|
Gül yüzlü yavrularım!
Biz Sevgili Efendimizle beraber yaşamadık; O’nun nur yüzünü hiç görmedik, sohbetini dinlemedik; O’ndan on dört asır sonra dünyaya geldik ama O’nu çok seviyoruz. Efendimizin hayatını okudukça, hadîs-i şeriflerini dinledikçe kendimizi O’na daha yakın hissediyoruz. Sahabe Efendilerimizin Peygamber Efendimizle yaşadıkları hâdiseleri, geçirdiği zamanları sanki biz yaşamış gibi gönüllerimizi maneviyat kaplıyor. Kalplerimizde O’nun muhabbetinin her geçen gün daha da arttığını hissediyoruz.
Sahabe-i Kirâm, Peygamber Efendimizle rûhânî anlar yaşıyorlardı. Bu güzel anlar, onların hayata ve dünyaya bakışını derinleştiriyordu. Bütün ömürlerine tesir edecek yeni hamleler yapmalarına sebep oluyordu.
İşte Allah Rasûlü’nü daha çocuk denecek yaşında tanıyan Râfi, bunlardan biri idi. Râfi (Allah ondan râzı olsun) kendisini derinden etkileyen bir hatırasını şöyle anlatıyor:
- Henüz 6-7 yaşlarında idim. Sokakta oyuna dalar, saatlerce dışarıda kalırdım. Karnım acıktığında ise eve gitmeye üşendiğimden en yakın hurma bahçesine girer, hurma ağaçlarından hurma düşürmeye çalışır, karnımı doyururdum.
Bir gün bahçe sahibi beni gördü. Kolumdan tuttuğu gibi doğruca Allah Resûlü’nün yanına götürdü. Bahçe sahibi, işte benim hurma ağaçlarımı taşlayan çocuk diyerek beni Allah Resûlü’nün önüne sürdü. Cezalandırılmamı istiyordu. Ben, olan bitene pek anlam veremiyordum ama pek korkmuştum. Allah Resûlü bana tebessüm etti ve:
- Yavrum! Hurma ağaçlarını niçin taşlıyorsun? dedi.
- Efendim, oynarken karnım acıktı ve hurma yiyip karnımı doyurmak istedim, dedim. Efendimiz benim masumca verdiğim bu cevaba yine tebessüm edip sırtımı sıvazlayarak:
- Yavrucuğum! Bir daha acıktığında, ağacın altına düşen hurmalardan yersin. Hem onlar daha yumuşak ve tatlı olurlar. Böylece bahçe sahibinin malına da zarar vermemiş olursun, dedi. Sonra da benim için:
-Allahım, bu yavrunun karnını helâl rızıkla doyur, diye dua etti.
Ben, şimdi ne olacak diye korku içindeyken Allah Rasûlü’nün bana gülerek sırtımı okşaması ve yumuşak sözlerle nasihat etmesi hiç aklımdan çıkmadı. İşte o günden sonra başkasının hiç bir malına zarar vermedim. İzin almadan hiç kimsenin malından almadım. Yediğim içtiğim her şeyin helâl olmasına çok dikkat ettim.
Altın kalpli yavrularım!
Dünyaya gelişiyle kâinatın şereflendiği Sevgili Efendimiz, beraber olduğu insanları feyz ve rûhâniyetle öyle güzel duygular içine koyuyordu ki insanlar onunla birlikte olmaya can atıyorlardı. O’nun sohbetini dinlerken sanki başlarına bir kuş konmuş da biraz hareket etseler bu kuş uçuverecekmiş gibi idiler. Onun mübarek dillerinden çıkan her sözü iştahla adeta yutarcasına dinliyorlardı. Ona hizmet etmek için yarışıyorlar; O’nun bir abdest suyunu dökebilmek veya O’na bir havlu tutabilmek için dört gözle fırsat kolluyorlardı.
Efendimizi canından çok seven O’na hizmet ederken adeta kendinden geçen Rebîa (Allah O’ndan râzı olsun) o gece sabaha kadar gözünü kırpmadan Allah Resûlü’nün kapısında bekledi. O’nun teheccüd namazına kalkacağını bildiğinden abdest suyunu, havlusunu, misvakını ve seccadesini akşamdan hazırlamıştı. Nihayet Allah Resûlü kapıda göründü; Rebîa’yı görünce tebessüm ederek selâm verdi.
Her şey tam Rebî’a’nın istediği gibiydi. İşte sessiz ve rûhânî bir gece! Kâinatın Efendisi önnde abdest alıyor, Rebîa ona su döküyordu. Bu Rebîa için bütün ömre bedel bir andı. Böyle güzel düşüncelerle, huzur içinde suyu döktü. Abdest bitince havluyu Efendisine uzattı. Bir anda Allah Resûlü ile göz göze geldi. Mahcup oldu ve başını önüne eğdi. Allah Resûlü:
- Rebîa! Dile Benden, ne dilersin? Rebîa için bu hayatının en büyük fırsatıydı.
- Cennette Sizle beraber olmak isterim Efendim! Allah Resû’lü:
- Dünyalık için bir istemez misin?
- Cennette Sizle beraber olmak isterim Efendim!
Bu gerçekten çok büyük bir arzuydu. Rebîa Cennetteki makamların en yücesi olan “Makâm-ı Mahmûd”a sahip, Allâh’ın en sevdiği Peygamberiyle orada beraber olmak istiyordu. Bu Efendimizle, Hazret-i İbrâhim, Hazret-i Mûsa gibi en büyük peygamberlerle orada birlikte olmak demekti. Gerçekten büyük bir şey istemişti Rebîa. Efendimiz Rebî’aya:
- Veya bundan farklı bir şey! Ne istersin? Benden çok zor bir şey istedin! Rebia da:
- Efendim! Sadece Cennette Sizle beraber olmak istiyorum! Allah Resûlü:
- Rebîa! Öyleyse çok namaz kılıp çok secde ederek Bana yardımcı ol!
Rebîa istediğini almıştı. Bu gece onun hayatının dönüm noktası oldu. Rebî’a hep namaz kılıyordu. Kim onu arasa Rabbine secde ederken buluyordu. Rebî’a, çok istediği cennetin anahtarını bulmuştu. Anahtarı o kadar sıkı tutuyordu vefat ederken bile bırakmayacak kadar!
Güzel Evlâtlarım!
Kendimizi Râfi ve Rebîa’nın (Allah onlardan râzı olsun) yerine koyalım. Onların Peygamber Efendimizle yaşadığı bu güzel hâtıraları kendimiz yaşamış gibi kabul edelim ve bunlardan kendimize dersler çıkaralım.
• RÂFÎ, henüz altı yedi yaşında iken yaşadığı bir hadiseden ders alıyor ve bir daha kendine ait olmayan hiçbir şeye el uzatmıyor. Biz de bize ait olmayan eşyaları izinsiz kullanmayalım.
• RÂFÎ, Allah Resûlü’nün nasihatini dinledikten sonra yediği içtiği her şeyin helâlinden ve temiz olmasına çok dikkat etti. Biz de yediklerimizin helâl ve temiz gıda olmasına dikkat edelim.
• REBÎA’nın Allah Resûlü’ne hizmet etmek için can attığı gibi biz de büyüklerimize hizmet etmek ve onların dualarını almak için yarışalım. Böylece onların hayır dualarını ve sevgilerini kazanalım.
• REBÎA’nın Allah Resûlü ile geçirmiş olduğu o feyizli seher vakitlerinde uyanmaya ve ibadet etmeye gayret edelim. Belki Efendimizin abdest suyunu dökemeyiz, havlusunu tutamayız ama O’nun kıldığı gibi namaz kılmaya ve yaptığı gibi dua yapmaya çalışalım.
• Efendimiz, Rebîa’ya cennette kendisiyle beraber olabilmenin sırrını verdi. Bu sırrı biz de öğrendik. Öyleyse Efendimizle orada beraber olmanın gereği olan namazı hiç bırakmayalım. Dualarımızda hep O’nu isteyelim.
|