|
|
Kullardan kimsenin görmediği yerlerde dahî istikamet üzere olmak, beşer nazarlarından uzak mekânlarda bile günahlardan sakınmak, ancak; “O beni her zaman ve mekânda görüyor!” şuuru içerisinde olmakla mümkündür. |
|
|
|
Cenâb-ı Hakk’ı görüyormuşçasına yapılan her amel-i sâlih, ihlâs dallarını filizlendirir, takvâ çiçeklerini yeşertir ve huşû meyvelerini olgunlaştırır. |
|
|
|
Kişilerin mânevî seviyeleri nisbetinde hassâsiyetleri de değişir. Şerîatte, doyduktan sonra yemek israftır. Tarîkatte, doyuncaya kadar yemek israftır. Hakîkatte, kifâyet miktarını Allâh’ın huzûrundan gafil olarak yemek israftır. Mârifette ise, Cenâb-ı Hakk’ın lutfettiği nimetlerde sergilediği ilâhî tecellîleri tefekkür etmeden yemek israftır. |
|
|
|
İnsan, ancak irfan sahibi olduğu zaman, ne kadar büyük bir âlim de olsa, acziyetini idrâk ederek ilmine mağrûr olma hastalığından kurtulur. Sonsuz ve girift hakikatler meşherine açılan tefekkürü, hayret ve acz duygularıyla dolar. |
|
|
|
Fizikteki birleşik kaplar misâli olan rûhî aynîleşme, «râbıta» ile mümkündür. Râbıtayı da bir kelime ile îzâh edecek olsak; «muhabbet» kelimesi kâfîdir. Râbıta, muhabbetin dâimâ taze tutulması ve canlı bir şekilde yaşanmasıdır. Mü’minin muhabbeti ise; Allah Teâlâ, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve sâlih kullaradır. |
|
|
|
Maksat, ârif gönüllerle birlikte Hakk’a yakın olabilmektir. Aslında her şey bizi Hakk’a doğru böyle bir yakınlık ve âşinâlığa götürmektedir. Yani bütün mesele; her vesileyle Allâh’a yaklaşmak ve insanları da Allâh’a yaklaştırabilmek... |
|
|
|
Cenâb-ı Hak; “...Sâdıklarla beraber olunuz!” (et-Tevbe, 119) buyurmaktadır. Zira insan, sevdiği kişinin kaderinden pay alır; temâyül ve duygularında onunla müştereklik kazanır. |
|
|
|
Dâimâ sâlihlerle beraber olan, sâlihleşir; zalimlerle beraber olan da zalimleşerek onların zulüm ve cürüm ortağı olur. Kehf Sûresi’nde bir kelbin sâdıklarla beraber olduğu için Kur’ânî bir ifade kazandığı, Tahrîm Sûresi’nde ise iki peygamber hanımının fâsıklarla beraber olduğu için cehennemlik olduğu bildirilmektedir. |
|
|
|
İnsan kelimesi «üns, ünsiyet» kökü ile de irtibatlıdır. Yani ünsiyet kurmak, çevresiyle ülfetten tesirler almak, insanoğlunun özünde vardır. O hâlde kimlerle ünsiyet kuracağımıza dikkat etmek, mâruz kalacağımız müsbet-menfî tesirlerin idrâki içinde bulunmak zarûrîdir. |
|
|
|
Tasavvufun bir gayesi de ilâhî azamet, saltanat ve tanzim karşısında kulun kendi cücelik ve hiçliğini ve Rabb’in yüce kudretini müşâhede etmesidir. Nitekim Allah Teâlâ, bu hakikati zaman zaman kullarına çeşitli imtihanlarla hatırlatmaktadır. |
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
481 sonuçtan 31 - 40 arası gösteriliyor
|