Yıl: 1999 - Ay: Kasım - Sayı: 165 |
"Biz insanın sırrıyız,
insan da bizim sırrımızdır."
Hadîs-i Kudsî |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Ekim - Sayı: 164 |
|
"(Allâh'ım!) İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günâh) yüzünden hepimizi helâk edecek misin?" (el-A'râf, 155) |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Eylül - Sayı: 163 |
|
Vakıf, yaratandan ötürü yaratılanlara merhamet, şefkat ve sevginin müesseseleşmiş şeklidir. Diğer bir ifâdeyle Allâh'a adanan temlîk ve temellükten ebediyyen menedilen mülkiyetlerdir. |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Eylül - Sayı: 163 |
|
Cihan sessiz bir Kur'ân, Kur'ân da sessiz bir cihan olduğuna göre; ehl-i Kur'ân da, her ikisinin kavşağında bulunan bir irfân mihrâkı ve tecellî âbidesidir. Erişilmez incelikler ve dibi görülmez derinliklerin örneği olarak yaratılan insan, yüksek kıymetini, ancak Rabbine kulluk istikâmeti üzre Kur'ân ve sünnet dünyâsında yaşamakla muhâfaza eder. |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Ağustos - Sayı: 162 |
Her medeniyet, kendi insan tipini vücûda getirir. O insan tipi de, mensub olduğu medeniyetin sıfat ve karakteriyle hem-âhenktir.
İslâm medeniyeti, insanlık tarihinde bir kere ulaşılabilmiş bir zirvedir. Bunun sebebi, selîm beşerî fıtratın, ilâhî ilim, irfân ve hikmet ile techîz edilmiş olmasıdır. Milletimizin fıtrî istidadı ile mânevî füyûzâtın kucaklaşıp aynîleşmesi, ortaya mükemmel bir medeniyet şâhikası çıkarmıştır. Bu şâhikanın tarihî adı, hiç münâkaşasız Osmanlı'dır. |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Temmuz - Sayı: 161 |
|
İnsanların zihnini, elde edememe veya kâfî gelmeme endîşesine sürükleyen ve son derece meşgûl eden mes'elelerin başlıcalarından biri de "rızık"dır ki, dilimizde "nasîb, kısmet ve dünyâlık" diye de ifâde edilir. |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Haziran - Sayı: 160 |
|
Her mahlûkun seâdeti, kendi yaratılışındaki gâyeye uygun olarak yaşaması ile tahakkuk eder. Cihanın en üstün varlığı insan olduğundan onun seâdeti, yaratılış sebebinden haberdar olması, davranışlarını bu yaratılış gâyesine göre tanzîm etmesi ve kimin mülkünde yaşadığı, kimin verdiği rızık ile idâme-ihayât ettiğininin idrâki içinde kulluğa mütenasip, derin, ince, zarîf ve şükrânî bir hayat yaşamasıdır. |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Mays - Sayı: 159 |
1789 Fransız ihtilâli gerçekleşip de dünyâda milliyetçilik cereyanları revaç buluncaya kadar Osmanlılar'ın, idâresi altında bulundurdukları gayr-i müslim teb'ada en küçük bir huzursuzluk ve kıpırdanış görülmemişti. Müteaddid haçlı ordularıyla harbedilirken Osmanlı teb'ası olan hıristiyanların, haçlılara herhangi bir suretle yardımcı olduklarına dâir târihimizde en küçük bir kayıt yoktur. Bilakis Lehistan'da:
Osmanlı atları Vistül Nehri'nden su içmedikçe, bu ülkenin hürriyet ve istiklâle kavuşamayacağı..." sözü, bir darb-ı mesel hâline gelmişti. |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Mayıs - Sayı: 159 |
|
İhrâma bürünmüş Arafat vakfesine hazırlanırken acı bir telefon ve buruk bir ifâde ile mübârek evlâdımız Hâfız Emin'in Kafkas eteklerinde hizmete koşuştururken bir kazâda şehîd olduğu haberini aldık. |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Nisan - Sayı: 158 |
|
İstikâmet, umûmî mânâsıyla bir hedefe tezatsız, tereddüdsüz ve devamlı olarak yönelip ilerlemek demektir. Ancak tasavvuf ıstılâhında, yaratılışdaki mâsûmiyet ve sâfiyeti tahrîb ve hasara uğratmadan muhâfaza edebilmektir. |
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 Sonraki > Sona Git >>
|
180 sonuçtan 111 - 120 arası gösteriliyor
|