|
|
BİZİM BAHÇE DERGİSİ
|
|
Sevgili Yavrularım!
Sahabe-i Kirâm Efendilimiz, Peygamber Efendimizi o kadar çok seviyorlardı ki bu uğurda mallarını da canlarını da vermekten geri durmadılar. O’nun ağzından çıkan her sözü bir emir sayıp hemen yerine getirirlerdi. Dinimiz İslâm’ın, diğer insanlara ulaşması için çektikleri zahmetleri dert etmezlerdi. Her türlü zorluk ve sıkıntıda seve seve, Allah Resûlü’nün yanında bulunurlardı. O fedâkâr yiğitler, Kainatın Efendisinin yanında dini en güzel şekilde öğreniyorlardı. O’nun her davranışını örnek alıyorlar böylece ahlâken yükseliyorlardı. Çünkü onlar Allah’ın elçisini, sahip oldukları her şeyden daha çok seviyorlardı. |
|
|
|
|
|
BİZİM BAHÇE DERGİSİ
|
|
Sevgili Evlatlarım!
Rabbimiz bizi o kadar çok seviyor ki bizi bu dünyada şerefli ve güzel bir insan olarak yarattı. Oysa bir böcek olarak da dünyaya gönderilebilirdik. Ama Rabbimiz bize insan olma şerefini verdi. O’nun bizi ikinci büyük ikramı da Peygamber Efendimiz’in ümmeti olmamızdır. Öyle bir peygamberin ümmeti olma saadetine erdik ki O Peygamber, asırlar öncesinden bizi düşünüp hayatı boyunca bizim için her zaman dua etti:
—“Ey Rabbim, ümmetimi koru, ümmetime merhamet et!” diyerek yalvardı. |
|
|
|
Yıl: 2009 - Ay: Haziran - Sayı: 33 |
|
GENÇ DERGİSİ
|
|
GENÇ:Efendim, vefâ nedir? Bir mü’minin gönül dokusunda vefânın yeri ne olmalıdır?
Osman Nûri TOPBAŞ: Muhabbet, dostluk ve bağlılıkta sebat, ahde riâyet ve verilen sözde durmak demek olan vefâ, İslâmî şiarlardan biri ve belki de en ehemmiyetlisidir. Çünkü her insan, imtihan edilmek üzere geldiği bu dünyâda, ruhlar âleminde vermiş olduğu söze sadâkatini ispât ettiği taktirde, hayatını mü’min olarak yaşar.
Pek tabîdir ki bir kerpiç parçasından hiç kimse vefâ beklemez. Vefâ, insana yakışan ve insana has bir haslettir. Bir mü’minin şahsiyet inşâsında, gönül dünyâsının olmazsa olmaz temel direklerinden biridir.
Peki bir mü’min, kime karşı vefâ sâhibi olmalıdır?
Hiç şüphesiz, öncelikle kendisini yoktan vâr ederek ona îmân nimetini lutuf ve ihsân eden Cenâb-ı Hakk’a karşı vefâ sâhibi olmalıdır. |
|
|
|
Yıl: 2009 - Ay: Mayıs - Sayı: 32 |
|
GENÇ DERGİSİ
|
|
GENÇ: Efendim, eserlerinizde hikmetli söz ve hikâyelerinden sık sık misaller verdiğiniz Şeyh Sâdî-i Şîrâzî kimdir? Hakkında kısa bir mâlûmat vererek, gönle şifâ kıssalarından birini anlatır mısınız?
Osman Nûri TOPBAŞ: Asıl adı Müslihuddîn Şeyh Sâdî’dir. 1193’te (h. 589) Şiraz’da doğmuş ve 1292’de (h. 691) yine orada vefât etmiştir. Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin halîfelerinden birinin talebesi olarak yetişmiş ve onun himâyesinde kemâle ermiştir.
İslâm âlimlerinden ve büyük velîlerdendir.Bir peygamber âşığı olarak on dört kez hacca gitmiş, Moğol ve Haçlılarla yapılan savaşlara iştirak ederek cihâd etmiştir. Şeyh Sâdî’nin en meşhur iki eseri, Bostan ile Gülistan’dır. Bu eserlerinde, aynen Mevlânâ Hazretleri’nin Mesnevî’sinde yapmış olduğu gibi mücerred hakîkatleri her kademedeki insanın anlayabileceği tarzda müşahhas misallerle an-latmıştır. İslâm ahlâkının inceliklerini bizzat yaşayıp eserlerine de aksettiren Şeyh Sâdî, bilhassa Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta bakış tarzı olan şefkat ve merhamet üzerinde büyük bir hassâsiyetle durmuştur. |
|
|
|
Yıl: 2009 - Ay: Nisan - Sayı: 31 |
|
GENÇ DERGİSİ
|
|
Durmadan tevbesini bozan birisi ne yapmalıdır?
Tekrar tekrar tevbeden dönmek, âhiret hayatını karartacak bir âfettir. Bu nevî tevbeye muhtaç tevbelerden Allâh’a sığınmak gerekir. Tevbenin birtakım kabul şartları vardır: |
|
|
|
Yıl: 2009 - Ay: Mart - Sayı: 30 |
|
GENÇ DERGİSİ
|
|
Bir sanatkâr, yaptığı sanat eserini; bir mûcid, îcâd ettiği makineyi arzu ettiği şekilde planlayıp biçimlendirir ve onu en iyi kendisi tanır. Ayrıca her sanatkâr, eserine koyduğu imzâsıyla da dâimâ hatırlanmak, ismini yâd ettirmek ister. Hâl böyle iken mikro âlemden makro âlemlere, atomdan galaksilere kadar bütün kâinâtı yoktan var eden Cenâb-ı Hakk’ın, yarattığı varlıkları, kendisini periyodik olarak zikredecek şekilde tan-zîm etmesi kadar tabiî bir şey olamaz.
Cenâb-ı Hak, yarattığı canlı-cansız bütün varlıklara kendisini tanıtmış ve onları dâimî bir sûrette zikir ile vazifelendirmiştir. Bütün varlıklar, yaratılışları muktezâsınca kendi hâllerine mahsus bir sûrette Rab’lerini tanırlar ve O’nu zikrederler. |
|
|
|
Yıl: 2009 - Ay: Şubat - Sayı: 29 |
|
GENÇ DERGİSİ
|
|
İnsanlığın ilim diye bugüne kadar övüp durduğu şey, ekseriyetle eşyanın bilgisini zihne nakletmekten ibâret kalmıştır. Hâlbuki bir ambarda üst üste eşya yığmak gibi bilgileri zihinde istiflemek, onların ziyan edilmesinden başka bir şey değildir. Zîrâ ilmin safhaları vardır ve onun ilk safhasında kalarak o bilgileri nefsânî menfaatlere alet etmek veya onun zâhirine, yâni kabuğuna takılıp kalmak, kişiyi gerçek huzur ve saâdete ulaştıramaz. |
|
|
|
Yıl: 2009 - Ay: Ocak - Sayı: 28 |
|
GENÇ DERGİSİ
|
|
Son nefes; buğusuz, berrak bir ayna gibidir. İnsan kendisini en doğru şekilde son nefesinde tanır. O anda güzellikleri ve çirkinlikleriyle bütün bir ömrü, kalp gözünün önünde sergilenir. O an, gözlere ve kulaklara hiçbir itiraz ve gaflet perdesi de inemez. Bilâkis bütün perdeler kalkar ve her türlü îtiraf; aklı ve vicdanı derin bir pişmanlık iklimine sokar. Bu sebeple insanoğlu için ölüm ânından daha ibretli bir manzara yoktur. |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Aralık - Sayı: 27 |
|
GENÇ DERGİSİ
|
|
Milletler, târih sahnesinde hayâtiyetlerini kendi bünyelerine has “kültür” değerleriyle devâm ettirebilirler. Millî kültürümüzün âdeta teme-lini de din, dil ve tarih şuuru oluşturur. |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Kasım - Sayı: 26 |
|
GENÇ DERGİSİ
|
|
Nefs; içimizdeki bütün kötü isteklerdir, süflî arzulara duyulan meyildir. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran bütün şeytânî hisler, nefsten ibârettir. Meselâ, iki parmağımızı iki gözümüzün üzerine koyalım, hiçbir şey görebilir miyiz? İşte nefis, bu şekilde kalbi yüce hakîkatlere âmâ eden süflî arzular engelidir. |
|
|
|
|