine, bilhassa kalplerin hassâsiyetine sunulmuş sonsuz ilâhî hârikalar... |
|
|
|
Hak dostları, kudret-i ilâhînin tabiatta vücuda getirdiği sonsuz hârikalardaki ilâhî sanatın zevkine ererler. «Oku!» tecellîsinden nasîb alırlar. İlâhî kudret ve azameti hayranlıkla seyrederek kâinat kitabının sayfalarını hayret ve dehşet içinde çevirir ve okurlar. |
|
|
|
Gönüllerini bir dergâh hâline getiren Hak dostları; kudret-i ilâhiyyenin tecellîleri olarak, doğan güneşi, ışık huzmelerinin gurûpta resmettiği rengârenk tablolardaki âhengi, hayrete gark olmuş bir sûrette seyrederler. Kudret akışları ve azamet tecellîlerindeki ilâhî sanatın zevkine ererler. Kâinat kitabının sayfalarını muhabbet akışları içerisinde çevirerek bin bir sır ve hikmete meftûn olurlar. |
|
|
|
Cemiyetlerin huzur ve sükûn içinde hayâtiyetlerini devam ettirmeleri ancak vakıf insanlarla mümkündür. Aynı şekilde toplumların şeref ve şanları da, ekseriyâ bu vakıf insanların ömürleri kadardır. |
|
|
|
Hizmet edenler tarafından vakıf malı lâyık olmayan bir yere sarfedil¬diğinde, ekseriyetle hayır sâhibi ile helâlleşmek mümkün olamayacağından, netîcede hesap ve hüküm, ilâhî mahkemeye kalacaktır! |
|
|
|
Cemiyetin pek çok yarasını şefkatle saran vakıflar, gerçekte İslâm’ın ortaya çıkarıp geliştirdiği insan tipiyle insanlığa sunduğu huzur ve mutluluğun müstesnâ birer tezâhürüdür. |
|
|
<< Başa Dön < Önceki 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 Sonraki > Sona Git >>
|
630 sonuçtan 411 - 420 arası gösteriliyor
|