Yıl: 2006 - Ay: Ekim - Sayı: 20 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
Dünya ve hayat ibretlerle doludur. Cenâb-ı Hak, bu ibretlerle, binbir mâlumdan binbir meçhule pencere açar. Böylece şu fânî âlemde kâh fırtına, kâh deprem, kâh tsunami, kâh amansız yangın ve kâh trafik kazalarıyla devamlı olarak aslında bizlere ibretle perdelerin öteleri gösterilir. Neticede bize ilâhî takdir sergilenir; hangi durumda kimler yanar, kimler batar, kimler yıkılır, kimler mahvolur, kimler kurtulur, hepsini net bir şekilde müşahede ederiz. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Eylül - Sayı: 19 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
İnsandaki bütün haslet ve istidatlar, bir yönüyle nîmet, diğer yönüyle âfet olabilecek özelliktedir. Bunlar, insanın olgunluk seviyesine göre ortaya çıkar. Yani Cenâb-ı Hak, bizlere bütün kabiliyet ve imkânları, tabiri câizse, müspet veya menfî her iki şekilde de işlemeye müsait bir "ham malzeme" olarak vermiştir. Yine insanoğluna lutfedilen her bir nîmet, ayrı bir külfet ve sorumluluk yükler. Sorumluluğun derecesi, nimetler nisbetindedir. Bu durumda insana düşen, sahip olduğu bütün kabiliyet ve imkânları, en doğru bir sûrette ve tam yerinde kullanabilme maharetini göstermek ve onları nîmet hüviyetinde değerlendirebilmektir. Aksi hâlde başını âfet ve musîbetlerden kurtaramaz. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Ağustos - Sayı: 18 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
“Ölüm gelmeden önce tevbe etmekte acele ediniz….”
(Münâvî, Feyzü’l-kadîr, V, 65)
Cenâb-ı Hak, insanoğlunu doğuştan hayra daha fazla meyilli olarak halketmiştir. Ancak, doğduğu andan itibaren yakın ve uzak çevresi, onun şekillenmesine tesir eder. Evlatlar, temiz fıtratlarıyla anne-babaya teslim edilen ilâhî emânetlerdir.
|
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Temmuz - Sayı: 17 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
Cenâb-ı Hak, imtihan maksadıyla yarattığı dünya hayatını zıtlar üzerine tesis etmiştir. Bu sebeple güzel de bulunacaktır, çirkin de; hayır da bulunacaktır, şer de… Bu dünyanın bir parçası olarak yaratılan ve bu tezatlar arasında kalan insanoğlu da, kendi nefsine yerleştirilen takvâ ve fücur, hayır ve şer duyguları arasında her ân imtihandan geçmektedir. Bu sayede kimileri gönül âlemini güzelleştirmekte ve hayra meyletmekte; kimileri de iç dünyasını çirkinleştirerek şerrin, yani kötülüğün bendesi hâline gelmektedir. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Nisan - Sayı: 16 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
Normal şartlarda annelik duygusu, bir evlâda ve yavruya hiçbir şekilde kıymaya izin vermez. Bu yüksek duygu, hayvanlarda bile şâhit olunan ilâhî bir gerçektir. Nitekim bir belgesel çekiminde tespit edilen şu ibretli misâl, bu gerçeğin apaçık bir tecellîsidir:
|
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Nisan - Sayı: 16 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
Zamanlar içinde, yaratılışın başlangıcından âlemin yok olacağı âna kadar en mes’ûd ân, hiç şüphesiz âhir zaman Peygamberi’nin dünyâyı teşrîf ânıdır.
|
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Nisan - Sayı: 16 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
İnsan idrâki, hayatın med-cezirleri, yani yokuş ve inişleri içinde, “yaşama sevinci” ile “ölümde ürperiş” gibi iki müthiş zıdlığın arasında bir ömür boyu çalkalanır durur. Dâimî bir akış içinde olan hayat ile ölümün hakîkî mânâları idrâk edilmeden, yaratılışın sır ve hikmeti ile insanın gerçek mâhiyeti de lâyıkıyla kavranamaz. Kâinâtın küçük bir kopyası olan vücûdumuzda her ân kaç bin hücre doğuyor ve ölüyor. Sanki o, tıpkı kâinât gibi; bir tarafıyla doğumevi, bir tarafıyla mezarlık… İşte fânî olan bu hayat sahnesinde gerçekleşen nefsânî başarılar, deniz kenarında oynayan çocukların, gelecek bir dalga ile yok olmaya mahkûm, kumdan yapılmış evleri ve oyuncakları kabîlindendir.
|
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Ocak - Sayı: 15 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
Hayat yollarının kıvrımları ve iniş-çıkışları döne dolaşa kabre varır. İnsanlar, yaşadıkları hakîkat ve niyetler üzere ölürler. Bu dünya hayatında vicdan huzûru içinde yaşamanın, îman ile son nefese kavuşabilmenin ve nihâyet ebedî âlemdeki ilâhî neş’e ve safâlara kavuşmanın en emin yolu, kulun “hamd”, “sabır”, “şükür” ve “zikir” hâlinde istikamet üzere bulunmasından geçer.
|
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Ekim - Sayı: 14 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
İnsanoğlu, hayatın inişli ve yokuşlu yollarında bazen hoşuna giden, bazen de kendisini içten içe yıpratan hâdiselerle karşılaşır. Neşe ve mutluluk veren olaylar, onu minnet ve şükrân hislerine yönelttiği gibi; üzüntü, musîbet ve keder ânları da yürek darlığı, gönül yorgunluğu ve yalnızlığa sevkeder. |
|
|
|
Yıl: 2005 - Ay: Ekim - Sayı: 12 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî hazretlerinin şaheseri olan Mesnevî, öyle büyük bir eserdir ki; bilgi, tecrübe ve hâl îtibariyle başlangıç seviyelerindeki geniş halk kitlelerinden (avam), ilmî ve mânevî seviyesi zirvede olan “havass”a kadar bütün muhataplarını kendisine hayran bırakmıştır. Böyle bir eseri telif etmek kolay değildir; bu ayrı bir gönül sanatı ve ilâhî ikramdır.
|
|
|
|
|