Yıl: 1997 - Ay: Temmuz - Sayı: 137 |
|
Hakikat-i Muhammediyye'ye yakınlaşabilmek, akıldan ziyade muhabbet ile mümkündür. O'na tabi olmanın şeref, haz ve lezzetini tatmak için, kendisine ümmet olmak isteyen peygamberler bile çıkmıştır. O'nun nur cemali, aşıklarının nazarında bütün varlığı gölge halinde bırakmış, gönüller O'nun en ufak bir arzusuna:
"Anam, babam sana feda olsun!" diye cevap vermiştir. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Haziran - Sayı: 136 |
|
Eğer servet sâhibi zengin bir kişi isen, bütün Arabistan'a hâkim olan, bilumûm Arap ulularını kendisine muhabbetle râm eden O yüce Peygamber'in tevâzû ve cömertliğini tefekkür et!.. Eğer zayıf teb'adan biri isen, Mekke'de zâlim ve gâsıb müşriklerin nizâm ve idâresi altında yaşayan Peygamber'in hayatından örnek al! |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Mayıs - Sayı: 135 |
|
Hazret-i Peygamber, nûru ile Hazret-i Âdem'den önce, cismâniyeti ile bütün peygamberlerden sonra zuhûr etmekle, nübüvvet takvîminin ilk ve son yaprağı olmuştur. O, zaman Îtibariyle son, gâye Îtibariyle ilk peygamberdir. Zirâ risâlet takvîmi, "nûr-i Muhammedî" ile başlamış; son yaprağı da "cismâniyet-i Muhammedî" ile nihâyet bulmuştur. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Nisan - Sayı: 134 |
|
Ben annemi nasıl sevmem ki; o beni, bir müddet cisminde, uzun bir zaman kucağında, ölünceye kadar da kalbinin şefkat köşesinde taşımıştır. Ona hürmetsizlik göstermekten daha kötü bir şey bilmiyorum!.. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Mart - Sayı: 133 |
|
Süleymaniye Camî, İslam ruhunun maddede şekillenmesidir. Uzaktan manzarası, ellerini Rabbine uzatan dua halindeki bir insan siluetidir. Mîmarîye ibadetin ruhaniyeti sindirilmiştir. Mana, maddeye ka'bına varılamaz bir mükemmellikle in'ikas ettirilmiştir. İçerisi karanlık olmayan bir loşluktadır. Mü'mini, bir gönül heyecanı içinde derunî bir aleme götürür. Okunmuş su gibidir. Taşı toprağı mana kazanmıştır. Bu mabed, İslam'ın en ulvî bir üslupla maddeye aksedişidir. O, sanki susan ve sükutu ile çok şey anlatan insandır. Zemîninde beş yüz senedir devam eden secdelerin izleri, gelip giden, dönmeyen akıncıların hayalleri vardır. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Mart - Sayı: 133 |
|
Alman-İngiliz sanayî rekabetinin eseri olan l. Cihan Harbi başladığı zaman Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakkî istibdadı altındaydı. Millî tarihimizin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Sultan Abdülhamid Han Hazretleri'ni yahüdî güdümlü bir entrika sonunda tahtından indirerek işbaşına gelmiş bulunan bu kadro, kısmen gaflet, kısmen de müteselsil ihanetler neticesi olarak, devleti badireden badireye sürüklemiş ve geniş ülkesiyle harb sahası dışında kalması zor olan Osmanlı Devleti'ni askerî ve ahlakî bakımdan tehlikeli bir noktaya getirmiş bulunuyordu. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Şubat - Sayı: 132 |
|
Osmanlı sultanlarının onuncusudur. 1495'de Trabzon'da doğdu. "Süleyman" ismi kendisine Kur'an-ı Kerîm'den tefe'ül(1) olunarak verildi. Adını Neml Süresi'nin otuzuncu ayet-i kerîmesindeki "Hz. Süleyman" ve Ukba saltanatlarını birleştiren bir ih(a.s.)'ın isminden aldı. Sanki bu isim, daha o anda, Şehzade Süleyman'a lutfedilecek olan Dünya tişamın müjdesini de beraberinde taşıyordu. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Ocak - Sayı: 131 |
|
Büyük cengaver Hünkar, Osmanlı toprağını, bugünkü Türkiye'nin tam beş katı artırarak, 4.182.000 km2 genişletti. Mısır ve Arabistan yarımadası Osmanlı hakimiyetine geçti. Hind Okyanusu'na kadar inildi. Kuzey Afrika hakimiyeti ile Osmanlı hududu Atlas Okyanusu'na dayandırıldı. Hicaz ve Ortadoğu ülkeleri Osmanlı hizmetine açıldı. Mübarek ve mukaddes emanetler, İstanbul'a getirilerek İstanbul, şeref ve izzet kazandı. Bunlar, Topkapı Sarayı'nda mahsus bir hücreye konularak burada yirmi dört saat kesintisiz Kur'an-ı Kerîm okunması için kırk hafız tayin edildi, ilk Kur'an-ı Kerîm'i okuyan da Yavuz'un kendisi oldu. |
|
|
|
Yıl: 1996 - Ay: Aralık - Sayı: 130 |
|
Rabbin müstesna lütuflarından biridir ki, nev'-i beşerden bazılarına kendi varlık ve azametinin ufkuna doğru açılma selahiyet ve iktidarı verilir ve böyle kimselere bu yolculukta rehberler bahşedilir. Bunlar, insanlık aleminin yüzyılları dolduran adî vak'alarının örtemediği zirvelerdir. İşte Şems, Mevlânâ'yı bu yolculuğa çıkarmış bir rehberdi. Mevlânâ da, ruhunda meknuz olan ve kendine idrâki lûtfedilmiş bulunan bu ledün aleminin bu ilk rehberini sırf vefa duygusu sebebiyle ömrünün sonuna kadar unutamamıştır. Yoksa O'nu çoktan aşmıştı. Belki bundan sonra Şems, mürid durumundaydı. |
|
|
|
Yıl: 1996 - Ay: Kasım - Sayı: 129 |
|
Altı yüz yirmi senelik muhteşem Osmanlı İmparatorluğu'nun Yavuz Sultân Selîm Han'a ait olan kısmı, sadece sekiz seneciktir. O'nun bu kadar kısa bir zaman içinde elde ettiği muazzam muvaffakiyetleri havsalaya sığdırmak -adeta- imkansızdır. Gerçekten tarihî hadiselerin sır ve hikmetlerini araştıran "tarih felsefesi" ile uğraşanlar, Yavuz Sultân Selîm Han'ın millî tarihimize bahşettiği maddî ve manevî başarıları îzahtan bugüne kadar aciz kalmışlardır. |
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 Sonraki > Sona Git >>
|
180 sonuçtan 141 - 150 arası gösteriliyor
|