|
Benim Nur Yüzlü Yavrularım!
Yaz tatiline girmekte olduğunuz şu günlerde, birçoğunuz katılacağınız yaz kursuna şimdiden karar vermişsinizdir. Hem gezip eğleneceğiniz, hem yeni arkadaşlıklar kuracağınız hem de dininizi daha güzel öğreneceğiniz faaliyetlere katılmak istiyorsunuz.
Sevgili Peygamberimiz de siz gençlerin dinlerini iyi öğrenmesini, iyi bir Kur’an kültürüne sahip olmasını çok isterdi. Kur’an-ı Kerîm’i güzel okuyup manâsını anladığımızda ve ondan öğrendiklerimizi hayatımıza geçirdiğimizde Kur’an’ın bizim dünya ve ahiretimiz için mutluluk kaynağı olacağını ifade ederdi.
“Kim Kur’ân’ı okur ve güzelce ezberler, onun helâl saydıklarını helâl, haram saydıklarını haram kabul eder ve bunlara uyarsa, Allâh o kimseyi cennetine koyar...” buyururdu.
Buradan anlıyoruz ki Kur’an-ı Kerîm biz Müslümanlara Allah’ın büyük bir hediyesidir ve ikramıdır. Kur’an nimetinden en güzel şekilde faydalanmamız için Allah Teâlâ: “Andolsun ki, biz bu Kur'ân'da insanlar için her türlü hadiselerden misaller getirdik.” “Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?” Andolsun ki biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık, yine de öğüt alan yok mu? buyuruyor. Çünkü Allah Teâlâ kullarının cennete girmelerini istiyor. Bu da ancak Kur’anı kendimize rehber edinmemizle mümkün olur.
Müslümanlar Kur’an üzerinde düşünerek ve hayatlarına ona göre yön vererek Allah katında büyük bir şeref ve üstünlük kazanırlar. Aynı şekilde Kur’an’ı çok seven ve çok saygı göstererek hayatlarını ona göre düzenleyen toplumlar yükselirler. Böylece insanların nezdinde de büyük şeref ve değer kazanırlar. Çünkü Kur’anı Kerîm bütün insanlığa merhamet dağıtır. Kur’an’ın gönüllere yerleştiği toplumlarda terörizm ve cinayet gibi insanlık suçları görülmez.
Bunun en güzel örneği Büyük Osmanlı Devleti Padişahlarının Kur’an’a olan bağlılık ve saygılarıdır. Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gâzi, bir gece hocası Şeyh Edebâli hazretlerinin evinde misafir kalıyordu. Geceleyin kendisine istirahat etmesi için gösterilen odaya girince duvarda asılı bir Kur’an-ı Kerîm gördü. Kur’an-ı Kerîm’i çok sevdiğinden ve ona saygıda kusur etmek istemediğinden dolayı bu odada ayaklarını uzatarak yatmadı. O, biliyordu ki Kur’an-ı Kerîm Allah’ın kelâmıydı. Oturduğu yerde kıvrılarak uykuya daldı. O gece bir rüya gördü. Gördüğü rüyayı sabah hocasına anlattı. Şeyh Edebâli Hazretleri tebessüm etti ve Osman Gazi’nin gözlerinin içine manâlı manâlı bakarak:
—“Oğlum! Sana büyük bir devlet kurmak nasip olacak. Benim soyumdan bir kızla evleneceksin. Sizin neslinizden gelen evlatlar bu büyük devletin başına geçecekler. Oğul, sakın Kur’an’ın sana bildirdiği doğrulardan ayrılma. Halkına daima adaletli davran. Biz, hayatımızın sonuna geldik ama sen henüz hayatın başındasın! Allah saltanatını mübarek kılsın!” dedi.
Osman Gazi Peygamber Efendimizin soyundan gelen Şeyh Edebâli hazretlerinin kızıyla evlendi. Böylece onun kurduğu devlet, Efendimizin soyundan gelen insanlarla fazilet ve şeref kazandı.
İşte, Kur’an-ı Kerim’e hürmet ve muhabbetten dolayı Allah’tan gelen bir müjdeyle kurulan bu büyük devlet, altı yüz yirmi sene dünyaya adalet ve huzur getirdi. Eşi görülmemiş muhteşem bir medeniyet oldu.
İstanbul’u fethederek peygamber Efendimizin özel sevgisine ve övgüsüne erişen Fatih Sultan Mehmet Han da Kur’an okumayı çok severdi. Fatih, çocukluk yaşlarından itibaren eşi görülmemiş bir ahlâka, zekâya ve gayrete sahip olduğunu gösteriyordu. Henüz 12 yaşındayken bile babası II. Murad han tarafından tahta geçirilecek kadar büyük kabiliyet ve maharetlere sahipti. Fatih Sultan Mehmet Han’ın, gece odasında ışıkları sabaha kadar yanardı. Burada Kur’an okur, âyetler üzerinde tefekkür eder; elinde kağıtlar kalemlerle sabaha kadar İstanbul’u fethetmenin planlarını yapardı. Çünkü O, Peygamber Efendimizin, “İstanbul’u fetheden kumandan ne güzel kumandandır” övgüsüne ve müjdesine ulaşmayı çok istiyordu. Kendi kendine:
—“Ya İstanbul bizi alır ya biz İstanbul’u alırız!..” diyordu. O’nun, bitmek tükenmek bilmeyen gücünü ve gayretinin kaynağı Kur’an-ı Kerîm ve Efendimiz’in sünneti idi.
Büyük Osmanlı Padişahlarından Yavuz Sultan Selim de Mısır’ı fethettikten sonra Osmanlı Sultanları içinde ilk halife unvanını almıştı. Bundan sonra Peygamber Efendimiz’den ve sahâbe-i kirâm’dan birer şeref hatırası olan kutsal emanetleri, büyük bir hürmet ve itina ile Bağdat’tan İstanbul’a getirtti. Peygamber Efendimizin sancağı, mührü, kılıcının kabzası, mektupları, hırkası, seccadeleri ve bunun gibi diğer İslâm büyüklerine ait kutsal emanetleri kendisinin sürekli bulunduğu Topkapı Sarayı’na yerleştirdi. Yavuz Sultan Selim bu eşyaları, Allah Resûlü’nün ve İslâm ümmetinin kendisine bir emaneti olarak görüyordu. Onlara öyle değer verip saygı gösteriyordu ki mukaddes emanetlerin bulunduğu odada sırayla Kur’an okumaları için kırk hafız görevlendirdi. İlk Kur’an’ı da Yavuz Sultan Selim, kendisi okudu. Rivayete göre bu kırk hâfızdan biri de kendisi idi. Böylece, hiç ara verilmeksizin asırlarca devam edecek kesintisiz bir Kur’an okuma başlamış oldu.
Fatihlerin Torunları Yiğitlerim!
Şimdi biz böyle yüce gayeler ve samimi niyetlerle fethedilmiş topraklar üzerinde yaşıyoruz. Fatih İstanbul’u fethederken askerlerine öyle bir ruh aşılamıştı ki askerler surlara tırmanırken bugün şehit olma sırası bize geldi diye seviniyorlardı. Onların bu iman dolu fedâkar halleri sebebiyle dünya 400 sene İstanbul’dan idare edildi. Hatta devletlerin sınırları ve devletleri idare edecek krallar buradan tayin edildi. Yeryüzünde başka hiçbir devlet bu kadar uzun süre yaşamadı. Bunun da temelinde Allah’a güzel bir kul olmak ve Kur’an’a gösterilen hürmet ve muhabbet vardı. Onlar, bu îman ve fedâkarlıkları neticesinde sizin gibi yiğitlere bu vatanı, bayrağı ve bu ezanı miras bıraktılar.
Sevgili Yavrularım!
İnşallah, Kur’anın âyetleriyle kalplerimiz ve gözlerimiz nurlanır. Onun bereketi, bütün insanlar için bir rahmet ve mağfirete vesile olur. Kur’an’dan öğrendiğimiz bilgiler dünya hayatımızı; alacağımız manevi feyiz de âhiret hayatımızı güzelleştirir. Kur’an’a olan hürmet ve muhabbetimiz Rabbimizi ve Peygamber Efendimizi daha çok sevmeye vesile olur.
Şimdi gelin hep birlikte şöyle dua edelim: Allah’ım! Hepimizi, bize Kur’an’ı getiren ve öğreten Resûlullah Efendimizin şefaatine ulaştır. Onun gönlünden bize kadar ulaşan Kur’an-ı Kerîm’i, hem dünya hem âhiret saadetimiz için sebep kıl. Bu güzel vatanımız üzerinde, ezan ve Kur’an sadaları içinde kıyamete kadar bayrağımızın dalgalanmasını nasip eyle! Âmîn…
|