|
|
Kurban Bayramınızı tebrik eder, bu mübarek günlerin sizlere, vatanımıza, milletimize ve bütün İslâm âlemine feyz, ruhaniyet ve bereket olarak tecellî etmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederiz. |
|
|
|
Kabarık bir benlik, hoyrat bir nefis ve şiddetli bir egoya sahip olanın kalp gözü kördür. Bu yüzden bilhassa ibret nazarımızın kuvvetlenmesini, basîret nûrumuzun artmasını arzu ediyorsak nefsimizi riyâzat ve mücâhede ile terbiye etmemiz şarttır. |
|
|
|
Kabarık bir benlik, hoyrat bir nefis ve şiddetli bir egoya sahip olanın kalp gözü kördür. Bu yüzden bilhassa ibret nazarımızın kuvvetlenmesini, basîret nûrumuzun artmasını arzu ediyorsak nefsimizi riyâzat ve mücâhede ile terbiye etmemiz şarttır. |
|
|
|
Kur’ân-ı Kerîm gibi kâinat ve hâdisâtı da asıl okuyacak ve hikmeti keşfedecek olan kalptir. Kalplerde îmânın nûru ise tefekkürle parlar. Bu itibarla hayat ve kâinâtın sayfalarını ibretle çevirip tefekkürle okuyabilmeyi, kalben tahsil etmek mecbûriyetindeyiz. |
|
|
|
Kur’ân-ı Kerîm’deki her ilâhî yemin; “İlâhî azameti gör, tanı ve bu azamet karşısında kendinin bir «hiç» olduğunu unutma!” mânâsında bir tefekkür telkînidir. Makbûl bir kulluk da, Rabbin kudret ve azametinin sonsuzluğu karşısında kulun her an “hiç”liğini ve zayıflığını îtirâf etmesini gerektirir. |
|
|
Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz:
“Tefekkür gibi ibadet yoktur.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XVI, 121) buyurarak tefekkürle kalbin feyizlenmesini, âdeta ibadet seviyesinde gördüğünü beyân etmiştir. Yani nefsânî ihtiraslardan kurtulmak, kalbi inceltip zarifleştirmek, îmânı kuvvetlendirmek, gereksiz endişeleri terk edip hayatta huzuru bulmak için tefekkür gerekli olduğu gibi, ibadetlerin kabûlü için de şarttır. |
|
|
İbadetler, ancak huşû ile îfâ edildiğinde seviye kazanır. Tefekkür, ibadetlerde huşû hâlini temin eder. Zira tefekkür; mü’mine ibadet esnâsında kimin huzurunda olduğunun şuur ve dikkatini kazandırır. Bu sebeple tefekkür derinliği içinde îfâ edilen ibadetlerle, gâfilâne îfâ edilenler arasında muazzam bir seviye farkı vardır.
Nitekim Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- da:
“İlimsiz ibadette, tefekkürsüz Kur’ân tilâvetinde fayda ve feyz azalır.” buyurarak makbul bir ibadet hayâtı için tefekkürün lüzûmuna işâret etmiştir. |
|
|
|
Kâinat kitabını okuyabilen bir insan, topyekün kâinâtın, son derece ince ve hassas bir hesap içinde ilâhî tanzîme boyun eğmekte olduğunu görüp; âlemin en üstün varlığı olan insanın hesapsız, gelişigüzel ve nefsâniyete mağlûp olarak hareket etmesinin, ne kadar akıl, insaf ve iz’an dışı olduğunu kavrar. Hayat ve kâinâtın mânâsını idrâk edip bu cihandaki vazifesinin ne olduğunu anlar. |
|
|
|
Kur’ân-ı Kerîm gibi ilâhî kudret ve azamet tecellîleriyle dolu bir hikmetler kitabı olan kâinât içinde yaşayıp da onun üzerinde tefekkür etmemek, insanlık haysiyetiyle bağdaşmaz. Zira bu âlemde her zerre, diri bir gönle sahip olan insanla konuşur. Bütün varlıklar, hâl lisânıyla beyan durumundadır. Kâinatta Hâlık’ını tanıtmayan hiçbir zerre yoktur. Bütün mahlûkat, kendisini yoktan var eden Hâlık Teâlâ’nın mührünü taşımaktadır. İnsana düşen, ilâhî kudret akışlarının tefekküründe derinleşerek, bu ilâhî mühürleri ibret nazarıyla görebilmektir. |
|
|
|
Nasıl ki göz, görebilmek için ışığa muhtaçsa; kalp de tefekkürde rûhânî bir derinlik temin edebilmek için, “Kur’ân ve Sünnet”in nûruyla aydınlanmaya muhtaçtır. Zira insan aklı, ancak Kur’ân ve Sünnet ışığında hakka ve hayra ulaştıracak şekilde programlanmıştır. Bu sebeple Kur’ân ve Sünnet’in açtığı tefekkür ufku olmasaydı, sırf aklımızla birçok hakîkati hem kavrayamaz hem de ifâde edemezdik. Feylesofların dûçâr olduğu çıkmaz sokaklarda helâk olurduk. |
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
1150 sonuçtan 91 - 100 arası gösteriliyor
|