Yıl: 2003 - Ay: Ekim - Sayı: 212 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
İnsanı kullukla mükellef kılan Cenâb-ı Hak, gökte ve yerde ne varsa hepsini ona âmâde kılmış1 ve bu kulluğu bir duygu derinliği ile yaşayabilmesi için insanı tefekkür istîdâdı gibi kalbî hassâsiyetler ile tezyîn etmiştir. Yine insanın îmânda kemâle ererek vuslata nâil olabilmesi için de “Üsve-i Hasene”, yâni “en güzel bir örnek ve rehber şahsiyet” sûretinde peygamberler gönderme lutfunda bulunmuştur. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Eylül - Sayı: 211 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
İnsanoğlu; diğer mahlûkat gibi et ve kemikten ibâret bir vücud olmaktan ziyâde, bir îcad bedîası yâni sanat hârikasıdır ki, Rabbe vuslat istîdâdını Cenâb-ı Hak, ona nasîb etmiştir. Yaratılışındaki şeref ve haysiyeti koruyarak kemâle eren bir insan; ilâhî feyizlere mazhar, kevnî ve ilmî tecellîlere kaynak, hayırlara mecrâ, muazzam bir kıymettir. Zîrâ Rabbi onu “ahsen-i takvîm” yâni en güzel yaratılış vasfına erdirmiştir. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Ağustos - Sayı: 210 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Cenâb-ı Hakk’ın ilâhî sıfatlarının bu âlemde kâmil mânâda üç tecellî mekânı vardır:
İnsan, Kur’ân ve kâinât...
İnsan, bütün esmâ tecellîlerinden nasîb almış bir varlık olarak âlemin özünü teşkîl etmiştir. Aynı esmâ tecellîlerinin kelâm hâlinde tecellîsi de Kur’ân’ı ifâde eder. Kur’ân, insana nazaran daha mufassaldır. Ancak özdeki beraberliğinden dolayı:
“İnsan ve Kur’ân, ikizdir…” buyurulmuştur. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Temmuz - Sayı: 209 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Allâh’ın kitâbını ve Rasûlullâh’ın sünnetini hayatımıza tatbik edebilmek için, hakkı tebliğ ve halka hizmet vazîfesinin gönlümüzde bir sevdâ hâline gelmesi zarûrîdir. Zîrâ bir müminin hayatı, hizmet ve tebliğ hayatı olmalıdır. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Haziran - Sayı: 208 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Akıl, idrak ve iz’an gibi fıtrî sermâyeleri ifsâd edilmemiş her insan, içinde yaşadığı hayat ve kâinâtı gönül gözü ile seyrettiğinde, onun boş, gâyesiz ve hikmetsiz yaratılmadığını kavramakta güçlük çekmez. Derin hikmetler ve ciddî gâyeler ile yaratılan insanın bu fânî dünyâda başıboş olmadığı açıktır. Zîrâ âyet-i kerîmelerde:
“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder!” (el-Kıyâme, 36) |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Mayıs - Sayı: 207 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Hazret-i Âdem ve Havvâ -aleyhimesselâm- ile başlayan insanlık âilesi, dînî huzur ve saâdet gölgesinde yaşamak üzere; bugün Mekke’deki Kâbe’nin yerini ilk ibâdethâne edinmişlerdir. Hayâtî ve ictimâî lüzûm sebebiyle etrâfa yayılan Âdemoğulları, zaman zaman peygamberlerle irşâd olunarak dînî hayatı devâm ettirmişler ve bu sûretle ilâhî hakîkatlere sâdık kalmışlardır. Nihâyet, dünya gününün ikindisine benzeyen asr-ı saâdet gelmiş ve Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-ile dînî hayat ilk başladığı yerde, son bir kemâl zirvesi göstermiştir. Artık zirve teşkil eden kemâl-i Muhammedî’den sonra kemâl tasavvuru muhaldir. Zîrâ Allâh’ın râzı olduğu dîn, İslâm olmuştur. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Nisan - Sayı: 206 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Allâh -celle celâlühû- kullarını hidâyete erdirmek için kendi içlerinden sağlam karakter ve şahsiyet sahibi müstesnâ yaratılışlı sâlih insanları rehber olarak vazîfelendirmek sûreti ile kullarının seâdete ermesine yardımda bulunmaktadır. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Mart - Sayı: 205 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Son nefes; buğusuz, berrak bir ayna gibidir. İnsanoğlu kendisini en net olarak son nefesinde tanır. Hayatın muhâsebesi, kalbinin ve gözünün önünde sergilenir. Bu sebeple insanoğlu için ölüm ânından daha ibretli bir manzara yoktur. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Şubat - Sayı: 204 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Güzel bir kul olarak bu fânî âleme vedâ edebilmek için sayılı olan nefesleri son nefese hazırlamak zarûrîdir. Yâni mes’ud bir âhiret hayâtı için amel-i sâlihlerle müzeyyen, güzel, feyizli, huzurlu ve istikâmet üzere bir dünya hayatı elzemdir. Zîrâ hadîs-i şerîfte buyurulduğu üzere:
“Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr Şerhu’l-Câmii’s-Sağîr, V, 663) |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Ocak - Sayı: 203 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Cenâb-ı Hak, bekâ sıfatını bu âlemde yalnız kendisine tahsis buyurmuştur. Onun için onun yüce zâtından başka her varlık fânîdir. Nitekim âyet-i kerîmede:
“Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir...” (er-Rahmân, 26) buyurulmuştur. |
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
251 sonuçtan 71 - 80 arası gösteriliyor
|