Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow BİZİM BAHÇE DERGİSİ arrow Osman Dede'den Nasihatler
Osman Dede'den Nasihatler
Tertemiz yürekli evlatlarım!
Gökyüzünde uçuşan kuşlar ya da yeleleri rüzgârda savrulan atlar mı? Ya da yemyeşil meralarda otlayan buzağılar, zıplayan kuzular mı?
Yoksa denizlerde, ırmaklarda rengârenk, çeşit çeşit balıklar mı? Ağaçlardan çiçeklere uçuşan arılar, kelebekler, renk renk böcekler mi?
En çok sevdiğiniz hayvanlar hangileri?!
Hepsi ne kadar değişik ne kadar güzel ve sevimli, değil mi?!
Rabbimiz ne de güzel yaratmış bütün canlıları... Ne güzel özellikler vermiş onlara… Nasıl da her biri ayrı güzellik katıyorlar dünyamıza… Görünüşleri göz zevkimizi okşuyor. Nağmeli sesleri bize ayrı bir haz veriyor. Hepsinin ayrı ayrı eşsiz güzelliği bize neyi hatırlatıyor dersiniz?
Sonsuz ve eşsiz güzelliğe sahip olan Allah’ımızı, değil mi?
Eşsiz yaratma sıfatına sahip Rabbimizin “Bârî” sıfatı var. O hiçbir varlık yokken bütün mahlûkatı en güzel şekil vererek yaratmış. O’nun “Rezzak” sıfatı var. Bunun için Havada ve karada yaşayan bütün canlıların gıdaları ayrı ayrı hazırlamış. Bunları öyle bir düzenlemiş ki bir hayvanın yediğini diğeri yese zehirlenir, hayatını devam ettiremez. Mesela, sırtlanlar ormanlardaki leşleri yiyip temizliyor. Tavuklar akrebi yiyor, tavuğu ise insan yiyor. İnsan akrebi yese olacakları düşünün…
Bu hayvanların bir kısım özellikleri insana örnek oluyor. Mesela tavuk yumurta yapıyor insana veriyor. İnek süt yapıyor, azcığını yavrusuna, çoğunu insana veriyor. Arı yaptığı balın az bir kısmını kendine alıyor kalanı insanlara veriyor. Birçok hayvan, etini insanın yemesi için feda ediyor. Yılan, çıyan, akrep gibi zehirli ve korkunç hayvanlar ise adeta yanlış yolda gidenler için ilâhî azabı hatırlatıyor. Düşünen insanı doğruya ve güzele çağırıyor. Bunların hepsi Cenâb-ı Hakın yeryüzünde sergilediği ilahi sanatını görmemiz için. Allah’ın yüceliğini hatırlamamız için…
Bu hayvanlar Rabbimizin bize bir emaneti. Çünkü hayvanlar bizim gibi düşünemiyor. Derdini anlatamıyor. Birçok ihtiyacını karşılamak için insanlara muhtaç. İnsanlardan şefkât ve merhamet bekliyorlar. Sokakta acı acı miyavlayan bir kedi yavrusu belki bizden birazcık süt istiyor. Balkonumuza gelen beyaz kanatlı bir güvercin belki bir yudum su ya da ekmek kırıntısı arıyor. Karlı havada penceremize sığınana minik bir serçe belki biraz sıcaklık arıyor.
Her hususta olduğu gibi hayvanlara en çok değer veren ve onların halinden en iyi anlayan insan Sevgili Efendimizdi. Biliyor musunuz? Bütün bitkiler, hayvanlar hatta taşlar bile Sevgili Peygamberimizi tanırdı. Onu, geçtiği yollarda selamlarlar, sevgilerini ve duygularını kendi dillerince ona anlatırlardı. Kâinatın göz bebeği Efendimiz de onların hâlinden anlar, selâmlarına karşılık verirdi.


Gül yüzlülerim!
Bütün mahlûkat, yüzü suyu hürmetine yaratıldıkları Efendimiz –sallallahü aleyhi vesellem-‘i tanıyorlardı. O’na sonsuz bir muhabbetle itaat ediyorlardı. Ancak, biz bunun nasıl olduğunu anlayamıyoruz. Çünkü bu ilâhî bir sırdır.
Peygamber Efendimizin başından geçen şu hadise bunun güzel bir örneğidir. Bir deve, Efendimiz’e doğru koşarak geldi. Acı çeken bir insan gibi inliyordu. Gözlerinden de yaşlar akıyordu. Efendimiz onun başına dokundu, okşadı. O’nun şefkatli dokunuşlarından sonra deve, masum bir çocuk gibi sakinleşti. Herkes hayretler içinde manzarayı seyrediyordu. Efendimiz:
−Bu deve kimindir? diye sordu. Bir delikanlı:
−Benimdir, ey Allâh’ın Rasûlü! dedi. Efendimiz:
−Bu hayvancağız, senden şikâyet ediyor. Onu aç bırakmış ve acımasızca çalıştırmışsın. Allah’ın sana bir emaneti olan ve senin hizmetini gören bu hayvana eziyet etmekten korkmuyor musun?” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44/2549)
Efendimizin hassas gönlü hiçbir hayvanın acı çekmesine de dayanamazdı. Kimsenin hayvanları rahatsız etmesine müsaade etmezdi. Bir yolculuk sırasında insanlar, yuvasında iki kuş yavrusu gördüler. Yavruları yuvadan aldılar. O esnada anne kuş, tepelerinde çaresizce uçup dönmeye başladı. Bu hâli gören Efendimiz:
−Kim bu zavallının yavrusunu alarak ona eziyet etti, çabuk yavrularını geri verin! (Ebû Dâvud, Edeb, 163-164)
— Kim bir serçe kuşunu av zevki için sırf eğlence olsun diye öldürürse, kıyâmet günü o serçe feryât ederek Allâh’a şöyle seslenir:
−Ey Rabbim! Şu kişi beni haksız yere öldürdü. (Nesâî, Dahâyâ, 42)
Çünkü kıyamet günü insanların zulmüne uğrayan bütün hayvanlar diriltecek. Zulüm gören sahibinden hakkını alacak. Sonra tekrar toprak olacaklar. Onu gören kâfirler kendi durumlarına yanıp, büyük bir pişmanlık çekerek ‘ne olurdu biz de onlar gibi toprak olsaydık.’ diyecekler. (Nebe, 40)
“Pekiyi, bizim evlerde kafeslerde beslediğimiz kuşlar, akvaryumdaki balıklar ne olacak? Onlardan da mesul müyüz?” diyeceksiniz. Evlatlarım, siz de bilirsiniz ki bir kuş için en güzel vatan üzerinde cıvıl cıvıl öttüğü ağaçlık alanlardır. Balıkların da en güzel vatanı şırıl şırıl akan dereler ya da uçsuz bucaksız denizlerdir. Her canlı Allah’ın kendisini yarattığı tabii çevrede rahat ve huzurlu yaşar. Mesela sizi bir odaya kilitleseler, her türlü yiyecek ve içecek verseler râzı olur musunuz? Kendimiz için istemediğinizi hiçbir canlı için istemeye hakkımız yok değil mi?
İçinde yaşadığımız bu güzel dünyada bülbüllerin bir damlacık yüreklerinden feryat nağmeleri dökülür. Kumru kuşlarından hû hû, leyleklerden “lek lek” sesleri yükselir. Bu sesleriyle onların her biri Yaratanını zikrederler. Bu hoş ve tatlı sedalar, tertemiz ve duygulu mü’min kalbi için ne büyük ilâhi sanat harikalarıdır.
Altın kalplilerim!
Demek ki biz de Efendimiz gibi, onları çok seven büyük mahlûkata karşı şefkatli ve merhametli olacağız. Bilerek hiçbir hayvana zarar vermeyeceğiz. Yolda yürürken bile olsa bir karınca ezmemeye dikkat edeceğiz. Çünkü bu dünyada yaşamak onların da hakkı…
Her hâliyle Peygamber Efendimizi örnek alan Allah dostlarından Mahmut Sâmi Efendi Hazretlerinin şu davranışı bizim için ne güzel bir incelik ve nezaket örneğidir. Bir ara odasından çıkar ve hizmetinde bulunanlara:
—Dışarıda bi¬ri¬si¬nin galiba ye¬me¬ğe ihtiyacı var, der.
Oradakiler misafiri karşılamak üzere dışarı çıktıklarında kimseyi göremezler. Misafirin gitmiş olabileceğini düşünürler. Kısa bir müddet geçer. Sâmi Efendi Hazretleri tekrar odasından çıkar ve:
— O muhtaç kimse geldi ve içeriye bakıyor, der. Hizmet edenler, yemek hazırlayıp tekrar kapıya çıkarlar. Açlıktan dili dışarı sarkmış bir köpek, kapıya gözünü dikmiş beklemektedir. Hemen yemeği hayvancağızın önüne koyarlar. Belki günlerdir aç olan zavallı, yemeklerin hepsini bitiriverir.
İşte bu, Allah dostlarının Yaratandan ötürü yaratılanlara verdikleri değeri gösteriyor. Onlara duydukları şefkat ve merhameti anlatıyor.
İnşallah Rabbimiz bizlere de dağlardan denizlere, ağaçlardan kuşlara dünyadaki her varlığı böyle güzel düşünce ve duygularla seyretmeyi nasip etsin. Gördüklerimizden ibret alarak kalbimizi, mahlûkata karşı şefkat, merhamet duygularıyla doldursun! Âmîn!..
 
< Önceki   Sonraki >
Bizim Bahçe Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2008 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim