|
Sevgili Evlatlarım!
Rabbimiz bizi o kadar çok seviyor ki bizi bu dünyada şerefli ve güzel bir insan olarak yarattı. Oysa bir böcek olarak da dünyaya gönderilebilirdik. Ama Rabbimiz bize insan olma şerefini verdi. O’nun bizi ikinci büyük ikramı da Peygamber Efendimiz’in ümmeti olmamızdır. Öyle bir peygamberin ümmeti olma saadetine erdik ki O Peygamber, asırlar öncesinden bizi düşünüp hayatı boyunca bizim için her zaman dua etti:
—“Ey Rabbim, ümmetimi koru, ümmetime merhamet et!” diyerek yalvardı. Bunun üzerine Allah Teâlâ Cebrail aleyhisselam ile şu haberi gönderdi ve:
–“Ey Cebrâil! Muhammed’e git ve O’na: ‘Ümmetin husûsunda Sen’i râzı edeceğiz ve Sen’i asla üzmeyeceğiz.’ müjdemizi ulaştır.” buyurdu. Çünkü Allah Teâlâ O’nu çok seviyordu. Kur’an’da O’nu bize tanıtırken:
“Andolsun size içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” buyurdu.
Peygamber Efendimiz, doğruluğu, adaleti ve cömertliğiyle en güzel ahlâkın zirvesindeydi. Kendisine yapılan kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Yapılan bir yanlışlığı çatık kaşla karşılamadığı gibi bazen de tebessüm ederek bunun fark edilmesini sağlardı. Kendisi için asla intikamcı değil, affediciydi. O, hayvanlara bile haksız yere dokunmayı yasaklamıştı.
Sevgili Peygamberimiz, bizlere ve insanlara olduğu kadar hayvanlara da son derece merhametli idi. O, hayvanları çok sever hiçbir hayvana haksızlık yapılmasına müsaade etmezdi. En vahşi hayvana bile zulmedilmesini istemezdi. İnsanlara saldıran ve zarar vereceğinden dolayı öldürülmesi gereken yılanın bile tek vuruşta öldürülmesini isterdi.
Efendimiz bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamber olduğu için bütün hayvanlar dahi Efendimiz’i tanırlar, onun şefkatine sığınırlardı.
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi vesellem- bir gün bir bahçeye uğramıştı. Orada bir deve gördü. Deve, Peygamber Efendimiz’i görünce heyecanla O’na doğru geldi ve sanki bir insan gibi ah edip inlemeye başladı. Devenin gözlerinden yaşlar akıyordu. Efendimiz, devenin yanına gitti onu, başını okşayarak sevdi. O’nun şefkatli dokunuşlarından sonra deve, masum bir çocuk gibi sakinleşti. Efendimiz:
−”Bu deve kimindir?” diye sordu. Medineli bir delikanlı:
−”Benimdir, ey Allâh’ın Rasûlü!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz:
−”Bu hayvancağız, senin onu aç bıraktığından ve acımasızca çalıştırdığından şikâyet ediyor. Allâh’ın sana bir ikramı olan bu hayvana eziyet etmekten korkmuyor musun?” dedi.
Kâinatın Efendisi Sevgili Peygamberimiz’in tertemiz ve hassas kalbinden taşan şefkat ve merhamet duyguları her canlıyı kuşatıyordu.
Bir gün elinde sarılı bir şeyle gelen bir adam Peygamber Efendimize:
−”Ey Allah’ın Rasûlü, gelirken bir ağaç üzerinde kuş yavrusu sesleri işittim. Onları alıp elbisemin arasına sardım. O esnada anneleri gelip başımın üzerinde dönmeye başladı. Sonra ben yavrularının üzerini açınca anne kuş gelip onların yanına kondu. Ben de tekrar üzerlerini örttüm. İşte şimdi onlar buradadır.” dedi.
Bunun üzerine Efendimiz, adama:
−”Onları hemen bırak.” dedi. Adam elbisesini açtı. Fakat anne kuş uçmuyor, küçük yavrularını terk etmiyordu. Allâh Rasûlü gülümseyerek sahabelerine sordu:
−”Şu annenin yavrularına olan şefkatine hayret ettiniz değil mi?”
−”Evet yâ Rasûlallâh!” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz:
−”Beni hak din ile gönderen Rabbime yemin olsun ki, Allâh’ın kullarına olan merhameti, şu anne kuşun yavrularına olan şefkatinden daha fazladır.” buyurdu. Sonra adama dönüp:
—“Onları götür, aldığın yere koy, anneleri de yanında olsun!” dedi.
Sıradan insanlar belki hayvanlar dilinden anlamazlar onlara verdikleri eziyeti fark edemezler. Fakat Sevgili Efendimiz’in hassas gönlü, şefkatli yüreği hayvanların da duygularını hissediyor ve hiçbir canlının acı çekmesine dayanamıyordu.
Nitekim bir koyunu kesmek için yere yatırmış ve bıçağını bileyen bir adam gördüğünde onu şöyle uyardı:
−”Hayvancağızı defalarca mı öldürmek istiyorsun? Bıçağını, koyunu yere yatırmadan önce ona göstermeden bilesen olmaz mıydı?”
Bir defasında da ihramını giymiş ve Medine’den Mekke’ye gidiyordu. Yol üzerinde, gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan gördü. Efendimiz, herkes oradan geçip gidinceye kadar sahabelerinden birini ceylanın yanında bekletti. Böylece hayvanın, oradakilerden dolayı ürküp rahatsız olmasını engelledi.
Yine bir yolculuğu sırasında yakılmış bir karınca yuvası gören Efendimiz, bundan son derece rahatsız oldu ve hüzünlendi. Böyle gaddarca bir işin yapılmasını kabullenemedi. Karıncaların yuvasının yakılması adeta içine dert oldu.
–“Kim yaktı bunu?” diye sordu. Bazıları:
–“Biz yaktık.” deyince:
–“Yakmak Allah’a mahsustur.” diyerek yapılan işin kötülüğünü ve kendi üzüntüsünü dile getirdi.
Âlemlerin Efendisi, Allahın af ve merhametinin küçük gibi görünen bazı güzel davranışlarla elde edebileceğini bize bildiriyor. Allahın öfke ve gazabının da yine bir takım küçük ve önemsiz gibi görünen kötü işlerle hak edilebileceği hususunda bizi uyarıyor. Bunu daha iyi anlamamız için de şu örneği veriyor:
Allah Teâlâ, susuzluktan bitkin bir hâlde soluyan bir köpeğe su veren günahkâr bir kadını, sırf bu merhameti sebebiyle günâhlarını affederek cennetine koydu. Buna karşılık kedisini aç bırakarak ona merhametsiz davranan bir kadını da cehenneme gönderdi.
Hassas Yürekli Yavrularım!
İşte Sevgili Peygamberimiz, bizlerden de böyle ince duygulu, şefkatli, merhametli ve Allah’ın yarattıklarını seven bir insan olmamızı istiyor. Böyle yüce bir Peygamberin ümmeti olarak bize düşen de O’nu örnek almak ve O’nun gibi yaşamaktır.
Peygamber Efendimiz’i çok seven ve hayatını O’nu örnek alarak yaşayan Allah dostlarından biri olan Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Bir ağacın altında biraz istirahat etti. Bir süre dinlendikten sonra tekrar yoluna devam etti. Bir hayli yol aldıktan sonra torbasının üzerinde birkaç karınca gördü. Karıncaların konakladığı yerden üzerinde kaldıklarını anlayınca bu karıncaları kendi yuvalarından mahrum etmek istemedi. Bunun için geldiği yoldan tekrar geriye döndü ve karıncaları eski yerine bıraktı. İşte Allah dostlarının da gönlü Peygamber Efendimiz gibi herhangi bir canlıya eziyet vermeye râzı olmuyordu.
Şefkati, merhameti ve insanlığa hizmetiyle bütün dünyaya nam salmış büyük Osmanlı Padişahları da Sevgili Efendimiz’in ve Allah dostlarının yolundan gittiler. Bunlardan biri olan Kânûni Sultan Süleyman, dünyanın en güzel ve rûhâni sanat eserlerinden biri olan Süleymaniye Cami’nin yapımında çalıştırılan hayvanların haklarının korunması için çok dikkatli. Buna göre at, merkep ve katırlar belirli saatlerde çalıştırılmış; onlara aç karnına yük taşıtılmamış, hatta hayvanların çayırda gezinme ve otlama gibi tabii ihtiyaçları karşılanmıştı. Peygamber Efendimiz’in sevgisini kalbine yerleştiren Müslümanlar da aynı O’nun gibi böyle şefkatli ve merhametli olurlar.
Sevgili yavrularım, şimdi bu öğrendiklerimize göre neler yapmamız gerektiğini birlikte düşünelim.
* Allah, bizi bu dünyaya imtihan için gönderdi. Bütün hayvanları da bize bir ibret olması için yarattı. Kimi hayvanlardan gıda bakımından faydalanırken, kimilerine hayranlık duyarız. Yılan, akrep gibi kimi hayvanlar da bize Allah’ın azabını hatırlatır. Çünkü Rabbimiz, yerde ve gökte ne varsa hepsini bizim faydalanmamız ve ibret almamız için yaratmıştır.
* Kıyamet günü zulüm gören hayvanlar da insanlarla birlikte diriltilecekler. Kendilerine zulmeden insanlardan haklarını alacaklar. Bunun için şefkat ve merhamette Peygamber Efendimiz’in ve Allah dostlarının hallerini düşünüp örnek alalım.
* Allahın mükâfatı da azabı da bazen küçük bir şeyle bazen büyük bir şeyle olabilir. Bunun için Allah’ın mükâfâtını kazanabilecek en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün güzel davranışları yapma gayreti içinde olalım. Allah’ın gazabını gerektirecek en küçük kötülükten de uzak duralım.
* Kıyamet günü, kapımızdaki kediden, köpekten bile mesul olacağımızı unutmayalım. Peygamber Efendimiz’e duyduğumuz muhabbeti, bütün davranış ve sözlerimizle O’na benzeyerek gösterelim.
|