|
Müʼminin Hakkʼa yakınlığı arttıkça, Oʼna olan ibâdet, hamd, ÅŸükür, zikir, mârifet ve yakînindeki noksanlığını, hâlindeki kusurunu idrâk ediÅŸi de artar. Bunun içindir ki Hakkʼa kullukta beÅŸeriyetin zirvesi olan Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- dahî duâlarında:
“Allâh’ım!.. Sen’i lâyık olduÄŸun ÅŸekilde medh ü senâdan âcizim! Sen kendini nasıl medh ü senâ etmiÅŸsen öylesin!” diyerek biz ümmetine kulluk edebi husûsunda örnek olmuÅŸtur. |
|
|
|
Müslüman, kalbini feyiz ve rûhâniyetle terakkî ettirerek bütün mahlûkâta huzur tevzî eden bir rahmet dergâhıdır. Dünyanın her yerindeki din kardeÅŸlerini kendisine zimmetli bilen, gönlünden ÅŸefkat ve merhamet taşıran diÄŸergâm insandır. |
|
|
|
Dînin sadece ruh ve mânâsına ehemmiyet verip zâhirini ihmâl etmek büyük bir hatâdır. Zira kalbin mânevî seviye ve kıvâmı, ancak davranışlarla zâhire akseder. Bunun içindir ki bedensiz bir namaz kılınamaz, oruç tutulamaz, zâhirî bir metâ olan mal-mülk infâk edilmeden mâlî ibâdetler edâ edilemez. En mücerred bir hakîkat olan “îman” bile, önce kalp ile tasdîki gerekli kılarsa da, hemen ardından, kalbin tasdîk ettiÄŸi o hakîkatin dil ile ikrâr edilerek dışa yansıtılması, ifâde edilmesi ve davranışlar sûretinde zâhire çıkarılması îcâb eder. |
|
|
|
Merhamet; sadece zayıfa, fakire ve kimsesizlere acımak deÄŸildir. Bir zulüm karşısında asıl acınacak hâlde olan, mazlumdan ziyâde zâlimin taÅŸ kesilmiÅŸ vicdânıdır. Bu dünyada asıl acınacak kimseler, daha fazla kazanma hırsıyla iÅŸçisinin, müÅŸterisinin hakkını yiyen zâlim patronlardır. Asıl zavallı durumunda olan, fânî saltanatlarının esiri olmuÅŸ zâlimlerin kirlenmiÅŸ ruhlarıdır. Zira bu dünyadaki maddî saltanatlarına raÄŸmen onlar, âhiretin müflis dilencileridir. Nefsânî ihtiraslarına râm olan bu kimselere karşı vazifemiz, onların rûhuna girecek bir damar bularak yumuÅŸak bir lisanla îkaz ve irÅŸâd etmektir. |
|
|
|
Helâl gıdânın müsbet enerjisini taşıyan bir beden, ancak zikir uyanıklığıyla alınan bir abdestten sonra feyizli bir namaza hazır hâle gelir. Namazı, bedenen ve rûhen hazır olmadan, gâfilâne bir sûrette kılmak ise, mânen büyük bir ziyanlıktır. Bu sebeple daha ilk tekbiri alırken Allahʼtan uzaklaÅŸtıracak her türlü düÅŸünceyi zihinden ve gönülden çıkarıp atmak ve bütün dikkati, huzûrunda durulan Allah Teâlâʼya teksif ederek, ciddî, uyanık ve edepli olmak îcâb eder. Zira namazda bedenin kıblesi Kâbe, kalbin kıblesi ise Cenâb-ı Hakʼtır. |
|
|
Cenâb-ı Hak buyurur:
“(Rasûlüm!) Sana bu mübarek Kitâb’ı âyetlerini düÅŸünsünler ve aklı olanlar öÄŸüt alsınlar diye indirdik.” (Sâd, 29)
Ruhsuz bir bedenin, güzellik, sevimlilik ve mânâsı kaybolduÄŸu gibi; Kur’ân rûhâniyetinden mahrum bir insan ve toplumun da kıymet ve mânâsı kalmaz!.. |
|
|
|
Kurban Bayramınızı tebrik eder, bu mübarek günlerin sizlere, vatanımıza, milletimize ve bütün İslâm âlemine feyz, ruhaniyet ve bereket olarak tecellî etmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederiz. |
|
|
|
Kâmil bir müʼmin, yalnız kendi evini aydınlatan bir kandil deÄŸil; bütün yeryüzünde, dünyası kararmışların başını cömert ziyâsıyla okÅŸayan, ruhları üÅŸümüÅŸ garipleri müÅŸfik sıcaklığıyla saran bir ÅŸefkat ve merhamet güneÅŸi hâlinde, fazîlet semâsında parlamalıdır. Zira gerçek bayram saâdeti¬nin seyredileceÄŸi en berrak ayna, bayram ettirilen kırık gönüllerdir. |
|
|
|
Kurban Bayramınızı tebrik eder, bu mübarek günlerin sizlere, vatanımıza, milletimize ve bütün İslâm âlemine feyz, ruhaniyet ve bereket olarak tecellî etmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederiz. |
|
|
|
Kurban Bayramınızı tebrik eder, bu mübarek günlerin sizlere, vatanımıza, milletimize ve bütün İslâm âlemine feyz, ruhaniyet ve bereket olarak tecellî etmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederiz. |
|
|