Yıl: 2004 - Ay: Nisan - Sayı: 8 |
|
Muhabbet, iki kalb arasında bir cereyan hattıdır. Sevenler, hiçbir zaman sevdiklerini gönüllerinden ve dillerinden düşürmezler. Sevdiklerine imkânlarını cömertçe sunmak sûretiyle, ömür boyu fedâkârlıklarının huzûru içinde yaşarlar. |
|
|
|
Yıl: 2004 - Ay: Ocak - Sayı: 7 |
Cenâb-ı Hak insanı hayra da şerre de istidâtlı olarak halk etmiş ve onu, kulluk mes'uliyetinin emânet edildiği yegâne varlık kılmıştır.
Onun benliğini, hayra ve şerre temâyül tohumları ile donatmış, dünyadaki huzur ve âhiretteki saâdete ulaşmasını, iç âleminin "kalb-i selîm" hâline gelebilmesine bağlamıştır. Bunu gerçekleştirmenin ehemmiyeti ve zorluğu, Şems sûresinin ilk âyetlerinde tam on bir yeminden sonra îlân edilmiştir. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Ekim - Sayı: 6 |
Peygamber Efendimiz'in müezzinlerinden Abdullah bin Ümm-i Mektûm -radıyallâhü anh- zaman zaman Rasûlullâh Efendimiz'in yanına gelir:
"-Yâ Rasûlallâh! Allâh'ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!" diye yalvarırdı.
Peygamber Efendimiz de; o temiz yürekli sahâbîsini kırmaz, tatlılıkla bütün sorularına cevaplar verirdi. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Temmuz - Sayı: 5 |
|
İnsanca yaşamanın yegâne şartı din ve ahlâktır. Îmân, hidâyet ve kulluğu yaşayabilmek için Cenâb-ı Hak tarafından beşeriyete takdim edilen zirve, misilsiz yüksek ahlâk numûnesi peygamberlerin îmândan sonra en mühim vazîfeleri mü'minleri nefsânî vasıflardan kurtarıp ahlâk-ı hamîdeye yükseltmeleridir. |
|
|
|
Yıl: 2003 - Ay: Ocak - Sayı: 3 |
Küçük bir fâre kocaman bir devenin yularını kapmış, eline almış, kurula kurula gidiyordu. Deve, kendi huyu, uysal tabiatı yüzünden, onunla yol alıp giderken fâre, kendi küçüklüğünü göremeden:
"- Meğer ben ne müthiş bir pehlivanmışım, develeri sürükleyebilecek bir yiğitmişim!" diye böbürleniyordu. |
|
|
|
Yıl: 2002 Sayı: 2 |
|
Ruhlar âleminden sonsuzluğa doğru yola koyulan insanoğlu bu yolda nice sevinç ve ürperiş ile dolu iki zıtlığın macerası içinde çalkalanır durur. Yolculuğunun en çetin ve tehlikeli safhası da dünyâ geçididir ki, bu geçitte yaşanan hayat mâcerâsı, beşik ile tabut arasında dar bir koridor ve yolculuktur. Bunun neticesi de, ya sonsuz bir saadet ve kazanç, ya da sonsuz bir hüsran ve kaybedişin hazin âkıbetidir. |
|
|
|
Yıl: 2002 Sayı: 1 |
|
Vakıflar Genel müdürlüğünde kayıtlı, Osmanlılar devrindeki 26.000 vakfın, 2.309 tanesi hanımlar tarafından kurulmuş olması da, câlib-i dikkattir. (Osmanlı, Yeni Türkiye Yayınları, c: 5, s: 51) |
|
|
|
Yıl: 2002 - Şebnem Kitabı |
|
“Sizi, sadece boş yere (abes) yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”
(Müminun, 115) |
|
|
|
Yıl: 2002 - Şebnem Kitabı |
|
Annelik mefhûmu, tek başına numarasız bir gözlük gibidir. Bir akrep bile yavrularını sırtında taşırken, doğurmuş olduğu yavrusunu bir sebeple yol kenarına bırakan da annedir; sakat doğmuş evladını yaşadığı müddetçe şefkat ve merhametiyle kuşatıp, üzerine titreyen de annedir.
Hakîkî annelik, evladını doğurmak, yedirip içirmek, yani ten planında beslemek değil; o masum yavruları, fedâkâr, şuurlu ve sâliha bir gönülle kuşatarak onları iki cihan saadetine ulaştırmaktır.
Ashâb-ı Kirâm’ın hanımları, işte bu hakîkî anneliğin zirvesinde feyizli ve bereketli bir hayat yaşamışlar ve kendilerinden sonra gelecek nesillere nice kâ’bına varılmaz fazîletler armağan etmişlerdir.
|
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>
|
39 sonuçtan 31 - 39 arası gösteriliyor
|