|
|
Maksat, ârif gönüllerle birlikte Hakk’a yakın olabilmektir. Aslında her şey bizi Hakk’a doğru böyle bir yakınlık ve âşinâlığa götürmektedir. Yani bütün mesele; her vesileyle Allâh’a yaklaşmak ve insanları da Allâh’a yaklaştırabilmek... |
|
|
|
Cenâb-ı Hak; “...Sâdıklarla beraber olunuz!” (et-Tevbe, 119) buyurmaktadır. Zira insan, sevdiği kişinin kaderinden pay alır; temâyül ve duygularında onunla müştereklik kazanır. |
|
|
|
Dâimâ sâlihlerle beraber olan, sâlihleşir; zalimlerle beraber olan da zalimleşerek onların zulüm ve cürüm ortağı olur. Kehf Sûresi’nde bir kelbin sâdıklarla beraber olduğu için Kur’ânî bir ifade kazandığı, Tahrîm Sûresi’nde ise iki peygamber hanımının fâsıklarla beraber olduğu için cehennemlik olduğu bildirilmektedir. |
|
|
|
İnsan kelimesi «üns, ünsiyet» kökü ile de irtibatlıdır. Yani ünsiyet kurmak, çevresiyle ülfetten tesirler almak, insanoğlunun özünde vardır. O hâlde kimlerle ünsiyet kuracağımıza dikkat etmek, mâruz kalacağımız müsbet-menfî tesirlerin idrâki içinde bulunmak zarûrîdir. |
|
|
|
Tasavvufun bir gayesi de ilâhî azamet, saltanat ve tanzim karşısında kulun kendi cücelik ve hiçliğini ve Rabb’in yüce kudretini müşâhede etmesidir. Nitekim Allah Teâlâ, bu hakikati zaman zaman kullarına çeşitli imtihanlarla hatırlatmaktadır. |
|
|
|
Tasavvuf, fıtratta mevcut olan ulvî temâyülleri, sohbet, zikir, riyâzat ve ihlâs ile geliştirerek «ham insan»dan «kâmil insan» hüviyetine ulaşabilmektir. |
|
|
|
Tasavvufun temel gayesi; irfan zemzemi, takvâ kevseri ve aşk u muhabbet âb-ı hayâtı ile gönül goncalarını yeşertebilmek ve bir gaflet çölü olan şu dünyada hüsrâna düşmeden kulları Allâh’a vâsıl eylemektir. |
|
|
|
Bilmek sadece zâhiri seyretmek değil; sırrı çözmektir. Bilmek, hakikatte büyük nizâmın muammâsını çözmek ve ilâhî sırlara âgâh olabilmektir. |
|
|
|
Tasavvuf, hikmet ve sırlar istikametinde mesafe katetme yoludur. Yoksa sadece dünyadan el-etek çekmek, sarık ve cübbeye bürünüp muayyen bir evrâd ü ezkârla iktifâ etmek değildir. İdrakte yol katetmedir. İz’anda yol katetmedir. Nefsânî tefekkürü bertarâf ederek rûhânî tefekkürde mesafe almaktır.
Cenâb-ı Hak buyurur: “…Tefekkür etmez misiniz?” (el-En’âm, 50)
|
|
|
|
Tasavvuf, Âdem -aleyhisselâm-’a «rûh üfürülmesi»yle başlayan yüce bir nasîbin, Âhirzaman Nebîsi’ndeki kemal tezâhüründen, muhabbet dolu kalplere akseden feyiz şebnemleridir. |
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
446 sonuçtan 1 - 10 arası gösteriliyor
|