Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow ALTINOLUK DERGİSİ arrow Ramazan-ı Åžerîf ve Oruç
Ramazan-ı Şerîf ve Oruç
Yıl: 1998 - Ay: Aralık - Sayı: 154
Oruç ayı olan Ramazan-ı Åžerîf, feyizli bir hayatın yaÅŸandığı mübârek bir mükâfât ayıdır. Nâil olduÄŸumuz sayısız nîmetlerin kadrini hatırlatan bu ayda, fânî lezzetlerden vazgeçip bâkî lezzetlere nâil olmanın sırrına, Hakk Teâlâ'nın emir buyurduÄŸu oruç nîmeti ile kavuÅŸulur.

Oruç, fazîleti ve aslî gâyesi dâimî bir ibâdet ÅŸuûru içinde nefs engeliyle mücâdele etmek ve nefsi baskı altında tutarak te'sîrini asgarîye indirebilmektir.

Oruç, hayat mücâdelesinde zarûrî olan "sabır, irâde, nefsî arzulardan uzaklaÅŸma" gibi hallerin tâlimi ile ahlâkî durumumuzu kemâle erdirir. Yine bu ibâdet, nefsin bitmez tükenmez arzularına karşı insanın ÅŸeref ve haysiyetini koruyucu bir kalkandır.

Yine oruç; sahibini, azm ü sebât, kanâat, hâle rızâ, metânet, sabır gibi ahlâkî güzelliklere erdirmenin fazîleti ile beraber mahrûmiyyet ve açlıkla nîmetlerin kadrini hatırlatır ve bu vesîle ile yoksulların hallerini düÅŸündürüp onlara merhamet ve ÅŸefkat hisleriyle yüreklerimizi hassaslaÅŸtırır. Åžükrân duygularını canlandırır. Bu vasfıyla oruç, sosyal hayattaki kin, hased, kıskançlık gibi kitleyi huzûrsuzluÄŸa boÄŸan menfîlikleri bertaraf etmekte en müessir bir ilâhî emirdir.

Ashâb-ı kirâmın oruca karşı çok büyük raÄŸbetleri vardı. Onlar, tahammülü güç sıcak günlerde dahî nâfile oruç tumaya gayret ederlerdi. Bir kısmının, güneÅŸ ışığının yakıcılığından korunacak ölçüde elbiseleri bile yoktu. Elleri ile güneÅŸ ışığından ve sıcaktan korunmaya çalışırlardı. Bütün bunlara raÄŸmen büyük bir mânevî haz ve lezzet içinde nâfile de olsa oruçlarını devam ettirirlerdi.

Åžakîk-i Belhî buyurur:

"İbâdeti lâyıkıyla îfâ edebilmek, bir san'attır. Onun kazanç mekânı, halvet; vâsıtası ise açlıktır."

O açlık ki, modern tıpta bile diyet adıyla sıhhatli kalmanın en birinci ÅŸartıdır. O açlık ki, tahammülü en zor olan bir mahrûmiyyettir. Rivâyet olunur ki, nefis, yaratıldığı zaman çeÅŸitli iptilâ ve mahrûmiyetlere raÄŸmen Cenâb-ı Hakk'a {REF Sen sensin, ben benim..} deme cür'et ve cehâletinde bulundu, ancak ve ancak açlık sebebiyle aczini kabûl etti. Bu sebepledir ki, irâde terbiyesinde açlığa katlanabilmek kadar müessir baÅŸka bir husûs yoktur. İrâde ise, tabiî ve nefsânî meyillere karşı koyabilmenin temel ÅŸartlarından biridir.

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- buyurur:

"İnsanın asıl gıdâsı Allâh'ın nûrudur. Ona aşırı ten gıdâsı vermek lâyık deÄŸildir. İnsanın asıl gıdâsı, ilâhî aÅŸk ve ilâhî akıldır."

"İnsan, asıl rûhânî gıdâsını unuttuÄŸu ve ten gıdâsına düÅŸtüÄŸü için huzûrsuzdur. Doymak bilmez. İhtirasından yüzü sararmış, ayakları titremekte, kalbi telaÅŸla çarpmaktadır. Nerede yeryüzü gıdâsı, nerede sonsuzluÄŸun gıdâsı?!."

"Allâh ÅŸehîdler için: {REF Rızıklandılar} diye buyurdu. O mânevî gıdâ için ne ağız, ne de cesed vardır."

Hazret-i Lokmân, oÄŸluna ÅŸöyle nasîhat ederdi:

"Miden doyunca, fikrin uykuya dalar, hikmet susar, âzâlar ibâdetten geri kalır."

Velîlerden bir zât ÅŸöyle derdi:

"ÇeÅŸit çeÅŸit yiyeceklerle midesini fesâda uÄŸratan zâhidden Allâh'a sığınırım."

ÂiÅŸe -radıyallâhü anhâ-:

"Melekût kapısını açmak için gayret edin!" demiÅŸti.

Sordular:

"-Ne ile?"

Mü'minlerin annesi ÅŸöyle cevap verdi:

"-Açlık ve susuzlukla!"

Sayılı günlerden ibaret olan oruç, yine sayılı günlerden ibaren olan hayatımıza incelik, derinlik ve zerâfet kazandırır.

Çünkü tokluk, nefsânî arzuları tahrîk ederken; açlık, -çok had safhaya varmadıkça- tefekkür ve tehassüs melekesini güçlendirir. Bundan dolayı akıl hastalarına ilk tatbîk edilen tedâvî perhizdir.

Bununla beraber oruç, bir ibâdet olduÄŸundan, sırf o gâye ile icrâ edilmelidir. Onun faydaları gâye hâline getirilirse, oruç, ibâdet olmaktan çıkar. Yâni oruçlarımızda mide dolgunluklarını önlemek, kilo vermek gibi gâyeler olmamalıdır. Böyle oruçlarda rızâ-yı ilâhî düÅŸünülemez.

Bedenî hareketlerin faydasını kasdederek veya gaflet ve kasvet-i kalb ile kılınan namazlar bile bu kabîldendir.

İbâdetler, yalnız rızâ-yı ilâhiyyeyi tahsîl gâyesi ile yapılır. Bu gâyenin gerçekleÅŸmesi için, kalbin seviye kazanması, hamlıktan kurtulup kemâle eriÅŸmesi zarûrîdir.

Ramazan-ı Åžerîfte Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in de tavsıyelerinde yer alan belli baÅŸlı birtakım husûslara dikkat etmek îcâb eder:

a. Kelime-i ÅŸehâdet,

b. İstiÄŸfâr ve zikir,

c. Cenneti tahsîl edebilmek için bolca amel-i sâlih,

d. Cehennemden kurtuluÅŸ için harâmlardan ve kerâhetten sakınmak,

e. İmkânlar nisbetinde çokça hayır ve hasenatta bulunmak, kırık ve mahzûn kalblerin duâsını almak,

f. Oruçlu bir kimseye iftar ettirmek.

Ve emsâli...

Ramazan-ı Åžerîf, mü'minlere fazîlet ve olgunluk kazandırabilecek ilâhî bir rahmet mevsimidir. Oruçlu iken ağıza bir ÅŸey girmemeÄŸe dikkat edildiÄŸi gibi ağızdan çıkan kelâma da dikkat edilmelidir. Dedikodu ve incitmeden son derece sakınmalı ve orucun fazîletini azaltmamalıdır.

Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyurur:

"Oruç, oruçluya yakışmayan ÅŸeylerle zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır."

Denildi ki:

"(Oruçlu) onu ne ile zedeler?"

Buyurdular:

"Yalan ve gıybetle..." (Nesâî; Mu'cemu'l-Evsât)

Çünkü yalan ve gıybet sahipleri, gündüzleri helâl yiyeceklerden nefislerini mahrûm bırakarak oruç tutarlar, ancak yalan ve gıybetleri sebebiyle de insan eti yiyerek mânen harâmla iftar etmiÅŸ sayılırlar. Bu ÅŸekilde zâhiren oruçlu olup mânen gıybet sebebiyle iftar etmiÅŸ olanlar hakkında Süfyân-ı Sevrî Hazretleri, takvâ ölçülerine göre:

"Gıybet edenin orucu bozulur." demiştir.

Hazret-i Mücâhid de, aynı hassâsiyete binâen:

"Gıybet ve yalan orucu bozar!" buyurmuştur.

Yâni gıybet edip yalan söyleyerek oruçlarını mânen sakatlayanlar, orucun asıl matlûb olan bir kısım yüksek fazîletinden tamamen mahrûm kalırlar.

Bunun içindir ki, dünyâ gâyeleri ile bulandırılmış, riyâ, gösteriÅŸ ve gafletle kirlenmiÅŸ oruçlar ve namazlar hakkkında Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz ÅŸöyle buyururlar:

"Nice oruç tutanlar vardır ki, kendisine orucundan kuru bir açlıktan baÅŸka bir ÅŸey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar olur ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur." (Taberânî)

Namazlar, bilhassa gece namazı olan terâvih ve teheccüdler, kalbe huzûr saÄŸlamalıdır. Bu mübârek ayda namazlara daha da itinâ etmeli, Kur'ân-ı Kerîm'i huÅŸû ile okumalı, zikirle rûhumuzu inceltmeli, zekât ve sadakalar ile de, vicdan huzûruna kavuÅŸmalıyız. Kur'ân-ı Kerîm Ramazan ayında dünyâ semâsına indirildiÄŸi için bu mübârek ayda Kur'ân terbiyesine girmeli, o istikâmette ibâdetler deÄŸerlendirilmelidir.

Kur'ân-ı Kerîm, asıl kalble okunur. Gözün vazîfesi, kalbe gözlük olabilmektir.

Ramazan-ı Åžerîf'in diÄŸer bir kıymeti de mü'minlere feyz ü bereket dolu bir Kur'ân hayatı yaÅŸatması bakımından mütâlaa olunmalıdır.

Ramazan-ı Åžerîf, oruç ve Kur'ân arasında ince bir râbıta ve derin bir yakınlık vardır. Hayat ve ölüm öÄŸütlerini, Kur'ân-ı Kerîm'den baÅŸka hangi salâhiyetli kürsüden dinlemek mümkündür?

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:

"Oruçla Kur'ân, kıyâmet gününde kula ÅŸefâat edecektir. Oruç, sabrın yarısıdır." buyurmuÅŸlardır.

Orucun ecri Cenâb-ı Hakk katında mahfûzdur. Hadîs-i kudsîde buyurulur:

"ÂdemoÄŸlunun her amel ve hareketi kendisine âiddir. Oruç ise böyle deÄŸil! Çünkü o, benim içindir. (Çünkü ben yemem, içmem ve bütün beÅŸerî sıfatlardan münezzehim.) Dolayısıyla ben, onun mükâfâtını (husûsî bir ÅŸekilde) bol bol vereceÄŸim."

Bu hadîs-i kudsînin ardından Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, ÅŸöyle buyurdular:

"Oruçlunun sevineceÄŸi iki ferâhlık vardır:

1. İftâr ettiÄŸi zaman (Cenâb-ı Hakk'ın nîmetlerine kavuÅŸtuÄŸu için) sevinir.

2. Rabbine kavuÅŸtuÄŸunda da orucu berekâtıyla nâil olduÄŸu yüksek derece için sevinir." (Buhârî)

GörüldüÄŸü üzere Cenâb-ı Hakk, oruca olan raÄŸbeti beyânın yanında ona vereceÄŸi mükâfat ve karşılığı, beÅŸerin oruca olan raÄŸbetini te'mîn zımnında saklı tutmuÅŸtur. Tıpkı bir müsâbakada câzibeyi artırmak için saklı tutulan çok büyük bir mükâfat gibi...

Oruç, nîmetlerin kadrini bildiren, ÅŸükrân hisleri uyandıran, yoksulların, çâresizlerin hâlinden anlama ÅŸuûru veren, nefsânî arzu ve temâyülleri bertaraf eden, maddenin esâretinden kurtarıp "sabır" denilen en yüksek ahlâkî bir meziyyete eriÅŸtiren bir ibâdettir.

Ramazan-ı Åžerîf orucu, terâvih namazı, sahur ve seher uyanıklığı bakımından çok mühimdir. Hadîs-i ÅŸerîfde buyurulur:

"Allâh -celle celâlühû-, size Ramazan-ı Åžerîf orucunu farz kılmıştır. Ben de gece namazını, terâvihi sünnet kıldım. EÄŸer bir kimse îmânlı bir yürekle ve sevabına ermek emeli ile Ramazan-ı Åžerîf orucunu tutar, terâvih namazını kılarsa, anadan doÄŸduÄŸu gibi günâhlarından kurtulur."

Hâli ile oruç ve namazın îfâsının kabûlünde kalbin seviye kazanması, yâni "huÅŸû" ÅŸarttır. Namazlar, sür'atli kılınarak bir hazım vâsıtası olmamalıdır.

Ramazan-ı Åžerîf'in hakîkatine erebilmek için o mevsime mahsûs olan gufrân yaÄŸmurlarından istifâde zarûrîdir. Zîrâ taÅŸa veya denize yaÄŸan nisan yaÄŸmurunun hiçbir fâidesi yoktur. Ancak takvâ neÅŸ'esiyle bu ÅŸükrân ve gufrân faslının tadını çıkarabiliriz.

Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyurur:

"Ramazan ayı girdiÄŸi zaman cennet kapıları açılır; cehennem kapıları kilitlenir; ÅŸeytanlar zincire vurulur." (Buhârî, Müslim)

Yâni beÅŸerî suçlar ve günâhlar, gerçek oruç tutanlarda en asgarî bir seviyeye iner. Åžeytanın ÅŸerri de biter. Ancak nefsin ÅŸerrine dikkatli olmak gerekir...

Hadîs-i ÅŸerîfte buyurulur:

"Cennet seneden seneye Ramazan için süslenerek ÅŸöyle der:

{Allâh'ım! Bizim için bu ayda kullarından bizde kalacak insanlar kıl!..}......" (Taberânî)

Yine Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyurur:

"Oruç tutunuz ki, sıhhat bulunuz!" (Taberânî)

"İftarı acele ediniz; sahûru geciktiriniz!.."

Oruçlarımızı sakatlayacak ihmâllerden kaçınmak îcâb eder. Öfkeden ÅŸiddetle uzaklaÅŸmalıdır.

Hadîs-i ÅŸerîfde buyurulur:

"Oruç, sadece yemek, içmek vesaireden kesilmek deÄŸildir. Kâmil ve sevablı oruç, ancak faydasız laftan, boÅŸ vakit geçirmekten, kötü söylemekten (dedikodudan) ve nefs-i emmârenin bütün temâyüllerinden vazgeçmektir. Åžâyet biri sana söver, yahut sana karşı câhilce herhangi bir harekette bulunursa, kendi kendine: {_F deüphesiz ki ben oruçluyum!} de; sabret!" (Hakim , Beyhakî)

Zîrâ Ramazan-ı Åžerîf'in bir adı da {_F feehru's-sabır}dır.

Sabır, güzel ahlâkın ağırlık merkezidir. Îmânın yarısı, ferah ve seâdetin anahtarıdır. Cennet nîmetlerine kavuÅŸturan büyük bir nîmettir.

Dîn ve ahlâkda sabır, hoÅŸa gitmeyen ve ızdırap veren hâdiseler karşısında muvâzeneyi bozmadan sükûnete bürünmek, Hakk'a teslîm olmakdır.

Enbiyâ ve evliyâ, sabırla Allâh'ın yardımına nâil oldular. Onlar bizim yüksek örneklerimiz olmalıdır.

Sabrın dünyevî tarafı acı, âhıret tarafı çok parlaktır. Sabrın acılarını sîneye çekenler, ebediyyet devleti olan cennete ve Allâh'ın rızâsına kavuÅŸurlar.

Her hâlukârda Allâh'ın emir ve yasaklarındaki nîmet, hikmet ve ilâhî mükâfâtları düÅŸünmek, sabrı kolaylaÅŸtırır.

Sabrın ilk ÅŸartı da, hâdise ile ilk karşılaÅŸma zamanında olmasıdır. Tavı geçmiÅŸ bir sabrın, fazla bir mükâfâtı yoktur.

"Sabûr" ism-i ÅŸerîfinin en güzel tecellî merkezi peygamberler ve evliyâullâhdır. Nitekim onlardan bizlere intikâl eden en güzel ahlâk-ı seniyyeden biri olarak varlık ve darlık zamanlarında sabır, çok mühimdir.



***

Oruçlarımızı Allâh -celle celâlühû- beraberliÄŸinde tutmamız için "sahur, terâvih, zikir, Kur'ân ve duâ" gibi mânevî istinadlardan lezzet almak îcâb eder.

İftar zamanı da, duâların kabûl olduÄŸu ince bir vuslat demidir. Bunun içindir ki, bu heyecanlı anların birlikte yaÅŸanması da ayrıca bir rahmet ve huzûr kaynağıdır. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyururlar:

"Kim bir oruçluya iftar verirse, oruçlunun ecri gibi -oruçlunun sevabından hiçbir ÅŸey eksilmeden- ecir alır." (Tirmizî)

Bu müjdeyi duyan ashâb-ı kirâmın fakîrleri, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e gelerek kendilerinin zenginler gibi oruçluyu doyuracak derecede iftâr yemeÄŸi vermeye güçlerinin yetmediÄŸini hüzünle arzettiklerinde de Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, ÅŸöyle buyurdular:

"Kim bir oruçluyu bir hurma ile iftâr ettirirse veya bir içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftâr ettirirse, Allâh Teâlâ, ona aynı sevabı verir."

***

Nâfile oruçlarda ayrı bir hassasiyet vardır. Zîrâ has kulların amelinin esası sıdktır. Bu da, niyyetin hâlisiyyeti ve nefsin tezkiyesi nisbetindedir.

Bu husûsda gerek nâfile oruç tutmak, gerek oruçsuzluk, gerek oruç tutmayanların ısrarı ile nâfile orucu bozmak, gerekse bozmamak ÅŸeklinde saÄŸlam bir niyete baÄŸlı olan her amel efdaldir.

Ebû Saîd -radıyallâhü anh- anlatır:

"Ben Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve ashâbı için bir yemek hazırlamıştım. YemeÄŸi kendilerine takdîm edince, aralarından bir kimse çıkıp {REF Ben oruçluyum!} dedi. Bunun üzerine Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:

"-KardeÅŸiniz sizi çağırdı ve sizin için hazırlık yaptı. Åžimdi sen "oruçluyum" diyorsun. Orucunu boz ve onu bir baÅŸka gün kazâ et!» buyurdu." (Tirmizî, Ebû Dâvûd)

Orucu bozmamakla alâkalı rivâyet ise ÅŸöyledir:

"Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve ashâbı, Bilâl -radıyallâhü anh-'ın oruçlu olduÄŸu bir mecliste yediler ve içtiler. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:

{ Biz rızkımızı yiyoruz.. Bilâl'in rızkı ise cennettedir.} buyurdular." (İbn-i Mâce)

Bu hadîs-i ÅŸerîfler gösteriyor ki, niyet ve kalbin durumuna göre nâfile orucu îcâb ettiÄŸinde bozup bozmamak husûsunda her iki davranış da câizdir.

Amellerin deÄŸerlendirilmesi Allâh'a âiddir. Ömrün hayırlısı, O'nun yanında geçen ve O'nun uÄŸrunda harcanandır. İnsan, mezara indirilirken fânî hayatın ancak hâtıraları ile gömülecektir. Mezarlar, amel-i sâlihden baÅŸka hiçbir ÅŸeyin giremediÄŸi mekânlardır.

Allâh rızâsına uygun düÅŸmeyen bir hayat, çöllerdeki seraplara benzer. Hakîkatten nasîbsiz hayâlden ibârettir.

Hadîs-i ÅŸerîfde:

"Mü'min öldüÄŸü zaman, namazı baÅŸ ucunda, sadakası sağında, oruç göÄŸsünde bulunur." buyurulması, bunun en güzel bir delîlidir.

Allâh'ın sonsuz kereminden umulur ki, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in buyrukları sebebiyle bizlerin mübârek Ramazan ayının biraz daha fazla kıymetini bilmemize, ona daha fazla deÄŸer verip daha fazla sevap iÅŸlememize ve daha az günâha girmemize sebep olur.

Hadîs-i ÅŸerîfde buyurulur:

"EÄŸer insanlar, Ramazan-ı Åžerîf'in ne olduÄŸunu lâyıkıyla bilselerdi, senenin tamamının Ramazan olmasını arzu ederlerdi."

Günlerimiz mübârek, Ramazan-ı Åžerîf'imiz makbûl olsun!..

İstikbâl mü'minlerindir...
 
< Önceki   Sonraki >
Altınoluk Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2012 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim