Yıl: 2000 - Ay: Eylül - Sayı: 175 |
|
İlâhî güzellikler manzûmesi hâlinde dünyâya gelen insan, nefsinde gizlenen fısk u fücûr ve rûhâniyetinde bulunan takvâ temâyülleri ile baş başa bırakılmıştır. Yâni insan, hayra da şerre de meyyaldir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Ağustos - Sayı: 174 |
|
Kalbin mâsivâdan muhâfaza edilmesi ve dâimâ hayır telkînlerine muhâtab kılınması için, rûhâniyetlerinden feyz alınabilecek gönül ehli sâlih ve sâdıklarla ünsiyet zarûrîdir. Çünkü her uzuvda bir irâde bulunmasına rağmen yalnız kalbde irâde yoktur ve kalb, çevresinden gelen telkînlerin kendisine îrâs ettiği istikâmete tâbî olmak temâyülündedir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Temmuz - Sayı: 173 |
Geçen sene 16 Temmuz 1999 Cuma günü Rabbin azametli âlemine yüce bir rûhu yolcu etmiştik.
O, zâhirde beni, hakîkatte ise kendisinden feyz almış bulunan nice insanı birer mânevî yetîm olarak bırakıp âhırete intikâl eden Mûsâ Efendi -kaddesallâhu sırrahû- Hazretleri idi. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Haziran - Sayı: 172 |
|
Cenâb-ı Hakk, insan idrâkini ancak zıdlıklar yoluyla hakikate ulaşabilecek bir vasıfta yaratmıştır. Bundan dolayıdır ki, âlemimizde zıddı olmayan şeyin insan idrâkine sığması imkânsızdır. Gerçekten hayrı şer ile, güzeli çirkin ile, doğruyu eğri ile ve nûru zulmet ile kavrayabiliriz. Îmânın ulviyyetini küfrün süfliyyeti ile anlayabiliriz. Bu değerler hep zıdlarıyla kâimdir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Mayıs - Sayı: 171 |
|
İnsanı en mükemmel bir sûrette halketmiş bulunan Cenâb-ı Hakk, onu akıl, idrâk ve iz'an gibi müstesnâ meziyetlerle donatmıştır. Bu meziyetlerin tabiî ve mantıkî neticesi "mes'ûliyet"tir. Varlıklar içinde eşsiz bir mevkîi hâiz olan insanoğlunun en büyük mes'ûliyeti, Rabbine karşı "kulluk" vazîfelerini lâyıkı ile îfâ edebilmesidir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Nisan - Sayı: 170 |
Mükerrem ve mükemmel yaratılan insan, diğer mahlûkattan farklı olarak iki rûhtan ibarettir. Biri, bütün mahlûkatta mevcûd olan "cân"dır ki, cesedle beraber son bulur. Diğeri ise:
"Ona rûhumdan üfürdüğüm..." âyet-i kerîmesinde beyân buyurulduğu vechile Cenâb-ı Hakk'dan gönderilen keyfiyetli rûhtur ki, cesede, ana karnındaki gelişmesinin belli bir safhasında dâhil edilir. Bu rûhun bir adı da "rûh-i sultânî"dir. Cesedin aslı ise topraktandır. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Mart - Sayı: 169 |
|
Ölümü güzelleştirmek, gayr-i irâdî tahakkuk edecek olan ölüm gelmeden evvel, hadîs-i şerîfteki: "Ölmeden evvel ölünüz!" sırrı ile fânî varlıkta nefsin menfî ve çirkin hallerini irâdî olarak yok etme olgunluğuna erişebilmek ve ham insandan kâmil insan hüviyetini kazanabilmektir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Şubat - Sayı: 168 |
|
Cenâb-ı Hakk'ın geceye verdiği kıymet ve onun içine yerleştirdiği sırlar, sayısızdır. Bu hususta Rabbimizin: (el-İnşikâk, 17); (ed-Duhâ, 2) ve: "Kararmaya yüz tuttuğunda geceye; ağarmaya başladığında sabaha andolsun!» (et-Tekvîr, 17-18) şeklinde kasem buyurmasındaki sır, idrâkimize ve gönlümüze nice hakîkatleri seyrettirmek için açılan ilâhî bir penceredir. |
|
|
|
Yıl: 2000 - Ay: Ocak - Sayı: 167 |
Kelime-i Şehadet Sarayının Sultan-ı Rusülü
İlahî muhabbet sâikıyla yaratılan kâinâtın ve onun özü durumundaki insanın aslî cevherini Muhammedî nûr teşkîl eder. |
|
|
|
Yıl: 1999 - Ay: Aralık - Sayı: 166 |
Dînin Direği, Îmânın Nûru,Mü'minlerin Mi'râcı
İnsan hayatı, kâinâtın yaratıcısına ulaşmak yolunda hakîkat arayışının tezâhürleriyle doludur. Bu tezâhürler, onun fıtratında meknuz olan îmân ve ibâdet etme temâyülünün tabiî bir neticesidir. Öyle ki Hakk ve hakîkatten mahrum kalanların, bu fıtrî temâyülü teskin yolunda âciz bir fânîye, hattâ bir hayvanja tapmaya varacak kadar akıl ve mantık dışı nice garip ve abes mecrâlara sürüklendikleri, dünden bugüne müşâhede edilegelen âşikâr gerçeklerdir. Bu da gösteriyor ki:
"İnsanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım." ifadesinin bir tecellîsi olduğu için insan, dâimâ kulluğu yaşayabilme sırrına vazgeçilmez bir ihtiyaç hâlindedir. |
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 Sonraki > Sona Git >>
|
180 sonuçtan 101 - 110 arası gösteriliyor
|