Yıl: 1998 - Ay: Mayıs - Sayı: 147 |
|
Tasavvuf, insan fıtratında mevcûd olan ulvîliklere âid temâyülleri, sohbet, zikir, riyâzât ve ihlâs ile geliştirerek ham insandan "insan-ı kâmil" hüviyetini ortaya çıkarmaktır. İnsanlarda istîdâd ve iktidarlar muhtelif olduğundan, tasavvufun metodlarını kullanarak insanı eşyâ ve hâdisâtın esrârından haberdâr etme, her fertte aynı derecede netice vermez. Ancak bazı temâyüllerde bütün insanlık, -aralarında derece farkı olsa da- müştereklik arzeder. Bunlardan biri de, her ferdin, geldiği yere, yâni vatan-ı aslîsine dönme temâyülüdür. |
|
|
|
Yıl: 1998 - Ay: Nisan - Sayı: 146 |
|
Mâsivâ, yâni Allâh'dan gayrı bütün varlıklar, en basitinden mükemmeline doğru bir hiyerarşiye tâbî olarak yaratılmıştır. Bu hiyerarşinin zirve noktası insandır. Çünkü o, Rabbin bütün celâl ve cemal sıfatlarından nasîb almış bir varlıktır. Bundan dolayı hayır ve şer, iki kutup, iki ayrı ve zıd temâyül ile techîz olunmuştur. Allâh'da zât-ı ulûhiyyetine mahsus bir vasıfta ve sükûnet hâlinde bulunan celâl ve cemal tezahürleri, insanda ebedî bir çatışma hâlindedir. |
|
|
|
Yıl: 1998 - Ay: Mart - Sayı: 145 |
İslâm'ın beş temel rüknünden biri olan hac, nebîler silsilesinin ilki Âdem -aleyhisselâm-'dan âhırzaman nebîsine kadar yanık gönül terennümleri ve çeşitli ulvî hâtırâlarla dolu hak ve îmân cevherini gönüllerde kemâle erdiren ve mahşerin bir benzerini bu âlemde yaşatarak;
"Ölmeden evvel ölünüz!" sırrının hakîkatine vesîle olan ulvî bir ibâdettir. |
|
|
|
Yıl: 1998 - Ay: Şubat - Sayı: 144 |
|
İnsanoğlu mahlûkât içerisinde en mükerrem olarak yaratılmıştır. Güçlü-güçsüz, sıhhatli-sıhhatsiz, bilgili-bilgisiz, zengin-fakîr gibi fertler arasındaki farklılaşma ve kademeleşme ise, toplum nizâmının te'sîsi ve âhengini te'mîn içindir. |
|
|
|
Yıl: 1998 - Ay: Ocak - Sayı: 143 |
|
Îmânın ilk meyvası merhamettir. Ondan uzak bir gönül zî-hayat (hayat sâhibi, canlı) değildir. Her hayrın başı olan besmele ve fâtiha, Allâh'ın Rahmân ve Rahîm (merhamet) isimleri ile başlar. Peygamberler ve velîlerin hayat hikâyeleri de merhamet menkıbeleri ile doludur. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Aralık - Sayı: 142 |
|
Hal edilmesinin hemen ardından Sultân, kasden bir yahûdî muhiti olan Selanik'e gönderilip orada zengin bir yahûdî aile olan Alâtîn-i Biraderler'in köşküne hapsedildi. Burada sıradan bir adama bile reva görülmeyecek zulüm ve baskılar altında tutuldu. Çoluk-çocuk bütün aile efradı günlerce aç bırakıldı. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Kasım - Sayı: 141 |
|
Osmanlı pâdişâhlarının otuzdördüncüsü, İslâm halîfelerinin doksandokuzuncusudur. Sultan Abdülmecîd'in ikinci oğlu olup 1842'de dünyâya gelmiştir. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Ekim - Sayı: 140 |
Otuz ikinci Osmanlı pâdişâhıdır. Babası Sultân II. Mahmûd, annesi büyük hayır ve hasenâtlar sâhibi Pertevniyal Sultân'dır.
1861 yılında tahta geçti. Saltanat müddeti 14 senedir. Zekî ve hamleli bir pâdişâhdı. Kendisine küçük yaştan itibaren gâyet îtinalı bir tahsîl yaptırılmıştı. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Eylül - Sayı: 139 |
|
Ondördüncü Osmanlı pâdişâhıdır. Ondört yaşında 1603 yılında Eyüb Sultân'da kılıç kuşanarak pâdişâh olmuştur. Pâdişâhlığı ondört sene devam etmiştir. Ondört şerefeli bir san'at hârikası olan zarîf Sultânahmed Câmî'i O'ndan günümüze kalan en güzel bir hâtırâ ve mânevî bir armağandır. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Ağustos - Sayı: 138 |
|
Gülsuyu isen, mekânın nûrlu çehrelerdir. Necâset isen, her yerde sıkıntısın!"
"Koku satanların vitrinlerine bak!
Her cinsi kendi cinsiyle güzelleştirirler..."
"Cins, kendi cinsiyle karışırsa, bu tecânüste güzellik, ayrı bir tebessümdedir..."
|
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 Sonraki > Sona Git >>
|
180 sonuçtan 131 - 140 arası gösteriliyor
|