Yıl: 1995 - Ay: Mayıs - Sayı:111 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Kafesinde mahpus güzel bir papağanı bulunan bir tacir vardı. Ticaret için Hindistan tarafına yolculuk hazırlığına başladı. Cömertliği sebebi ile hizmetkarlarının arzularını sorarak onlardan siparişler aldı. Çok sevdiği papağanına dönerek onun da ne hediyeler istediğini sordu. O da sahibine: |
|
|
|
Yıl: 1995 - Ay: Nisan - Sayı: 110 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Leylâ'sı uğrunda ve onun aşkı ile çöllere düşen Mecnûn, salyaları akan, tüyleri dökülmüş bir köpeği seviyor, okşuyor ve gözlerinden öpüyordu. Bu hali gören birisi dayanamadı; Mecnûn'a bağırdı:
"- A akılsız adam! Bu ne sersemliktir! Bu hayvanı, ne sarılmış öpüyorsun? |
|
|
|
Yıl: 1995 - Ay: Mart - Sayı: 109 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Deryâ kenarında bir duvar vardı. Duvar yüksekçe olduğu için duvarı aşıp deryâya ulaşmak mümkün değildi. Duvarın üzerinde susuzluktan kavrulmuş dertli biri bulunuyordu. Onu sudan men eden, üzerinde olduğu yüksek duvardı. O kimse ise, duvarın üzerinde suya kavuşmak isteyen bir balık gibi çırpınıp duruyordu. |
|
|
|
Yıl: 1995 - Ay: Şubat - Sayı: 108 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Padişahın biri, cuma günü câmiye gidiyordu. Muhafızları, caddeye üşüşen halka bir taraftan:
- "Çekilin!.." diye haykırıyor, diğer taraftan da tekmeyle, sopalarla padişaha yol açmaya çalışıyorlardı. Bu esnada, tesadüfen orada bulunan zavallı bir fakir de, muhafızlardan bir çok sopa yemiş, kan revan içinde kalmıştı. Dayanamadı. Padişahın arkasından şöyle bağırdı: |
|
|
|
Yıl: 1995 - Ay: Ocak - Sayı: 107 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Adamın biri, büyük bir şehre gelmişti. Çarşıyı gezerken güzel kokular satan attarların sokağına saptı. Dükkanlardan gül, menekşe, kokuları dalga dalga sokağa dökülüyordu. Adam birkaç adım attı. Güzel kokular başını döndürmüştü. Fazla dayanamadı, düşüp bayıldı. |
|
|
|
Yıl: 1994 Ay: Aralık - Sayı: 106 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Çöl ortasında fakir bir bedevî, çadırında hanımıyla oturuyordu. Bir gece hanımı;
"- Bütün yoksulluğu, cefayı biz çekiyoruz. Herkesin ömrü bollukla geçiyor. Sadece biz fakiriz. Ekmeğimiz yok, katığımız üzüntü. Testimiz yok, suyumuz göz yaşı... Gündüzün elbisemiz güneş, geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı. Açlığımızdan dolunayı okkalık ekmek sanarak, gökyüzüne saldırıyoruz... Bizim halimiz ne olacak böyle?" diye dert yandı. |
|
|
|
Yıl: 1994 - Ay: Kasım - Sayı: 105 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Azerbaycan İntibaları... |
|
|
|
Yıl: 1994 - Ay: Ekim - Sayı:104 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Sultanın sarayında birgün Çin ressamları:
"Biz, Türk ressamlarından daha ileri, daha hünerliyiz." diye bir iddiada bulunurlar. Buna karşılık Türk ressamları:
Hayır, biz daha üstünüz. Bizim hünerimiz daha ileridir" diyerek bu iddiaya karşı gelirler. |
|
|
|
Yıl: 1994 - Ay: Eylül - Sayı: 103 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Uçsuz bucaksız bir ormanda azılı bir arslan yaşamaktadır. Ormandaki bütün hayvanlar korku içindedirler. Böyle yaşamaktansa bir çare ararlar. Düşünür, taşınır, aralarından bir heyet seçerek arslana gönderirler: |
|
|
|
Yıl: 1994 - Ay: Ağustos - Sayı: 102 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Bir gün Mecnun hasta olup yatağa düşer. Tedavî için bir doktor çağırırlar. Doktor "Damardan kan almak gerek'" diyerek Mecnun' un kolunu bağlar. Tam iğneyi batıracağı sırada Mecnun bağırır; |
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Sona Git >>
|
241 sonuçtan 171 - 180 arası gösteriliyor
|