|
|
Hizmet ehli bir ırmak gibidir ki, uzun yollar boyunca bin bir canlıya; insana, hayvanâta, ağaca, güle, sümbüle, bülbüle hayat vererek akıp gider. Bu ırmağın varacağı menzil de Cenâb-ı Hakk’ın ebedî vuslat deryasıdır. |
|
|
|
Fânî ve nefsânî varlığından sıyrılıp ilâhî tecellîlere mazhar olan erenlerin gönül nidâları, üzerinden asırlar geçmesine rağmen ne eksilir ne kirlenir ne de kokar!.. Nefsini aşıp hakkı yaşayan o bahtiyar kullar, ebediyyen âbâd, aziz ve insanlığa meş’ale birer örnek olmuşlardır. |
|
|
|
Tasavvufta tezkiye, nefsin isteklerini azaltarak onun beden üzerindeki hâkimiyetini kırmak ve bu sûretle rûhun hükümranlığına imkân sağlamaktır. Bu da ancak nefse karşı iradeyi güçlendirecek olan riyâzat yoluyla, yani yiyip içme, uyuma ve konuşmada îtidâle riâyet gibi usûllerle sağlanabilir. |
|
|
|
Hakk’a vuslat için her şeyden önce kalpler arındırılıp nefisler dizginlenmelidir. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e, vahyi telâkkîden önce uygulanan mânevî eğitim de kalp tasfiyesi ve nefis tezkiyesinin zeminini teşkil etmektedir. |
|
|
|
Mânevî terbiyeden geçmeyen insan, en vahşî hayvandan daha zararlı bir nefis taşıyor demektir. Ya da kirli bir kap gibidir ki, içine güzel şeyler konulsa, onlar da kirlenir. Bu bakımdan, tasavvufî eğitimden geçmek, yani nefis tezkiyesi ve kalp tasfiyesi zarûrîdir. |
|
|
|
Tasavvuf; istîlâ, işgal ve zulüm dolu zor dönemlerin kargaşa ve buhranları arasında daralmış gönüllere ulvî pencereler açarak feyizli tesellî nefesleri aldırmış; yaralı gönüllere merhem, yorgun dimağlara ve kurak ruhlara âb-ı hayat olmuştur. |
|
|
|
Toplumun her kesimine hitâb edebilen tasavvuf, iktisâdî ve içtimâî rahatlık zamanlarındaki rehâvet ve gevşeklikleri engelleyerek mânevî zindeliği devam ettirmiştir. |
|
|
|
Tasavvuf, bir yandan güzel ahlâk ve ibâdette zirveleşenlere tevâzu ve mahviyet telkin ederek gurur, kibir ve ucuptan muhafazayı sağlarken, bir yandan da günah çukurunda boğulan kullara engin bir af, müsâmaha ve merhamet gibi can simitleri uzatır. |
|
|
|
Tasavvufî terbiye, günaha duyulan nefreti günahkâra taşırmadan; onu, kanadı kırık bir kuş gibi farzedip muhabbet ve merhamet nazarıyla bakmayı ve onun gönül âlemini tedavi etmeyi gerektirir. Bu sebeple sen de kalbini Allâh’ın bütün mahlukātına karşı muhabbet ve merhametle doldur. |
|
|
|
Ahlâken kemâle ermiş bir mü’minin, Allah -celle celâlühû- ile beraberlik şuuru zirveye çıkar. Kendini dâimâ Allâh’ın huzûrunda ve ilâhî kameraların altında hisseder. |
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
481 sonuçtan 21 - 30 arası gösteriliyor
|