Beraat Gecesinin Fazileti


DİNLE

DİĞER İZLEME ADRESİ

İNDİR


VİDEO İNDİRSES İNDİR

Video ve sesleri İNDİR linkine sağ tıklayıp Hedefi (Bağlantıyı) Farklı Kaydet diyerek indirebilirsiniz.

METİN

Muhterem Kardeşlerimiz!

Duhân Sûresi’nden 6 âyet okundu. Orada bu, Kadir gecesinin ve bu Beraat gecesinin ehemmiyetini Cenâb-ı Hak bildirmektedir.

Ondan sonra Rahmân Sûresi’nden okundu. Orada Cenâb-ı Hakk’ın en büyük bir lûtfu bildiriliyor.

Ondan sonra “اِقْرَاْ” ilk inen Hira’daki beş âyet okundu. Orada nasıl hayatımız bir istikâmet hâlinde olacak, nasıl mârifetullah’tan bir nasîb alacağız, nasıl Cenâb-ı Hakk’a güzel bir kul olacağız; onlar tebliğ ediliyor.

Duhân Sûresi’nden başlayalım:

Cenâb-ı Hak:

“Hâ mîm.” (ed-Duhân, 1) olarak hurûf-i mukattaa. Arkasından;

“Apaçık olan Kur’ân’a andolsun ki Biz onu mübârek bir gecede indirdik.” (ed-Duhân, 2)

Kur’ân’ın kıymetini ve bu iki gece, Kur’ân-ı Kerîm ile büyük bir bereket kazanıyor.

Yani icmâlî olarak Beraat gecesinde indiriliyor. Tafsîlî olarak da Kadir gecesi indiriliyor. Fakat bu iki gece, çok mühim bir gece.

“Kuşkusuz Biz, îkaz ediciyiz.” (ed-Duhân, 3) Cenâb-ı Hak buyuruyor.

Ondan sonra gelen âyette:

“Katımızdan bir emirle, her hikmetli işe o gecede hükmedilir…” (ed-Duhân, 4)

Demek ki bu, bir hüküm gecesi aynı zamanda.

“…Çünkü Biz, Rabbinin bir rahmeti olarak peygamber göndermekteyiz…” (ed-Duhân, 4) Burada Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’i, arkadan, peygamberin nasıl bir lûtuf olduğu bildiriliyor.

Fâtır Sûresi’nin 37. âyetinde de, kötü âkıbete uğrayanlar;

“‒Yâ Rabbi, bizi buradan çıkar, Cehennem’den.” diyecekler, Cenâb-ı Hak onlara iki tane soru soracak. Birincisi:

“–Dünyada düşünecek kadar bir zaman vermedik mi?”

Geliş niye, gidiş niye, kimin mülkündesin?..

“–Düşünecek kadar bir zaman vermedik mi?”

İkincisi:

“–Bir peygamber gelmedi mi?”

“–Evet.” diyecekler. Cenâb-ı Hak:

“–O zaman azâbı tadın!” buyuracak. (Bkz. Fâtır, 37)

Velhâsıl;

“…Çünkü Biz, Rabbinin bir rahmeti olarak peygamber göndermekteyiz…” (ed-Duhân, 4) Büyük bir rahmet, üsve-i hasene…

“…O, işiten, bilendir.” (ed-Duhân, 4) buyuruyor Cenâb-ı Hak.

Velhâsıl Kur’ân-ı Kerîm’de 33 yerde Allâh’a itaat, Rasûl’üne itaat bildirilmektedir.

Cenâb-ı Hak bazı günleri bazı gecelerden, bazı ayları müstesnâ bir lûtuf anları olarak ihsân etti. İçinde bulunduğumuz Şâbân-ı Şerîf, müstesnâ aylardan, hâssaten Şâban’ın 14’ünü 15’ine bağlayan gece, Beraat gecesi, mübârek gecelerden biri olmuş oluyor. Fazîletine binâen, isim müsemmâyı çeker, bu geceye “Leyle-i Mübâreke” deniliyor. Yani Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin, af ve mağfiretinin yoğun olarak tuğyân ettiği ilâhî bir gece…

“Leyle-i Berâe” bildiriliyor. Yani kurtuluş berâtını, kurtuluş belgesini alma gecesi, hüküm gecesi.

“Leyle-i Sakk” bildiriliyor. Bir vesika gecesi.

“Leyle-i Rahmet” deniliyor. Büyük bir af ve mağfiret gecesi, rahmet gecesi.

“Tebrie” ve “teberrâ”, “beraat” kelimesiyle aynı kökten gelmektedir. İlâhî huzurda beraat edebilmek için, teberrî lâzım, yani Cenâb-ı Hak’tan uzaklaştıran her şeyden kalp korunacak. Onun için kelime-i tayyibe “lâ ilâhe” ile başlıyor kelime-i tevhid. Baştan, Allah’tan uzaklaştıran her şeyden kaçacaksın. Kalbin maddî ve mânevî putlarla dolmayacak.

Ondan sonra “tebrie” buyruluyor; Cenâb-ı Hakk’ın rızâsıyla dolacak. “İllâllah”, Cenâb-ı Hakk’ın cemâlî sıfatları o kalpte tecellî edecek, kalp Cenâb-ı Hak’la dost olacak.

Peygamberlerin bir vazifesi de “وَيُزَكِّيهِمْ” insanların iç âlemlerini temizlemek.

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰیهَا

(“Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. [eş-Şems, 9])

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى

((Nefsini kötülüklerden) arındıran kurtuluşa ermiştir.” [el-A‘lâ, 14])

O şekilde ancak, Allah’tan uzaklaştıran her şey kalpten silinecek. Fücur silinecek, takvâya mesâfeler alınacak. O şekilde kul, Cenâb-ı Hakk’a yaklaşacak.

Rivâyete göre bu gece, doğacak, öleceklerin yazıldığı bir gece. O bildiriliyor. Bu, Levh-i Mahfuz’da var. Bütün ilâhî, ekolojik denge, Levh-i Mahfuz’da var. Fakat o indiriliyor, bildiriliyor. Doğacak ve ölecekler bildiriliyor. Geçen sene olup bu sene olmayanlar var. Gelecek seneye kimler var, kimler yok? Acaba ben var mıyım, yok muyum?..

Rızıklar indiriliyor. Rızıklar maksum, taksim…

Ameller ilâhî huzura yükseltiliyor.

Kulların amelleri günlük olarak sabah ve akşam melekler tarafından Cenâb-ı Hakk’a yükseltiliyor. Hattâ bazı melekler diyor ki;

“‒Yâ Rabbi diyorlar, -vardiya değişirken melekler- o diyorlar, sabah namazını cemaatle kılıyordu diyorlar. Akşamı cemaatle kılıyordu.” diyor…

Haftalık olarak Pazartesi ve Perşembe günleri. Cenâb-ı Hak biliyor, fakat yine melekler vasıtasıyla Cenâb-ı Hakk’a kullarının amelleri yükseltiliyor.

Yıllık olarak da Şâban ayının ortasında, 14’ünü 15’ine bağlayan gece yükseltiliyor.

Tabi melekler diyorlar ki:

“‒Yâ Rabbi Sen daha iyi bilirsin ama…”

Meleklerin vazifesi, yükseltiyorlar.

Yine bu Şâban ayına Rasûlullah Efendimiz (Ramazan dışında) en çok oruç tuttuğu ay, Şâban ayı olmuş oluyor.

Efendimiz bir îkazda bulunuyor Şâban ayında. Çünkü Receb ayında, üç aylara mü’minler bir iştahla başlıyor, heyecanla başlıyor. Fakat zamanla bir gevşeme oluyor. Efendimiz orada îkaz ediyor:

“(O ay) Receb ile Ramazan arasında, insanların kendisinden gâfil kaldığı bir aydır Şâban ayı…” (Bkz. Nesâî, Sıyâm, 70/2355)

Alışıyor çünkü…

“…O, kendisinde amellerin Âlemlerin Rabbi’ne yükseltildiği bir aydır. Ben de amellerimin oruçluyken yükseltilmesini istiyorum.” buyuruyor Efendimiz. (Bkz. Nesâî, Sıyâm, 70/2355)

Tabi bu, o gün, Efendimiz buyuruyor oruç tutmamızı, tabi mümkün olduğu kadar, yani imkânı müsait olanların oruç tutmalarını… Bir de namazı Efendimiz o gece namaz da kılınmasını arzu ediyorlar.

Tabi oruç çok mühim. Tabi bu oruç, sırf midenin açlığı değil. Göze oruç, kulağa oruç, bilhassa ağza tutturulabilecek oruç, yani dedikodudan kulağı gıybetten vs. kaçındırmak. Öyle bir oruca;

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“…Umulur ki takvâ sahibi olursunuz.” (el-Bakara, 183)

Yine İbn-i Mâce’nin rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte buyruluyor:

“…Zira Allah Teâlâ Güneş’in batmasıyla beraber Dünya semâsına rahmet nurlarıyla tecellî buyurur. «Yok mu benden af dileyen, onun günahlarını bağışlayayım. Yok mu Ben’den rızık isteyen, onu Ben rızıklandırayım. Yok mu bir musibetzede, duâ etsin de âfiyet vereyim. Şöyle olan yok mu, böyle olan yok mu?» diye kullarına tan yeri ağarıncaya kadar hitapta bulunur.” (İbn-i Mâce, İkāmetü’s-Salât, 191)

Demek ki biz bu şekilde ilticâda bulunacağız. Fakat Cenâb-ı Hakk’ın ilâhî takdîri nasıl, belki bunun mükâfatı âhirette olacak, onu bilemiyoruz. Fakat bize buyrulan, bu gecenin Cenâb-ı Hakk’a bir gözyaşı gecesi, bir ilticâ gecesi, Cenâb-ı Hakk’a bir sığınma gecesi…

Hazret-i Mevlânâ diyor ki:

“Nedâmet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle duâ ve tevbe et. Zira çiçekler, Güneş’li ve ıslak yerlerde açar.”

Duâ ve bilhassa gözyaşı, ilâhî muhabbet bağına girenler için bir tevbe pınarıdır. Günahları yıkar, temizler. Bu gözyaşlarının bilhassa seher vakitlerinde olması, daha da güzeldir.

Yine duâ ve gözyaşı, Cenâb-ı Hakk’ın ümit dergâhıdır. Bütün ümitlerin kesildiği bir anda bu dergâhın eşiğinde ağlayanlara ne mutlu! Onlar gerçek bahtiyarlardır.

Bu Hak yolunda, Allah yolunda dökülen gözyaşının ehemmiyetini, Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri, keşfen, şu şekilde bildiriyor, yani gözyaşının Hakk’a yakınlığını, -kuddise sirruh- Hazretleri:

Bir gün yolda giderken, gökten meleklerin indiğini ve yerden bir şeyler kapıştıklarını gördüm diyor. Melekler birbirlerine;

“‒Kapıştığınız şey nedir?” diye sorarlar. Sorulan sorana der ki:

“‒Bir Allah dostu buradan geçerken iştiyakla bir «âh» çekti ve gözünden birkaç damla yaş döküldü. Bu vesîleyle Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve mağfiretine nâil olmak için melekler o damlaları kapışıyorlar.” Mecâzî olarak.

Yine Mevlânâ buyuruyor:

“Cenâb-ı Hak bu dünyada senden birkaç damla gözyaşı alır. (Hak yolunda ama, acziyetinin idrâki içinde.) Ama karşılığında sana nice Cennet kevserleri bağışlar. O senden ilâhî sevdalarla, ilâhî ıztıraplarla dolu olan âh’ları, feryatları alır, her âh’a bir feryada karşı, yüzlerce mânevî mevkilere yükseltir, erişilmez makamlar ihsân eder.” buyuruyor.

Velhâsıl bu vecd hâlindeki, istiğrak hâlindeki duâlar, gönlün ilâhî rahmetle kucaklaşmasıdır bir noktada.

Duâda istenen nedir? İlâhî rahmet ve merhamettir. Bu itibarla duâda ilâhî dergâha yükselecek ilk ifade; âsîlik, günahkârlık, zayıflık ve acziyetin îtirafı olacak. Yani kul, “abd-i âciz” olduğunu ifade edecek. İşte bütün ehlullâha baktığımız zaman, ilk basamakları, “abd-i âciz” olmanın hususiyetleri içinde…

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri -mâlum- ciğer sattı sırmalı cübbesiyle.

Hâlid-i Bağdâdî tuvaletleri temizledi.

Nakşibend Hazretleri, 7 sene cerahatli hayvanları tedavi etti.

İmâm Gazâlî, “Acaba ben Allah rızâsında mıyım, şöhrette miyim?” diyerek müthiş bir inzivâ hâli yaşadı.

Velhâsıl bu benlik, insanın içindeki kanser, rûhundaki kanser. “Ben” atılacak, kul “Yâ Rabbi, Sen!” diyecek dâimâ.

Bilhassa bu bereket gecesinde, senelik vukuâtın hükme bağlanacağı bu gecede, Rabbimiz’den hayırlar, feyz ü bereketler, inâyetler isteyelim -inşâallah-. Nefsimiz, âilemiz, hısım ve akrabalarımız, bütün İslâm dünyası hakkında, hâssaten mazlumlar hakkında, bütün mü’min kardeşlerimize, bütün İslâm dünyasının refah ve saadeti hususunda ısrarla bu gece duâ edelim -inşâallah-.

Hiç unutmamak lâzım ki ihyâ olunan kandil geceleri, mezar karanlıklarının cennet avizeleridir.

Seherlerde ilâhî nurlarla sürmelenen, nemlenen gözlerin mükâfatı, Hakk’a vuslattır.

Mevlânâ bu hususta yine diyor ki:

“Geceleri uyan diyor. Uyan ve Hakk’a yürü diyor. Çünkü gece, senin için sırlar yurduna rehberlik eder. Seni sırlar yurduna götürür. Herkes uyurken, ilâhî aşk sırları, mânâ zevkleri, gönlüne bereketli bir yağmur gibi yağar. Çünkü geceleyin gönül pencereleri açılır, ötelerden nasipler gelir. Lâkin bu hâller, yabancıların gözlerinden gizlenir.”

Bu Beraat gecesinde, namazlara ilâveten, Kur’ân-ı Kerîm, zikir, tesbih, salevât-ı şerîfe, mânevî sohbetler ve garipleri, mahrumları, kimsesizleri sevindirmek, gündüz de -mümkün olursa- oruç tutmakla ihyâ etmeye gayret edelim -inşâallah-.

Bilhassa, bilhassa, bu zor günlerde mahrumları tesellî etmenin gayreti içinde olalım -inşâallah-.

Efendim, Cenâb-ı Hak -inşâallah- Beraat Kandili’mizi -inşâallah- o rahmet ve merhametin tecellî ettiği bir gece olur -inşâallah-.

Önümüzde Ramazân-ı Şerîf var -inşâallah-. Cenâb-ı Hak… Ramazan çok büyük bir mükâfat. Evet oruç tutmanın ufak tefek zorluğu var ama, buna karşı çok büyük mükâfat var. Evet belki teravih kılmak vs. oruçtan sonra zor gelebilir ama onun verdiği çok büyük mükâfat var. Fakiri fukarayı arayıp bulmak, onları sevindirip onların gönlünü almak, Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut edecek bir hâdise.

Mûsâ -aleyhisselâm- diyor ki:

“‒Yâ Rabbi! Sen’i nerede arayayım diyor. Yâ Rabbi Sen’i nerede bulurum?” diyor. Cenâb-ı Hak:

“‒Yâ Mûsâ diyor, Sen diyor Ben’i gariplerin, kalbi kırıkların yanında bulursun.” buyuruyor.

Böyle bir -inşâallah- Ramazan’ı yaşamak. Onun son 20 gününe hazırlık yapmak lâzım. Son yirminci gününde bir Kadir gecesi gelecek. Meçhul bir gece. Son gecelerin birinde olacak. Ekseriyetle 27. gece buyruluyor.

Ondan sonra bir bayram şehâdetnâmesi gelecek. Herkesin şehâdetnâmesi ayrı. Nasıl herkesin sınıf geçme notu ayrıdır, bizim de Ramazân-ı Şerîf’i nasıl idrâk edip nasıl yaşarsak, öyle bize bayram bir şehâdetnâme getirecek.

Onu hayatımızın her safhasına -inşâallah- tevzî edebilmek ve son nefesimizin bayram sabahı olabilmesi…