Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow BİZİM BAHÇE DERGİSİ arrow Osman Dede'den Nasihatler
Osman Dede'den Nasihatler
Gül Yüzlü Yavrularım!
Güzel dinimiz İslâm, bize ulaşıncaya kadar ne çok sıkıntılar çekildi. Peygamber Efendimiz’le birlikte ilk Müslümanlar çok eziyet ve işkencelere uğradılar. Çöllerde günlerce aç, susuz bırakıldılar. Kızgın demirlerle vücutları dağlandı. Sümeyye vâlidemiz, bir ayağı bir deveye, bir ayağı diğer deveye bağlandı ve farklı tarafa sürülen develerin arasında şehit oldu. Fakat onlar sabrettiler, yeni dinlerinden ne pahasına olursa olsun vazgeçmediler. Onlar Peygamber Efendimiz’i o kadar çok sevmişler ve O’na o kadar sıkı bağlanmışlardı ki evlerini, ana-babalarını, mallarını terk etmek hatta canlarından vazgeçmek bile onlara zor gelmedi. Kendileri en zor, en sıkıntılı anlarda bile “Anam, babam, canım Sana fedâ olsun yâ Rasûlallâh!” dediler.
Hazreti Hamza, hayatını Peygamber Efendimiz’in varlığına adayanlardan biri idi. O Peygamber Efendimiz’in amcasıydı. Gönlü, O’nun kılına bile zarar gelmesine râzı olmazdı. Kim yeğenine kötü bir söz söyleyecek ya da kötü bir şey yapacak olsa, Hazreti Hamza’dan karşılığını alırdı. Hamza, çok cesur ve yiğit bir insandı. Kimseden korkmazdı. Herkes müşriklerden korktuğu için gizli gizli Medine’ye hicret ederken o böyle yapmadı.
Hamza, hicret edeceği gün bütün eşyalarını hazırladı. Silahlarını kuşandı, Kâbe’ye geldi. Kâbe’nin avlusunda bulunan müşriklerin ileri gelenlerinin bakışları arasında Kabe’yi tavaf etti. İki rekât namaz kıldı. Onun bu cesurca tavrı, müşrikleri çok rahatsız etti. Kızgınlıklarından hepsinin yüzü kızardı. Hamza bütün müşriklerin yüzüne tek tek baktı ve:
— Görüyorum ki öfkenizden yüzleriniz asıldı, kininizden bakışlarınız değişti. Beni bilenler bilir! Ben Abdulmüttalib’in oğlu Hamza’yım! İçinizde kim anasını evlatsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa ben şu vadideyim, beni takip etsin! dedi ve yoluna devam etti.
Hazreti Hamza, Müslümanların yeni vatanı Medine’de de malıyla canıyla kendini, Allah Resûlü’nü korumaya adayan biri idi. Onun yanından hiç ayrılmadı. Efendimiz’e gelebilecek her türlü tehlikeye gözünü kırpmadan kendini siper etti. Müslümanların dinlerini ve vatanlarını korumak için müşriklerle yaptıkları Bedir savaşında da Allah Rasûlü’nün etrafında bir pervane gibi dönüyordu. Gelen her türlü saldırıyı göğüslüyor ve yiğitçe savaşıyordu.
Benim Yiğit Evlatlarım!
Yine müşriklerin Müslümanları yok etmek için harekete geçtikleri savaşlardan biri idi. Uhud harbi günü Hazreti Hamza, Hazreti Ömer, Mus’ab, Ubeyde bin Cerrah ve Hazret-i Ali gibi nice sahabelerle birlikte müşriklere karşı yiğitçe savaştı. Bir taraftan müşriklerle çarpışıyor, diğer taraftan Âlemlerin Efendisini gözlüyordu. Ona karşı kılıçla, okla, mızrakla yapılan tüm saldırıları bertaraf ediyordu. O gün Hamza’nın bedeni Allah Rasûlü’ne adeta bir kalkan olmuştu.
Savaşın en kızgın anıydı. Hazreti Hamza, bir anda böğrüne saplanan bir mızrakla dizlerinin üzerine çöküverdi. Hiç kimsenin karşısına çıkmaya cesaret edemediği Allah’ın aslanı Hazreti Hamza vurulmuştu. Ortalık bir anda sessizliğe büründü. Hamza şehit olmuştu. Malıyla, canıyla, ailesiyle tamamen Allah ve Rasûlü’nün yoluna adanmış bir hayat son bulmuştu. O gün Hazreti Hamza’yla birlikte yetmiş müslüman şehitlik mertebesine erdi.
Efendimiz o gün, yüreğini yana yana, Hamza’yla birlikte yetmiş şehidi defnetti. Hazreti Hamza’nın kabrinin yanına oturup gözyaşları içinde dua etti. O bütün bunlara rağmen sadece Rabbine sığınmış ve teslim olmuştu. Çünkü onlar, Allah yolunda canlarını fedâ edip Allah katında en yüksek mertebe olan şehitliğe ulaşmışlardı.
Aslan Yürekli Evlatlarım!
Hazreti Hamza ve Sahabe Efendilerimiz Bedir’de Uhud’da ve Hendek’te îman dolu cesur yürekleriyle, İslâm’ın ve Müslümanların yok olmaması için kahramanca savaştılar. Onlar kıyamete kadar yaşayacak mü’minlerin gönlünde silinmez bir hatıra bıraktılar. Nitekim Çanakkale Savaşı’nda, sanki Uhud’dan, Bedir’den bir nefes esti. Bu nefes bütün Türk askerlerin gönlünü kapladı. Milletimiz, İslâm’ın son kalesi olan Müslüman Anadolu’yu düşmana teslim etmemeye azmetmişti. Bu ruhla kahraman ordumuzun her bir neferi, Çanakkale’de âdeta bir Hazreti Hamza, bir Hazreti Ömer, bir Hazreti Ali, bir Hazreti Mus’ab oldu.
Çanakkale şehitleri de Hazreti Hamza gibi Mus’ab gibi vücutlarını saracak bir kefen olmadan defnedildiler. Onlar da geride yollarını gözleyen evlatlarını, yürekleri yaralı analarını ve gözyaşını içine akıtan hanımlarını bıraktılar. Hakikatte onlar, arkalarında kıyamete kadar yaşayacak, dillerden gönüllere ulaşacak bir nam bıraktılar. Bizlere üzerinde inancımızla, kültürümüzle, tarihimizle alnı ak ve başı dik olarak yaşayabileceğimiz bir vatan bıraktılar.
Güzel Evlatlarım!
Bu, îmân meşalesiyle aydınlanan şanlı tarihimizden gelin birlikte dersler çıkaralım.
* Sahabe Efendilerimiz Allah Rasûlü’nü çok sevmeleri neticesinde O’nun için mallarını, canlarını fedâ ettiler. Böylece Allah Teâlâ’nın: “Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cenneti vermek üzere satın almıştır…“ övgüsünü kazandılar.
* Çanakkale şehidi dedelerimiz, bize semalarında Kur’an ve ezan seslerinin yankılandığı, ay yıldızlı bayrakların dalgalandığı bir vatan bıraktıklar. Bunun için, onları bir vefa borcu duygusuyla şükranla anmalı ve onlara dua etmeliyiz. İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif, şehit dedelerimizin eşsiz değerini şu mısralarıyla dile getiriyor:
Ey şehîd oğlu şehîd! İsteme benden makber;
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber!..
*Namus, bayrak gibi manevi değerlerimiz uğrunda gerektiğinde her şeyimizi fedâ etmek, ancak sağlam bir îmana sahip olmakla mümkün olur. Bir milletin şeref tacı olan bayrak bir bez parçasından ibaret değildir.
Rabbimiz! Hepimizi canıyla malıyla fedakârlık yapan ve Peygamber Efendimize yakın olan bahtiyar kullarından eylesin!
 
< Önceki   Sonraki >
Bizim Bahçe Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2008 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim