|
|
Bir kulun en mühim meziyeti, Allah Rasûlü’nü yakından tanıyabilmesidir. |
|
|
Fahr-i Kâinat Efendimiz’in âlemlere rahmet olarak gönderildiği “Velâdet Kandili”nizi tebrik eder, bu müstesnâ gecenin, sizlere, vatanımıza, milletimize ve bütün İslậm âlemine feyz, ruhậniyet ve bereket olarak tecelli etmesini Yüce Rabbimizden niyâz ederiz.
|
|
|
|
Mü’min, her daim sevdiren, sevindiren olmalıdır. Cenâb-ı Hakk’ın rahmetini herkese anlatmalıdır. |
|
|
|
Mü’min, İslâm’ın şahidi olmalıdır. Dinimizin güler yüzünü hâliyle, kāliyle, zâhiriyle, bâtınıyla her yerde en güzel bir sûrette temsil etmelidir. |
|
|
|
Ahzâb Sûresi’nin 45. âyetinde Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Ey Peygamber! Biz Sen’i hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” Bu âyette Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in üç vasfı bildirilmektedir:
Şahit, müjdeci ve uyarıcı olması… Mü’min de, bu üç vasıfla mücehhez olmalıdır. |
|
|
|
İslâm, bizim için ne ifade ediyor? İslâm’ı ne kadar tanıyoruz? Unutmayalım ki İslâm’ı takvâmız kadar tanırız. Kuru bilgilerle asla tanıyamayız.
Geometri, işin dış yüzünü gösterir, iç tarafını göstermez. Bir memleketi, içine girmeden, uzaktan görmekle tanıyamayız. İslâm için de durum böyledir. |
|
|
|
Allah yolundaki hizmetleri, kendimize nîmet bilmeliyiz. Biz hak ettikçe bu nîmetler devam eder. Sahâbe için bir lezzetti hizmet… Sahâbenin lügatinde üşenme yoktu, bezginlik yoktu, yorulma yoktu, küsme, darılma yoktu. Bunlar, Sahâbenin bilmediği şeylerdi. |
|
|
|
İnsan, Rabbine karşı haddini bilecek. Korku ve ümit hâlinde olacak. Allâh’ın verdiği nîmetleri kendine izâfe etmeyecek, şımarmayacak. Bunun yanında recâ/ümit hâlinde olacak. Hayatın hiçbir anında ümitsizliğe düşmeyecek. “Sahibim Cenâb-ı Hak” diyecek. Bedbin olmayacak, nikbin olacak. Kalp öyle bir hâle gelecek ki, “Şu bardağın içinde ne var?” dendiği zaman; “Bardağın yarısı boş.” demeyecek, “Bardağın içinde su var elhamdülillah.” diyecek. Hâdiselere dâimâ bu şekilde bakacak. |
|
|
|
İnsan dünyaya “hiç” sermayeyle geldi. Gelişine bakmaz, Allâh’ın verdiği nîmetleri, “ben yaptım, ben ettim!” deyip kendine izâfe ederse, kibirlenip gururlanırsa şeytanın durumuna düşer. Mü’min, hiçlik içinde yaşayacak. Zaten her şey, “hiçlik”ten sonra başlar. Hiçliğe ermenin en büyük mânîsi ise, gurur ve kibirdir. |
|
|
|
Kemâle ermiş, cennete lâyık bir insan, “Ahsen” olacak. Yani her işi en güzel olacak, etrafına dâimâ güzellik tevzî edecek. “Ecmel” olacak. Yani hâl ve davranışları gönle huzur ve ferahlık verecek zarâfet ve letâfette olacak. “Ekmel” olacak. Yani olgun ve kâmil olacak. Yaptığı her iş, ihtişam arz edecek, zarif ve estetik olacak. |
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
1150 sonuçtan 1 - 10 arası gösteriliyor
|