Yıl: 2006 - Ay: Ocak - Sayı: 239 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Toprak üzerinde gezip dolaşırken birgün gelip de o çiğnenen topraktan bir parça olacağımız gerçeğini kavrayıp hayâtımızı bu anlayışla tanzîm edebilmemiz için, Kur’ân’ın engin muhtevâsına îman ve muhabbet ile eğilmemiz şarttır. |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Aralık - Sayı: 238 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Dostluk, müsbet veya menfî vasıflardaki müştereklikten kaynaklanır.
***
İki din kardeşi, birbirini yıkayan iki el gibidir. Tıpkı Muhâcir ve Ensar gibi…
*** |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Aralık - Sayı: 238 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Hayâtın; rûhâniyet, zarâfet, nezâket ve mânâ kazanıp güzelleşmesi, israf ve emsâli menfîliklerden uzak durmayı gerektirir. Zîrâ israf; fertte, âilede ve toplumda felâketin habercisidir.
İnsana bahşedilen bütün nîmetler birer emânettir. Bu emânetler, gerçek teslim mahallini bulamayıp nefsânî arzuların sultasında israf edilirse, Allâh -celle celâlühû- bereketi alır. |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Kasım - Sayı: 237 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
İnsanoğlunun gerek meccânen, gerekse çalışıp kazanarak nâil olduğu bütün nîmetler, Cenâb-ı Hakk’ın bir lutfudur. Zîrâ nîmetleri yoktan var eden de, onları elde etmek için kulun muhtaç olduğu istîdat ve kuvveti ihsân eden de, Hak Teâlâ’dır. Bu bakımdan insanoğlu, sâhip olduğu nîmetlerin, aslında sırf Allâh’ın bir lutfu olduğunu hatırından çıkarmamalıdır. Bunların, günün birinde hesâbı verilecek emânetler hükmünde olduğunun idrâki içinde yaşamalıdır. Zîrâ âyet-i kerîmede:
“Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve tekrar huzurumuza döndürülüp hesap vermeyeceğinizi mi sandınız?” (el-Mü’minûn, 115) buyrulmaktadır. |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Kasım - Sayı: 237 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Mü’minliğin kemâli muhabbettedir. Çünkü varlığın sebebi muhabbettir.
***
Var oluşun sebebi, “muhabbet” olduğundan, bu vasıf her canlıda doğuştan gelen bir temâyüldür. Bir akrebin yavrularını sırtında taşıması bile bu muhabbetin bir neticesidir.
*** |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Ekim - Sayı: 236 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Rabbimizin kullarına lutfettiği bütün nîmetler O’nun rahmet, merhamet ve muhabbetinin âşikâr bir nişânesidir. Bu ilâhî ikramlar, kullara meccânen, yâni bir bedel ödemeden veya çalışıp hak etmeden, Cenâb-ı Hak tarafından ihsân edilmiştir. Allâh Teâlâ, âyet-i kerîmede:
“O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lutuf olarak) size âmâde kılmıştır. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (el-Câsiye, 13) buyurmaktadır. |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Eylül - Sayı: 235 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Olgunluğa erişmiş mü’minler için geceler, derûnundaki sükunet ve feyiz dolayısıyla müstesnâ bir ganimettir.
***
Herkes uyurken uyanık olmak, Mevla-yı Müteâl’in rahmet iklimine girmek, muhabbet ve merhamet meclisine dahil olan müstesna kullardan olmak demektir. |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Eylül - Sayı: 235 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Cenâb-ı Hak, imtihân için gönderdiği bu cihân dershanesinde her insana birtakım imkânlar ve nîmetler verdiği gibi bazı mahrûmiyetler ve külfetler de yüklemiştir. Bu külfet ve musîbetler ne kadar ağır olursa olsun hakîkî bir mü’min, onları isyân etmeden sabır, tevekkül ve teslîmiyetle bertarâf etmenin gayreti içinde olmalıdır. Hem sıkıntı hem de rahatlık zamanlarında Cenâb-ı Hakk’a karşı “rızâ”, “tevekkül” ve “teslîmiyet” hâlinde bulunarak huzûr ve sükûn içinde bir kulluk ömrü sürmelidir. |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Ağustos - Sayı :234 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Dünyâ; nîmetleri, muhabbetleri, emel ve hülyâlarıyla önümüze serilmiş geniş bir imtihan sahasıdır. Mal, mülk ve evlâd gibi dünyâya âit kıymetler de, âhiret sermâyesi yapılmak gâyesiyle tasarrufu bize bırakılmış imtihan mevzûlarıdır. Dolayısıyla dünyânın imkânlarını âhiret saâdeti için bir vâsıta hükmünde tutmak zarûrîdir. Âyet-i kerîmede buyrulur:
“Servet ve oğullar, dünyâ hayâtının süsüdür; bâkî kalacak olan amel-i sâlihler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.” (el-Kehf, 46) |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Temmuz - Sayı: 233 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Ashâbın Îman Heyecânı
İslâm’ın nûrunu, eşsiz güzelliklerini, bilhassa incelik ve zarâfetini yakından tanıyabilmek, ancak asr-ı saâdetin gönül iklîmine girebilmekle mümkündür.
Asr-ı saâdet; insanlığa hidâyet rehberi olan Kur’ân-ı Kerîm’in nâzil olduğu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazret-i Peygamber (s.a.v)’in yaşayarak şereflendirdiği bir devirdir. |
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
251 sonuçtan 41 - 50 arası gösteriliyor
|