Yıl: 2007 - Ay: Mayıs - Sayı: 27 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
Nur Hemşire, Şebnem’in Yunus Dede ile tanışmak istemesine yardımcı olabileceğini söyledi:
“– Gelecek hafta sohbetten sonra görüşebiliriz. Eğer Yunus Dede müsaid olursa, haftaya Çarşamba günü tanışmak mümkün; değilse bir sonraki hafta olur.”
“– Ablacığım, bunu ne kadar çok istiyorum bir bilsen... Çünkü hâlâ ruhumu daraltan ve sürekli zihnimi meşgul eden suâller var!.. Allah senden râzı olsun, pek çok suallerimi hallediyorsun. Fakat Yunus Dede’ye de sormak istediğim müşkiller içindeyim.” |
|
|
|
Yıl: 2007 - Ay: Nisan - Sayı: 26 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
Sohbetten sonra Şebnem, Nur Hemşire’ye binbir teşekkür ederek kuş misali hafiflemiş bir hâlde evinin yolunu tuttu. Tam evin sokağına varmıştı ki, Müge ile karşı karşıya geldi. Bir an ne diyeceğini bilemedi. Zaten onun bir şey demesine fırsat bırakmadan Müge, öfkeli ve soğuk bir edâ ile kendisini soru yağmuruna tuttu:
“– Kızım, nerelerdeydin? Niçin partiye gelmedin? Biliyorsun bu partiyi, ikinci kez senin için düzenlemiştik!.. Ya sen ne yaptın? Gelmedin. Bu mu arkadaşlık? Söyle nasıl yaptın bunu? Neden? Niçin? Bizim bunca emeklerimizin ve sana verdiğimiz değerin karşılığı bu mu?” |
|
|
|
Yıl: 2007 - Ay: Mart - Sayı: 25 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
Şebnem, Hüdâyî Külliyesi’ne vardığında Nur Hemşire’nin kendisini beklediğini gördü. Nur Hemşire büyük bir sevinç ve samîmiyetle onu kucakladı:
“– Geleceğini biliyordum. Tam vaktinde yetiştin.”
“– Ablacığım, ne yalan söyleyeyim biraz zorlandım, ama gönlümün tercihi burası oldu. Bunda sizin ve ninemin payı oldukça büyük. Rabbim râzı olsun.” |
|
|
|
Yıl: 2007 - Ay: Şubat - Sayı: 24 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
Şebnem, 17 yaşında bir kızcağızdı. Liseyi yeni bitirmişti. Babası, Şebnem doğduktan bir hafta sonra vefat etmişti. Bir müddet sonra annesi de bu çileli hayata “Elvedâ!” demişti. Böylece küçük Şebnem, hem anneden, hem de babadan yetim kalmıştı. Hayatta olan yaşlı, nûr yüzlü ninesi, onu himâyesine almış ve mahrûmiyetler içinde de olsa Şebnem’i büyütüp yetiştirmişti. Fakat o şefkat gölgesi de, bir sene önce, hem de Şebnem’in aldığı diplomayı göremeden ebediyet âlemine kanat açmıştı. |
|
|
|
Yıl: 2007 - Ay: Ocak - Sayı: 23 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
“Anne hakkına dikkat et! Onu başında taç et! Zira anneler doğum sancısı çekmeselerdi, çocuklar da dünyaya gelmeye yol bulamazlardı.”
Hazret-i Mevlânâ |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Aralık - Sayı: 22 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
Yolcular, yolculuklarında gidecekleri menzile göre hazırlık yapar, yanlarına en lüzumlu şeyleri mutlaka alırlar. Yolun uzunluğu ve gidilen yerin kadr u kıymetine göre maddî ve mânevî heybelerini doldururlar.
Yolculuk, sıradan bir yere ise sıradan bir hazırlık yeter. Önemli bir yere ise, ciddî bir tedârik ister. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Kasım - Sayı: 21 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
Şu uçsuz bucaksız kâinat, insanın ne gibi fazîlet sıfatlarıyla mücehhez olması gerektiğini en güzel ve pek mânâlı bir şekilde telkin eder. Aynı zamanda ne gibi menfîliklerden uzak durmak gerektiğini de bildirir. Çünkü bu kâinat kitabı, müsbeti ve menfîsiyle baştan sona hikmetler ve ibretler sergisidir. Bu sergide çukurundan zirvesine kadar her türlü olumsuz ve olumlu hâle, sayısız misal görmek mümkündür. Dolayısıyla insan sadece yerleri ve gökleri gönül gözüyle seyretse bile neler neler okur, ne dersler alır. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Ekim - Sayı: 20 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
Dünya ve hayat ibretlerle doludur. Cenâb-ı Hak, bu ibretlerle, binbir mâlumdan binbir meçhule pencere açar. Böylece şu fânî âlemde kâh fırtına, kâh deprem, kâh tsunami, kâh amansız yangın ve kâh trafik kazalarıyla devamlı olarak aslında bizlere ibretle perdelerin öteleri gösterilir. Neticede bize ilâhî takdir sergilenir; hangi durumda kimler yanar, kimler batar, kimler yıkılır, kimler mahvolur, kimler kurtulur, hepsini net bir şekilde müşahede ederiz. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Eylül - Sayı: 19 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
|
İnsandaki bütün haslet ve istidatlar, bir yönüyle nîmet, diğer yönüyle âfet olabilecek özelliktedir. Bunlar, insanın olgunluk seviyesine göre ortaya çıkar. Yani Cenâb-ı Hak, bizlere bütün kabiliyet ve imkânları, tabiri câizse, müspet veya menfî her iki şekilde de işlemeye müsait bir "ham malzeme" olarak vermiştir. Yine insanoğluna lutfedilen her bir nîmet, ayrı bir külfet ve sorumluluk yükler. Sorumluluğun derecesi, nimetler nisbetindedir. Bu durumda insana düşen, sahip olduğu bütün kabiliyet ve imkânları, en doğru bir sûrette ve tam yerinde kullanabilme maharetini göstermek ve onları nîmet hüviyetinde değerlendirebilmektir. Aksi hâlde başını âfet ve musîbetlerden kurtaramaz. |
|
|
|
Yıl: 2006 - Ay: Ağustos - Sayı: 18 |
|
ŞEBNEM DERGİSİ
|
“Ölüm gelmeden önce tevbe etmekte acele ediniz….”
(Münâvî, Feyzü’l-kadîr, V, 65)
Cenâb-ı Hak, insanoğlunu doğuştan hayra daha fazla meyilli olarak halketmiştir. Ancak, doğduğu andan itibaren yakın ve uzak çevresi, onun şekillenmesine tesir eder. Evlatlar, temiz fıtratlarıyla anne-babaya teslim edilen ilâhî emânetlerdir.
|
|
|
|
|