Yıl: 2000 - Ay: Aralık - Sayı: 178 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
İnsan için vaad olunan dünyâ ve âhıret seâdeti, ancak Kur'ân'a râm olabilmek mukâbilindedir. Her hakîkat Kur'ân'da gizli, her seâdet îmânda zâhirdir. Cihânın en hayırlı ve mes'ûd insanları, Kur'ân gölgesi altında toplanan, onun hayat nûru ile nûrlanan ve onda fânî olanlar, yâni canlı bir Kur'ân hâline gelebilenlerdir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Kasım - Sayı: 177 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
İmâm Kuşeyrî anlatır:
Horasan sultanı ve kahramanlarından Amr bin Leys öldükten sonra onu sâlih bir zât rü'yâda gördü ve aralarında şu mükâleme geçti:
"-Allâh sana ne muâmelede bulundu?"
"-Allâh beni afvetti."
"-Allâh seni ne sebeple afvetti? Hayâtında nasıl bir amel işledin ki afva mazhar oldun?"
Bunun üzerine Amr bin Leys şöyle cevap verdi:
"-Günlerden birgün yüksek bir tepeye çıkmıştım. Oradan askerlerime baktım. Onların çokluğu ve ihtişamını seyredince: "Keşke Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- zamanında vâkî olan gazvelere ordumla beraber iştirâk edip de O'nun uğrunda fedâ-yı cân eyleyen bahtiyarlardan olabilseydim..." diye hislendim. İşte bu niyet ve iştiyakımdaki ihlâs sebebiyle yüce Allâh, bana rahmetiyle muâmele ederek günâhlarımı bağışladı ve beni sonsuz nîmetleriyle mükâfatlandırdı." |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Ekim - Sayı: 176 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
İnsanoğlu hayra da şerre de meyyâl bir fıtrat ve istidad ile yaratılmıştır. Bu âlemin bir imtihan âlemi olmasına bağlı bulunan ve ilâhî tâyin ve takdîr ile gerçekleşen şu keyfiyet, âdemoğlunun hayır-şer, güzellik ve çirkinlik arasındaki ebedî medd ü cezrinin sebebidir. Bununla beraber hayır ve güzellikte matlub olan kemâl noktasına ulaşabilenler, hemen hemen yüce dağ zirveleri gibi nâdirattandır. Bu sebepledir ki, şarkın büyük dâhîlerinden Şeyh Sâdi-i Şirâzî, umûmî bir hükümle:
"İnsan nedir?" suâlini:
"Bir kaç damla kan, binbir endîşe!.." diye cevaplandırmıştır. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Eylül - Sayı: 175 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
İlâhî güzellikler manzûmesi hâlinde dünyâya gelen insan, nefsinde gizlenen fısk u fücûr ve rûhâniyetinde bulunan takvâ temâyülleri ile baş başa bırakılmıştır. Yâni insan, hayra da şerre de meyyaldir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Ağustos - Sayı: 174 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Kalbin mâsivâdan muhâfaza edilmesi ve dâimâ hayır telkînlerine muhâtab kılınması için, rûhâniyetlerinden feyz alınabilecek gönül ehli sâlih ve sâdıklarla ünsiyet zarûrîdir. Çünkü her uzuvda bir irâde bulunmasına rağmen yalnız kalbde irâde yoktur ve kalb, çevresinden gelen telkînlerin kendisine îrâs ettiği istikâmete tâbî olmak temâyülündedir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Temmuz - Sayı: 173 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Geçen sene 16 Temmuz 1999 Cuma günü Rabbin azametli âlemine yüce bir rûhu yolcu etmiştik.
O, zâhirde beni, hakîkatte ise kendisinden feyz almış bulunan nice insanı birer mânevî yetîm olarak bırakıp âhırete intikâl eden Mûsâ Efendi -kaddesallâhu sırrahû- Hazretleri idi. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Haziran - Sayı: 172 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Cenâb-ı Hakk, insan idrâkini ancak zıdlıklar yoluyla hakikate ulaşabilecek bir vasıfta yaratmıştır. Bundan dolayıdır ki, âlemimizde zıddı olmayan şeyin insan idrâkine sığması imkânsızdır. Gerçekten hayrı şer ile, güzeli çirkin ile, doğruyu eğri ile ve nûru zulmet ile kavrayabiliriz. Îmânın ulviyyetini küfrün süfliyyeti ile anlayabiliriz. Bu değerler hep zıdlarıyla kâimdir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Mayıs - Sayı: 171 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
İnsanı en mükemmel bir sûrette halketmiş bulunan Cenâb-ı Hakk, onu akıl, idrâk ve iz'an gibi müstesnâ meziyetlerle donatmıştır. Bu meziyetlerin tabiî ve mantıkî neticesi "mes'ûliyet"tir. Varlıklar içinde eşsiz bir mevkîi hâiz olan insanoğlunun en büyük mes'ûliyeti, Rabbine karşı "kulluk" vazîfelerini lâyıkı ile îfâ edebilmesidir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Nisan - Sayı: 170 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
Mükerrem ve mükemmel yaratılan insan, diğer mahlûkattan farklı olarak iki rûhtan ibarettir. Biri, bütün mahlûkatta mevcûd olan "cân"dır ki, cesedle beraber son bulur. Diğeri ise:
"Ona rûhumdan üfürdüğüm..." âyet-i kerîmesinde beyân buyurulduğu vechile Cenâb-ı Hakk'dan gönderilen keyfiyetli rûhtur ki, cesede, ana karnındaki gelişmesinin belli bir safhasında dâhil edilir. Bu rûhun bir adı da "rûh-i sultânî"dir. Cesedin aslı ise topraktandır. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Mart - Sayı: 169 |
|
ALTINOLUK DERGİSİ
|
|
Ölümü güzelleştirmek, gayr-i irâdî tahakkuk edecek olan ölüm gelmeden evvel, hadîs-i şerîfteki: "Ölmeden evvel ölünüz!" sırrı ile fânî varlıkta nefsin menfî ve çirkin hallerini irâdî olarak yok etme olgunluğuna erişebilmek ve ham insandan kâmil insan hüviyetini kazanabilmektir. |
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Sona Git >>
|
241 sonuçtan 101 - 110 arası gösteriliyor
|