Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow ALTINOLUK DERGİSİ arrow Son Osmanlı Çınarlarından Hafız Abdurrahman Efendi
Son Osmanlı Çınarlarından Hafız Abdurrahman Efendi
Yıl: 1999 - Ay: Eylül - Sayı: 163
Cihan sessiz bir Kur'ân, Kur'ân da sessiz bir cihan olduÄŸuna göre; ehl-i Kur'ân da, her ikisinin kavÅŸağında bulunan bir irfân mihrâkı ve tecellî âbidesidir. EriÅŸilmez incelikler ve dibi görülmez derinliklerin örneÄŸi olarak yaratılan insan, yüksek kıymetini, ancak Rabbine kulluk istikâmeti üzre Kur'ân ve sünnet dünyâsında yaÅŸamakla muhâfaza eder.

Kur'ân'ın en mühim berekâtından biri de insanı içinden uyandırmak, dış güzelliklerle hislendirmek, âfâk ve enfüs cilveleri içinde onu Rabbinin muhabbetine çekmektir. Bu güzel kâinât karşısında duygulanmak, hisli bir yürekle ürpermek, ancak yaÅŸayan bir canlı Kur'ân olanlara mahsus bir keyfiyettir.

İlimde sınırlılık, Kur'ân ilmi olan îmânda ise nâmütenâhîlik vardır. Kur'ân'laÅŸan mü'min yürekleri, Kâinâtın Hâlıkı'nın tecellî mekânıdır.

Asrımızda, iÅŸte böyle mü'min yüreklerinin başında da 11 AÄŸustos 1999 ÇarÅŸamba günü Bayezid Câmi?-i Åžerîfi'nin hazîresinde Rabbine ve târihteki akranlarının iklimine uÄŸurladığımız Reîsü'l-kurrâ Abdurrahman Efendi Hazretleri gelmekteydi.

O, Kur'ân sahasında bizlere lutfedilmiÅŸ müstesnâ bir hâdim-i Kur'ân idi.

Bir asra yakın ömrünü Kur'ân'a hizmet yolunda tüketen Abdurrahman Efendi, Kur'ân'a lâyık o eÅŸsiz ses ve sadâsıyla dâimâ üzerindeki nîmetin ÅŸükrünü îfâ eden sâlih bir insandı. Kur'ân dünyâsında ciddî, ÅŸerefli bir îmân hayatı yaÅŸadı. Mâneviyat semâmızın güneÅŸlerinden biri oldu.

Onun Kur'ân okuyuÅŸu, Hazret-i Peygamber'in ruhunu ÅŸâd edecek bir güzellik ve tarâvet taşıyordu. Onu dinlerken; ashâb-ı kirâmdan Hazret-i Sâlim'in içli ve yanık sesiyle Kur'ân okuyuÅŸuyla mest bir hâlde Allâh Rasulü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in mübârek dillerinden dökülen:

"Ümmetim içinde böyle bir kimse bulunduran Allâh'a hamd olsun!" (İbn-i Mâce, İkame, 176) cümle-i seâdetleri hatıra geliyor ve Kur'ân aÅŸkıyla tutuÅŸan mü'min gönüller:

"Yâ Rabb! Ümmet-i Muhammed'e Kur'ân-ı Kerîm'i böylesine güzel ve mükemmel okuyan sâlih bir kimse lutfettiÄŸin için sana hamd ü senâlar olsun!" diyor, gözyaÅŸlarına garkolarak Kelâmullâh'ı tarifsiz bir huÅŸû iklîmi içinde dinliyordu.

Ona âdetâ Hazret-i Dâvûd'un daÄŸları, taÅŸları, vahÅŸî hayvanları ve havada uçan kuÅŸları elhasıl bütün mahlûkatı tesiri altına alan teshîr edici sesinden ulvî bir hisse bahÅŸedilmiÅŸti.

Onun Kur'ân okuyuÅŸunu dinlerken tadılan ilâhî hazzı târif edebilmek mümkün deÄŸildir. Onun engin bir iÅŸtiyak ve ÅŸevkle okuduÄŸu Kur'ân'ı dinlemek, mü'minlerin îmânlarını bir kat daha kuvvetlendirici bir tesire sahipti. Sîneler, vecde gelip dalgalanan bir deryâya döner ve mâbedlerin kubbelerinden cemâatin yanık yanık Allâh diye haykırışlarından ziyâde âdetâ meleklerin cezbeye gelip haykırışları duyulur gibi olurdu. Âdetâ Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in:

"Kur'ân'ı mahâretle okuyan kimse, Allâh'a yakın olan yüce meleklerle beraberdir." (Buhârî, Tevhîd, 52) ifâdelerindeki sır tecellî eylerdi.

Pek çok hafız akranının maddeye râm olup rûhâniyetini muhafaza edemediÄŸi bir devirde Reîsü'l-kurrâ Abdurrahman Efendi Hazretleri, Kur'ân'ın izzetini koruyabilme ve onunla infâk etme yolunda zirvede kalabilmiÅŸ müstesnâ ÅŸahsiyetlerden biri idi. Hem de zirvede kalmanın deÄŸil, istikameti muhâfaza etmenin bile alabildiÄŸince güç olduÄŸu o zamanda_

O, Osmanlı ilim âleminin mübârek ve muazzez mensublarının zamanımızdaki son çınarlarından biriydi.

Arzu etseydi, o eÅŸsiz sesinin verdiÄŸi avantajla refah içinde yüzebilirdi. Ancak o, ömründe dinleyenlerin hürmetsizlik yapabileceÄŸi endiÅŸesiyle bir kaset bile doldurmaktan müstaÄŸnî kalmıştır. Öyle ki, Mekke ve Medîne gibi Kur'ân'ın inzâl olduÄŸu beldelerde dahî Kur'ân kasetlerinin iÅŸportada teypleri sonuna kadar açarak saygısızlık içinde teÅŸhir ve satışına üzülür, böyle hürmetsizlikler kendisine giran gelirdi. Hattâ zaman zaman dayanamaz, teyplerin seslerini kısmaları için satıcıları îkâz ederdi.

Denilebilir ki, ulemânın sahip olması lazım gelen izzeti zamanımızda en iyi temsil etmekte olanlardan biriydi. Onun herhangi bir dünyâ nîmetine iltifatkâr bir bakış atfettiÄŸini takrîben yüz senelik ömründe görmüÅŸ olan bir tek fert yoktur.

Halbuki bilhassa gençlik yıllarında zamanın bir cilvesi olarak uzun bir iÅŸsizlik ve fakr u zarûret devri geçirmiÅŸtir. Buna raÄŸmen eÄŸilmemiÅŸ, rûhunu süsleyen Kur'ân ahlâkı ile vakur bir hayat yaÅŸamıştır.

Bu istiÄŸnâ nereden geliyordu? Acaba Hafız Abdurrahman Efendi, âilece zengin miydi? Hayır, aslâ_ Fakat o, son halkasını teÅŸkîl eylediÄŸi gerçek âlimler ve velîler kâfilesinin fârik vasfı olan Kur'ân ve gönül zenginliÄŸi ile muttasıftı. Rûhâniyet-i Rasûlullâh ile mücehhezdi. Hadîs-i ÅŸerîfte buyurulan:

"Kur'ân, kendisinden sonra aslâ fakirlik olmayan bir zenginliktir. Onun önünde hiçbir zenginlik yoktur." (KeÅŸfu'l-Hafâ, c. 2, s. 94) nasîbine talibdi.

Denilebilir ki, onun birkaç fedâkâr ve sâlih meslektaşıyla birlikte gösterdiÄŸi tükenmez gayretleri olmasaydı, ülkemizde kırâat ilmi, bir meçhul hâline gelebilirdi. Uzun fetret devirlerinin araya girmesiyle mümessilleri yok olmuÅŸ bulunan bu ilmin -âdetâ- yeni bir bânîsi oldu. O, elli yıllık bir ayrılıktan sonra Topkapı Saray-ı Hümâyunu'nda ve İslâm Konferansı'nın açılış merasiminde okuduÄŸu Kur'ân'larla o uzun fetret devrinin nihâyete eriÅŸ müjdecisi olmuÅŸtur.

Kur'ân-ı Kerîm'in Mekke'de nâzil olduÄŸu, İstanbul'da yazıldığı ve Kâhire'de okunduÄŸu yolundaki asırları aşıp gelen tevâtürü, o, müstesnâ sesiyle âdetâ deÄŸiÅŸtirecek bir kâbiliyet sergilemiÅŸtir. Mısırlı nice hâfızın dahî iÅŸtirâk ettiÄŸi dünyâ Kur'ân okuma yarışmalarında onun hep birinci seçilmiÅŸ olduÄŸu dâimâ hatırlanacak ve bu, Kur'ân'ın İstanbul'da yazılması kadar okunmasının da zirvede bulunduÄŸuna bir misâl teÅŸkil edecektir.

O, ülkemize öyle feyizli bir tohum gibi sayısız hafız yetiÅŸtirip saçmıştır ki, bundan sonra nice hafız Abdurrahmanlar'ın yetiÅŸeceÄŸinden ümitliyiz. Zîrâ fetret devirlerinde bile bu millet, hafız Abdurrahman Efendi, merhum Åžeyh Süleyman Efendi, Gönenli Mehmed Efendi, Hafız Fahri Kiğılı ve emsâli gibi sâlih, ehl-i ferâgat, fedâkâr ve hâdim-i Kur'ân insanlar yetiÅŸtirebildiÄŸine göre ye'se düÅŸmek doÄŸru deÄŸildir.

Çünkü dünyâ, bu dîn ve onun yüce kitabı olan Kur'ân ile kâimdir.

Rabbimiz, vatanımızı, milletimizi Kur'ânsızlık, îmânsızlık ve ahlâksızlıktan muhâfaza etsin! Åžu dâr-ı dünyâda Kur'ân'ın ihtiÅŸâmına bürünerek cennet hayatı yaÅŸamayı ve feyizli ehl-i Kur'ân silsilesinin devamını nasîb eylesin!

Âmîn!

Bu vesileyle kendisine üç ihlâs-ı ÅŸerîf, bir fâtiha-i ÅŸerîfe ikrâm etmenizi istirhâm ederiz.
 
< Önceki   Sonraki >
Altınoluk Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2012 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim