Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow ALTINOLUK DERGİSİ arrow Rasûlullah'ın Örnek Sîreti
Rasûlullah'ın Örnek Sîreti
Yıl: 1997 - Ay: Haziran - Sayı: 136
EÄŸer servet sâhibi zengin bir kiÅŸi isen, bütün Arabistan'a hâkim olan, bilumûm Arap ulularını kendisine muhabbetle râm eden O yüce Peygamber'in tevâzû ve cömertliÄŸini tefekkür et!.. EÄŸer zayıf teb'adan biri isen, Mekke'de zâlim ve gâsıb müÅŸriklerin nizâm ve idâresi altında yaÅŸayan Peygamber'in hayatından örnek al!

EÄŸer muzaffer bir fâtih isen, Bedir ve Huneyn'de düÅŸmanına galebe çalan cesâret ve teslîmiyet Peygamber'inin hayatından ibret al!

Allâh göstermesin, eÄŸer maÄŸlûbiyyete uÄŸradığın olursa, o zaman da Uhud Harbi'nde ÅŸehîd düÅŸen veyâ yaralanıp yere yatan ashâbı arasında secâat ve cesâretle dolaÅŸan mütevekkil Peygamber'i hatırla!

EÄŸer muallim isen, mescidde Soffa Ashâbı'na ince, rakîk ve hassas gönlünün feyzlerini aktararak ilâhî emirleri öÄŸreten Peygamber'i düÅŸün!

EÄŸer talebe isen, kendisine vahiy getiren Cibrîl-i Emîn'in önünde oturan Peygamber'i tasavvur et!

EÄŸer öÄŸüt veren bir vâiz ve emîn bir mürÅŸid isen, Mescid-i Nebevî'nin içinde ashâbına hikmet saçan Peygamber'i dinle! O'nun tatlı sesine kulak ve gönül ver!

EÄŸer hakkı müdâfaa etmek, hakkı teblîÄŸ etmek, hakkı tutup kaldırmak istiyorsan ve bu husûsda seni destekleyen bir yardımcın dahî yoksa, Mekke'de her nevi' yardımdan mahrûm bir hâlde iken zâlimlere hakkı i'lân edip onları hidâyete dâvet eden Peygamber'in hayatına bak!

DüÅŸmana galebe çalıp onun belini kırdınsa, karşısındakinin inâdını kahredip ona üstün geldinse, bâtılı perîÅŸân edip hakkı i'lân ettinse, Mekke'nin fethi günü mukaddes beldeye gâlib bir kumandan olduÄŸu hâlde, büyük bir tevâzû ile devesi üzerinde secde edercesine giren ÅŸükür hâlindeki Peygamber'i gözünün önünde canlandır!

EÄŸer çift-çubuk sâhibi bir kiÅŸi isen ve oradaki iÅŸlerini yoluna koymak istersen, Benî Nadr, Hayber ve Fedek arâzîsine mâlik olduktan sonra onları ıslâh ve en iyi yolda idâre edecek ÅŸahısları iÅŸ başına getiren Peygamber'den örnek al!

EÄŸer kimsesiz biri isen, Abdullâh ve Emine'nin yetîmleri, ciÄŸerpâreleri olan biricik Mâsûm'u, nûrdan Yetîm'i düÅŸün!

EÄŸer yetiÅŸmiÅŸ bir genç isen, Mekke'de amcası Ebû Tâlib'in sürüsüne çobanlık yapan peygamber namzedi gencin hayatına dikkat et!

EÄŸer ticâret kervanlarıyla yola çıkan bir tâcir isen, Sûriye'den Busra'ya giden kâfilenin en ulusu olan zâtın ahvâlini mülâhaza et!

EÄŸer kadı ve hâkim isen, Mekke uluları birbirine girip vuruÅŸacağı sırada Hacer-i Esved'i Kâ'be'deki yerine koyma husûsunda O'nun âdil ve firâsetli davranışını düÅŸün!

Ve tekrar gözünü târihe çevirerek Medîne'de, Mescid-i Nebevî'de oturup darlık içindeki fakîrle varlık sâhibi zengini, huzûrunda müsâvî tutarak insanlar arasında en âdilâne bir sûrette hüküm veren O Peygamber'e bir bak!

EÄŸer bir zevc isen, Hazret-i Hatîce'nin ve Hazret-i AiÅŸe'nin zevci olan O mübârek zâtın temiz sîretine, derîn hissiyâtına ve ÅŸefkatine dikkat et!

EÄŸer çocuk babası isen, Fâtimatü'z-Zehrâ'nın babası ve Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin'in dedesi olan bu zâtın onlara karşı davranışlarındaki ahvâlini öÄŸren!

Senin sıfatın ne olursa olsun, hangi ahvâl içinde bulunursan bulun, akÅŸam - sabah her vakit ve anda Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'i kendin için en mükemmel bir mürÅŸid ve en güzel bir rehber olarak bulursun...

O öyle bir mürÅŸiddir ki, O'nun sünnetleri vâsıtasıyla, her yanlışı düzeltebilirsin... Çığırından çıkan iÅŸlerini yoluna kor, umûrunu ıslâh edersin O'nun nûru ve rehberliÄŸi sâyesinde hayatın engellerinden kurtulup gerçek seâdeti bulursun!..

Gerçekten O'nun sîreti, nâdîde ve zarîf çiçeklerden, misk kokulu güllerden yapılmış bir bukete benzer.

Dünyâ üzerinde insanlar arasında hüküm süren bir adâlet gözünüze çarparsa, insanların kalblerini birbirine baÄŸlayan bir rahmet ve ÅŸefkat varsa veyâhud bir cemâatte zenginler -ÅŸefkatle muâmele yaparak- yoksulların yardımına koÅŸuyor, kuvvetliler mazlûmları koruyorsa, sıhhatte olanlar bîçârelere imdâd ediyor, servet sâhibleri öksüzleri gözetip dulları doyuruyorsa, tereddütsüz bilmiÅŸ olun ki bu fazîletler, dâimâ peygamberlerden ve onların izinden gidenlerden intikâl etmiÅŸtir.

Bu gerçek, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in hayatında daha bâriz bir ÅŸekildedir. Zîrâ O, peygamberliÄŸin kemâl noktasıdır. O'nun bu kemâlini, insaflı gayr-i müslimler bile takdîr ve tasdîk mecbûriyetinde kalmışlardır. İngiliz âlim ve hakîmlerinden Mr. Karlayl, "Kahramanlar" ismi ile bir kitap yazmış ve bu kitapta insanlık târihinde her mesleÄŸin en üstün adamını tesbît edip onun hayât ve eserini tahlîl etmiÅŸtir. Meselâ, ÅŸâirlerde bir numara telâkkî olunmak kimin hakkıdır; kumandanlarda kimin hakkıdır?!. İlh Bir Hıristiyan olan ve eserinde Hıristiyanlığını mu'terif bulunan Mr. Karlayl, peygamberlikte ekmel bir ÅŸahsiyet olarak Hazret-i Peygamber'i tâyîn, tavsîf ve tahlîl etmiÅŸtir.

Bu asrın ortalarında Hollanda'nın Lahey ÅŸehrinde toplanan bir ilim ve fikir adamları konseyi, Dünyâ'nın yüz büyük adamını tesbît etmiÅŸ ve hepsi Hıristiyan olan seçiciler, bir numara olarak Hazret-i Peygamber'i tercîh etmek zorunda kalmışlardır.

Asıl fazîlet odur ki, düÅŸman bile onu tasdîk ve îtirâfa mecbûr kala!.. Hazret-i Peygamberin fazîlet ve dirâyeti, kendisine inanmayanlarca bile tasdîk edilmiÅŸtir

Çünkü Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in müstesnâ sîreti, muhtelif iÅŸlerin her birine ayrı ayrı cevap verecek ahlâkî mükemmelliÄŸi kendinde toplamıştır. ÇeÅŸitli ahvâlde bulunan insanların mütenevvi' hayâtlarının bütün safhalarında onlara rehber ve mürÅŸid olacak terceme-i hâl, yalnız O'nun sîretidir. O, yeryüzündeki bütün insanların eÄŸitiminin esas noktasını teÅŸkîl eder. O, nûr arayanların yoluna nûr serper. O'nun hidâyeti, doÄŸru yolu arayan herkese aydınlatıcı ve ÅŸaşırtmaz bir ışıktır. O, bütün beÅŸerin yegâne mürÅŸididir.

O'nun irÅŸâd halkası, insanlığın bütün tabakalarından her tâifeyi toplayan bir külliye hâlinde idi. Bütün milletler, lisânlarının, renklerinin ve sınıflarının farklılığına, ictimâî durum ve kültürlerinin çeÅŸitliliÄŸine raÄŸmen orada toplanıp birleÅŸiyordu. Herhangi bir insanı oraya almaktan men' eden hiçbir kayıt mevcûd deÄŸildi. Orası sâdece bir kavme mahsûs olmayıp, insanı sırf insan olmak husûsiyetiyle ele alan bir ilim ve irfân ziyâfeti gibi idi. Zayıfla güçlünün, birbirinden farkı yoktu

Hazret-i Peygamber Efendimiz'e tâbî olanlara bir bakın: Aralarında HabeÅŸistan Kralı NecâÅŸî, Mean ulusu Ferve, Himyer reîsi Zülkilâ, Fîrûz-i Deylemî, Yemen ulularından Merakebud, Umman vâlîlerinden Ubeyd ve Ca'fer gibi mümtaz ÅŸahsiyetleri görürsünüz.

Tekrar bir nazar atfedecek olursanız, bu hükümdar ve reîslerin yanında Bilâl, Yâsir, Suheyb, Habbâb, Ammâr, Ebû Fukeyhe ve emsâli gibi köle ve zayıflardan olan kimsesizleri; Sümeyye, Lübeyne, Zinnîre, Nehdiyye, Ümmü Abis gibi câriye ve hâmîsiz kadınları bulursunuz.

O'nun yüce ashâbı arasında üstün akıl, parlak fikir ve metin re'y sâhibi olanlar bulunduÄŸu gibi, en ince iÅŸlere liyâkatli, dünyâ esrârına vâkıf olan, memleketleri liyâkat ve dirâyetle idâre eden kimseler de vardır.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e tâbî olanlar, ÅŸehirleri idâre ettiler. Vilâyetlere hükmettiler. İnsanlar, onların sâyesinde saâdete kavuÅŸtular. Adâletin zevkini tattılar. Halk arasında selâmet ve sükûnu yaydılar. İnsanları birbirleriyle kardeÅŸ gibi geçindirdiler.

1789 büyük Fransız ihtilâlinin fikrî temellerini hazırlayanlardan biri olan filozof Lafayet, meÅŸhûr "insan hakları beyânnâmesi" yayınlanmadan, bütün hukûk sistemlerini tedkîk etmiÅŸ ve İslâm hukûkunun üstünlüÄŸünü görerek ÅŸöyle haykırmıştır:

"Ey Muhammed! Senin dünyâya takdîm ve tevzî ettiÄŸin adâleti, hiç kimse gösteremedi! Sen adâleti, eriÅŸilmez bir zirveye ulaÅŸtırmışsın!.."

Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in zâhirî terbiyesi ve bâtinî te'sîri öyle bir iksîrdi ki, daha evvel yarı vahÅŸî, çoÄŸu insanlıktan habersiz bir câhiliyye toplumunu, insanlık târihinin hâlâ gıpta ettiÄŸi "sahâbe" hüviyetiyle hayâl edilmez bir mertebeye ulaÅŸtırdı. Onları, bir tek dîn, bayrak, hukûk, kültür, medeniyet ve idâre altında bütünleÅŸtirdi.

Câhil ve cânî insanları kültürlü; vahÅŸî kimseleri medenî; mücrim ve süflî karakterli kiÅŸileri muttekî, yâni Allâh sevgisi ve korkusu ile yaÅŸayan fevkalâde sâlih birer insan hâline getirdi.

Asırlar boyu kayda deÄŸer bir tek adam yetiÅŸtirememiÅŸ olan bu topluluk, O'nun irÅŸâd ve nûru ile bezenmiÅŸ pek çok insan çıkardı. Ve bunlar, taşıdıkları feyzi, birer îmân, ilim ve irfân meÅŸ'alesi hâlinde Dünyâ'nın dört bir bucağına taşıdılar. Çöle inen nûr, sonsuzluÄŸu gölgesine alarak bütün insanlığa tevzî edildi. "Levlâke levlâke" sırrı zâhir oldu. Kâinâtın yaradılış gâyesi tahakkuk etti.

O, kısa zamanda Dünyâ'da hiçbir kralın ulaÅŸamayacağı derecede imkânlara kavuÅŸtuÄŸu, insanların ideal bir mürebbî olarak kalblerini fethettiÄŸi hâlde, ayaklarının altına serilen bu büyük Dünyâ nîmetlerinin hiçbirine aldırış etmeyerek eski mütevâzî hayatını devam ettirdi. Önceki gibi, kerpiçten yapılmış kulübesinde sâde, fakîr bir ÅŸekilde yaÅŸadı. Hurma yaprağı dolu bir ÅŸilte üzerinde uyudu. Basit elbiseler giyindi. En zayıf insanın hayat tarzının bile altında yaÅŸadı. Bazen de yiyecek hiçbir ÅŸey bulamadığı hâlde, Rabbine ÅŸükredip açlığını bastırmak için karnına taÅŸ baÄŸladı. İşlemiÅŸ ve iÅŸleyeceÄŸi bütün günâhlar afvedildiÄŸi halde, ÅŸükür ve niyâzına devâm etti. Ayakları ÅŸiÅŸinceye kadar gecelerini namazla geçirdi.

Garîblerin imdâdına yetiÅŸti. Yetîmlerin, kimsesizlerin tesellîsiydi. O, büyüklüÄŸüne raÄŸmen, en âciz insanlarla bizzat meÅŸgûl oldu. Hattâ onlara, engin ÅŸefkat ve merhametiyle daha ziyâde kol kanat gerdi.

İnsanlar nezdinde en kuvvetli göründüÄŸü Mekke'nin fethi günü, korku ve heyecanla ve âdetâ titremekten diÅŸleri birbirine vurarak:

" Yâ Rasûlallâh! Bana İslâm'ı telkîn buyurunuz!"

diyen hemÅŸehrisine, imkânlarının en zayıf olduÄŸu zamanları hatırlatan ve bir tevazu zirvesi olan ÅŸu misâli zikrederek sükûnet telkîn etti:

" Sâkin ol kardeÅŸim! Ben bir kral veya hükümdar deÄŸilim. (Muhterem vâlidelerini kast ederek) KureyÅŸ'ten güneÅŸte kurutulmuÅŸ et yiyen senin eski komÅŸunun yetîmiyim!.."

Yine aynı günde ihtiyar babasını sırtına alarak huzûruna getiren ve ona îmân telkîn etmesini dileyen yâr-i gâri Hazret-i Ebûbekr'e:

" Yâ Ebâbekr! Åžu ihtiyar babanı neden buraya kadar yordun? Biz onun olduÄŸu yere gidemez miydik?!." cevâbıyla karşılık verme fazîletini gösterdi.

Bütün ülkeler, severek O'nun himâyesine girdi. Arabistan'a baÅŸtan baÅŸa hâkim olmuÅŸtu. DilediÄŸi her ÅŸeyi yapabilirdi; böyle iken O, yine tevâzûunu bırakmadı. Kendisinin hiçbir ÅŸeye mâlik olmadığını söyledi. Ve bütün her ÅŸeyin Allâh'ın elinde ve yed-i kudretinde olduÄŸunu bildirdi. Zaman oldu, eline bol servet geçti. Hazîneler yüklü deve kervanları, Medîne-i Münevvere'ye servet akıttı. O bunların hepsini ihtiyaç sâhiplerine dağıtıp sâde hayatını aynen devâm ettirdi. Günler geçerdi, Peygamber'in evinde yemek piÅŸirmek için ateÅŸ yanmazdı; çok defâlar aç yattığı olurdu.

Birgün Hazret-i Ömer, Hazret-i Peygamber'in hâne-i seâdetine gelmiÅŸti. Odanın içine ÅŸöyle bir göz gezdirdi. Her taraf bomboÅŸtu. Evin içinde hurma yapraklarından örülmüÅŸ bir hasır vardı. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onun üzerine yaslanmıştı. Kuru hasır, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in mübârek teninde izler bırakmıştı. Bir köÅŸede bir ölçek kadar arpa unu vardı. Onun yanında da çivide asılı eski bir su kırbası duruyordu. Hepsi bu kadar iÅŸte!.. Arabistan Yarımadası'nın Hazret-i Peygamber'e boyun eÄŸdiÄŸi bir günde O'nun dünyâya âid mal varlığı bunlardan ibâretti. Hazret-i Ömer bunları görünce, içini çekti. Kendini tutamadı, gözleri dolu dolu oldu. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

" Niçin aÄŸlıyorsun yâ Ömer?" diye sordu.

O da:

" Niçin aÄŸlamayayım yâ Rasûlallâh! Kayser ve Kisrâ dünyâ nimetleri içinde yüzüyor! Rasûlullâh ise kuru hasır üzerinde yaşıyor!.." dedi.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Ömer'in gönlünü hoÅŸ etti ve:

" Yâ Ömer! Kisrâ ve Kayser, dünyâ nîmetlerinden zevklerini alsınlar, safâ sürsünler! Ahiret nîmeti bize yeter!.." buyurdu.

O'nun sîreti, kâmil bir sîretti.

Hayatı, zengin-fakir, güçlü-güçsüz ümmetinin bütün ferdlerine bir nümûne-i imtisâldi.

Vârislerine mîrâs bırakmadı. Hattâ müslümanlar bütün zekâtlarını onlara verir endîÅŸesi ile soyundan gelenlerin zekât almasını da yasakladı.

Bütün bunlar; 1400 küsûr sene evvel câhiliyye devrinde dünyâya gelen bu ümmî zâtın, günümüzün ve gelecek bütün zamanların taklîdi ve ta'kîbi imkânsız gerçek lideri olduÄŸunun en bâriz misâlidir.

Zenginlik ve lüks, krallık ve ÅŸöhret, rahat ve bolluÄŸa aslâ önem vermedi. Tevhîd mücâdelesinin heyecânı içinde, Dünyâ'nın bütün servet ve ihtiÅŸâmı O'nun nezdinde bir çer-çöp hükmünden ibâret kaldı.

O'nun bu üstün husûsiyetlerinin yanında en mümtaz vasıflarından biri de, ümmetine olan dâsitânî muhabbetidir. Bu husûs, âyet-i kerîmede ne güzel zikredilir:

"Size kendi içinizden öyle bir Peygamber geldi ki, sizin hüsrânınıza üzülüyor, seâdetinizi cidden istiyor; mü'minler için yüreÄŸi rikkatle ve merhametle çarpıyor!.." (et-Tevbe, 128)

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in mübârek ÅŸahsiyeti, bir buz dağının su üstündeki kısmı gibi sırf beÅŸerî idrâke sığabilen tezâhürleriyle dahî, davranışlar manzumesinin ulaşılmaz zirvesini teÅŸkîl eder. Zîrâ Cenâb-ı Allâh, o mübârek varlığı, bütün insanlığa bir "üsve-i hasene", yâni en mükemmel bir örnek olmak üzere yaratmıştır. Bundan dolayıdır ki, O'nu insan topluluÄŸu içinde acziyyet bakımından en altta bulunan "yetîm çocukluk"tan baÅŸlatarak, hayatın bütün kademelerinden geçirip kudret ve salâhiyet bakımından en üst noktaya, yâni peygamberlik ve devlet reîsliÄŸine kadar yükseltmiÅŸtir. Tâ ki, beÅŸerî kademelenmenin herhangi birinde bulunanlar, O'ndan kendileri için en mükemmel fi'lî davranışları örnek alıp kendi istîdâd ve iktidârları nisbetinde gerçekteÅŸtirmeye meyledeler. Bu nükteyi, en güzel sûrette kavramış olan milletimiz, o mübârek varlığın ismini tasÄŸîr ile her ferde bir cins ismi hâline getirmiÅŸ ve "Mehmedcik" kelimesiyle her mü'min ve muvahhid insanda O'nun küçük bir modelini tasavvur etmiÅŸ, veyâhut da böyle bir tavsîfle herkesi, kendi ÅŸartları içinde bir küçük "Mehmed" olmaya teÅŸvîk etmiÅŸtir.
 
< Önceki   Sonraki >
Altınoluk Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2012 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim