|
|
BİZİM BAHÇE DERGİSİ
|
|
Sevgili Yavrularım!
Hani her gün semâları çınlatan ve beş vakit hiç susmayan, dinlerken içimizi ruhânî duygular kaplayan ezanlar, Allah’tan bizlere ne güzel bir çağrı değil mi? Ya söylerken içimizin ürperdiği, içimizdeki kahramanlık heyecânını ve millî duygularımızı zirveye çıkartan İstiklâl Marşımız size neler hissettiriyor? Peki, göklerde nazlı nazlı dalgalanarak îmânımızı, nâmus ve şerefimizi temsil eden mübârek bayrağımız size neler anlatıyor? Bütün bunları kaybetmemek için sahip olmamız gereken biricik şey ne nedir, hiç düşündünüz mü? Evet, vatandır. Bizden önceki şehitlerimizin bizlere bıraktığı en değerli emânet ve mirastır vatanımız.
|
|
|
|
|
|
BİZİM BAHÇE DERGİSİ
|
|
Gül yüzlü yavrularım!
Biz Sevgili Efendimizle beraber yaşamadık; O’nun nur yüzünü hiç görmedik, sohbetini dinlemedik; O’ndan on dört asır sonra dünyaya geldik ama O’nu çok seviyoruz. Efendimizin hayatını okudukça, hadîs-i şeriflerini dinledikçe kendimizi O’na daha yakın hissediyoruz. Sahabe Efendilerimizin Peygamber Efendimizle yaşadıkları hâdiseleri, geçirdiği zamanları sanki biz yaşamış gibi gönüllerimizi maneviyat kaplıyor. Kalplerimizde O’nun muhabbetinin her geçen gün daha da arttığını hissediyoruz.
|
|
|
|
|
|
BİZİM BAHÇE DERGİSİ
|
|
Temiz kalpli, Ak yüzlü Evlatlarım!
Sizlere, çok hoşunuza gidecek ve içinde bizim için çok mühim dersler olan bir hâdiseyi anlatacağım.
Hâkim bin Hizâm, çok sevdiği ve değer verdiği halası Hazreti Hatice’ye bir köle hediye etmek istiyordu. Öyle sevimli ve çok akıllı olduğu her halinden belli olan, sıradan kölelere hiç benzemeyen, henüz çocuk yaşta bir köle satın alıp halasına hediye etmişti. Hazreti Hatice, mâsum ve mahzun görünümlü Zeyd’i, daha ilk gördüğünde çok sevmişti.
|
|
|
|
|
|
BİZİM BAHÇE DERGİSİ
|
|
Gül Yüzlü Evlatlarım!
Sevgili Peygamberimiz Mekke’yi çok sevmesine rağmen, bu mübarek şehirde artık mü’minlerin barınamayacağına kanaat getirmişti. Müşrikler, zulüm ve düşmanlıklarını her geçen gün artırıyorlardı. Müslümanlara inançlarını hür olarak yaşayacakları, ibadetlerini rahatça yapabilecekleri bir vatan lâzımdı. Vatan çok mühimdi. Zira Sevgili Peygamberimizin, “uğrunda nöbet tutarken uyumayan göze cehennem ateşi değmez” buyurduğu vatan olmazsa ne din, ne îman ne de namus muhafaza edilebilirdi.
|
|
|
|
|
|
BİZİM BAHÇE DERGİSİ
|
|
Sevgili Yavrularım!
Sahabe-i Kirâm Efendilimiz, Peygamber Efendimizi o kadar çok seviyorlardı ki bu uğurda mallarını da canlarını da vermekten geri durmadılar. O’nun ağzından çıkan her sözü bir emir sayıp hemen yerine getirirlerdi. Dinimiz İslâm’ın, diğer insanlara ulaşması için çektikleri zahmetleri dert etmezlerdi. Her türlü zorluk ve sıkıntıda seve seve, Allah Resûlü’nün yanında bulunurlardı. O fedâkâr yiğitler, Kainatın Efendisinin yanında dini en güzel şekilde öğreniyorlardı. O’nun her davranışını örnek alıyorlar böylece ahlâken yükseliyorlardı. Çünkü onlar Allah’ın elçisini, sahip oldukları her şeyden daha çok seviyorlardı. |
|
|
|
|
|
BİZİM BAHÇE DERGİSİ
|
|
Sevgili Evlatlarım!
Rabbimiz bizi o kadar çok seviyor ki bizi bu dünyada şerefli ve güzel bir insan olarak yarattı. Oysa bir böcek olarak da dünyaya gönderilebilirdik. Ama Rabbimiz bize insan olma şerefini verdi. O’nun bizi ikinci büyük ikramı da Peygamber Efendimiz’in ümmeti olmamızdır. Öyle bir peygamberin ümmeti olma saadetine erdik ki O Peygamber, asırlar öncesinden bizi düşünüp hayatı boyunca bizim için her zaman dua etti:
—“Ey Rabbim, ümmetimi koru, ümmetime merhamet et!” diyerek yalvardı. |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Ocak - Sayı:16 |
|
GENÇ DERGİSİ
|
|
Genç nesillerin en büyük ideali, istikbâle hazırlanmaktır. Herkes istikbâle dâir, kendi iç dünyâsına göre birtakım hayallerin peşindedir. Meselâ; "Ben şu fakülteye gideceğim, şu mevkîye geleceğim." gibi. Bu da gâyet tabiîdir. Lâkin kendi yapımıza göre hangi mesleği tercih edecek olursak olalım, o meslekte Allah rızâsının aranması zarûrîdir. |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Temmuz - Sayı: 41 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
Bir Hak dostu, ibret nazarıyla seyrettiği bir manzaradan hareketle insanoğlunun ihtirâsını şöyle ifâde buyurur:
Bir gün bir ağacın altında oturmuş dinleniyordum. Bir karınca dikkatimi çekti. Kendinden hayli büyük bir ekmek kırıntısını yüklenmiş, sürükleye sürükleye götürüyordu. Bazen bir su birikintisiyle karşılaşıyor ve etrafından dolaşıyor, bazen de otlara takılan ekmeğin ucunu kurtarmak için didinip duruyordu. Ama ne ekmek parçasını bırakıyor, ne de rahatça taşıyabilmek için ekmeği ufaltıp küçültmeye râzı oluyordu. Bu şekilde o sıcak günde, bu ekmek parçasını uzun bir mesafe taşıdı. Nihâyet yuvasına geldi. Lâkin yuvasına giden koridor küçük, taşıdığı lokma ise büyüktü. Binbir zahmetle yuvanın ağzına kadar getirdiği ekmek parçasını bir türlü içeriye sokamıyordu.
|
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Haziran - Sayı: 40 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
Mevlânâ Hazretleri, oğlu Bahâeddîn Veled’e şöyle nasihat eder:
“Bahâeddîn! Eğer dünyâdayken cennette bulunmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma! Çünkü bir kardeşini dostlukla anarsan, dâimâ sevinç içinde olursun. İşte o sevinç, dünyâ cennetinin tâ kendisidir. Eğer bir kimseyi kin ile anarsan, dâimâ üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da cehennemin tâ kendisidir.
Dostları andığın vakit, içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar. Seni incitenleri andığın vakit ise, için dikenler ve yılanlarla dolar, rûhun sıkılır, kâbuslanır, içine bir pejmürdelik gelir. Bütün peygamberler ve velîler, mü’min kardeşlerini gönül saraylarına aldılar. Onların bu fazîleti, halkı cezbetti. Kendi arzularıyla onların ümmeti ve mürîdi oldular.” (Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, II, 210) |
|
|
|
Yıl: 2008 - Ay: Mayıs - Sayı: 39 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
Hak yolunda ön saflarda bulunmak, hem bereketli hem de mes’ûliyetlidir. Zîrâ önde bulunanların güzellikleri etraflarına tesir ettiği gibi, bunun zıddına yanlışlık ve çirkinlikleri de etrafları tarafından doğru telâkkî edilerek taklîd edilebilir.
Meşhur hikâyedir; anne yengeç yavrusuna:
“–Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum! Düzgün yürüsene!” der.
Yavrusu ise:
“–Peki anne! Önce sen önümde düzgünce yürü, ben seni takip ederim.” karşılığını verir. |
|
|
|
|