Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow ALTINOLUK DERGİSİ arrow MaÄŸrifet İklîmi
Mağrifet İklîmi
Yıl: 1999 - Ay: Ocak - Sayı: 155
Cenâb-ı Hakk'a sonsuz hamd ü senâlar olsun ki, Ramazan-ı Åžerîf'in maÄŸfiret iklîmi, mü'minleri bir rahmet bulutu gibi gölgesi altına aldı.

Ramazan-ı Åžerîf ki, İslâm'ın dört ÅŸartının heyecanla yaÅŸandığı mübârek bir aydır. Rûhu incelterek derinleÅŸtiren Ramazan-ı Åžerîf, "refes", "fısk" ve "cidâl"in yasaklandığı hassas hac ibâdetine rûhen bir hazırlıktır.

Hiç ÅŸüphesiz ki Ramazan-ı Åžerîf'in bütün günleri birer fırsat demleridir. O, baÅŸtan sona feyiz semâsının bereket yaÄŸmurudur. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyururlar:

"Ramazan-ı Åžerîf'in evveli rahmet, ortası maÄŸfiret, sonu da cehennemden âzâd olmaktır..."

Ramazan-ı Åžerîf, gönüllerde feyz ü bereketin taÅŸtığı, rûhânî bahar yeÅŸilliklerinin açtığı bir mevsimdir. KurumuÅŸ îmân sîneleri, amel-i sâlihle tazelenecek, solmuÅŸ sararmış kalbler, takvâ ile bezenecek ve rûhânîleÅŸecektir. Bu ay, baÅŸtan sona bir ganîmet ve kazanç fırsatı olacaktır.

Ancak bu fırsatı deÄŸerlendiremeyenlerin ne büyük bir hüsrânda olacağını ÅŸu hadîs-i ÅŸerîf ÅŸöyle sergiler:

Kâ'b bin Ucre'den:

Rasûlullâh -aleyhisselâm-, bizden, minbere yakın oturmamızı isteyince, minberin tam önünde topluca oturduk. Bir basamak çıktı: "Amîn!" dedi. Bir basamak daha çıktı. Yine "Amîn!" dedi. Bir basamak daha çıktı. Yine "Amîn!" dedi. Minberden indiÄŸinde:

"-Ey Allâh'ın Rasûlü! Bugün biz, sizden daha önce iÅŸitmediÄŸimiz yeni bir ÅŸey iÅŸittik." dedik.

Bunun üzerine buyurdu ki:

"-Minberde iken Cebrâîl geldi. Bana birinci basamakta iken:

"96Ramazan-ı Åžerîf'e eriÅŸip de bağışlanmayana lânet olsun!" dedi.

Ben de: "Amîn!" dedim.

İkinci basamaÄŸa çıktığımda:

"Yanında senin adın söylendiÄŸi halde sana salât ve selâm getirmeyene lânet olsun!" dedi.

Ben de: "Amîn!" dedim.

Sonra üçüncü basamaÄŸa çıktığımda:

"Ana babasının yaÅŸlılığına eriÅŸip de veya bir tekinin ihtiyarlığını görüp de, cenneti kazanamayan kiÅŸiye lânet olsun!" dedi.

Ben de: "Amîn!" dedim." (Hâkim, Tirmizî)

Bu hadîs-i ÅŸerîfde bu kadar rahmeti bol olan bir ayda ibâdete, kulluÄŸa, salevât-ı ÅŸerîfeye ve ana-baba hakkına karşı bîgâne kalmanın hazîn âkıbeti ifâde edilir.


***

Bu mübârek günlerin deÄŸerlendirilmesi husûsunda îfâ edilen ibâdetlerin başında yoksul, yetîm, kimsesiz, çâresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi de gelir ki, yüreklerin böyle kimselere uzanması, onlarla bir gönül beraberliÄŸi yaÅŸanması ve onlara sıcak bir kucak olunabilmesi, Ramazan-ı Åžerîf'in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk'ın afv ü maÄŸfiretini coÅŸturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiyyenin kapılarını aralar. Azâbın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.

Hadîs-i ÅŸerîflerde buyurulur:

"Sadaka, şerrin yetmiş kapısını kapatır."

"Sadaka, Allâh'ın gazabını söndürür."

Lokman Hakîm oÄŸluna:

"-Evlâdım! Bilerek veya bilmeyerek bir günâh iÅŸlediÄŸinde, hemen tevbe edip tasaddukta bulun!" derdi.

Husûsiyle Ramazan-ı Åžerîf'de verilen sadakaların ehemmiyeti ÅŸöyle beyân edilmiÅŸtir:

Bir adam Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e gelerek:

"-Yâ Rasûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?" diye sordu.

Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:

"-Ramazan-ı Åžerîf'de verilen sadaka..." (Tirmizî) buyurdular.

Hakk dostları, infâk edenlerin sıfatlarını ÅŸöyle ifâde ederler:

Åžerîat ehlinin infâkı, mallardan; hakîkat ehlinin infâkı, mallara ilâveten rûhâniyetlerindendir.

Âriflerin infâkı, gönüllerinden olur. Çünkü onlar, ilâhî huzûrdan geri duramazlar. Âşıkların infâkı, rûhlarından olur. Çünkü onların rûhları kazâ-yı ilâhiyye tecellîsine rızâ hâlindedir. Zenginlerin infâkı, malın keseden çıkmasıdır. DerviÅŸlerin infâkı, gönülden aÄŸyâr ve mâsivânın çıkmasıdır.

Âbidlerin infâkı, nefislerinden olur. Onlar da nefislerini kulluk ve hizmetten esirgemezler.

Gönlü ganî olan zenginler, infâk ederken mallarını muhtaçtan kıskanmazlar.

Bütün kimsesiz ve yoksullar, ÅŸükreden cömert zenginlerin varlığı ile mes'ûd ve zengindirler. Nisan bulutu, üzerinden geçtiÄŸi topraklara nasıl rahmet ve bereket yaÄŸdırır ise; cömert ve merhametli kullar da, aynı ÅŸekilde Allâh'ın muhtaç ve garîbe olan rahmetine vesîle olur.

İnfâk eden, ne kadar severek, candan ve bir zevk-i bediî içinde verirse, alana da o kadar bereket olur. Böyle bir alış-veriÅŸ, verene de alana da huzûr kaynağıdır. Çünkü verenin rûhî derinliÄŸi, alana akseder. Âyette buyurulan "ticâreten len-tebûr" meydana gelir.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:

"el-Fakru fahrî; Yoksulluk, benim iftihârımdır!.." buyurur.

Bu hadîs-i ÅŸerîf, bir hikmet levhasıdır. Dünyâ zenginliÄŸine karşı gönül zenginliÄŸini tercîh eden bu görüÅŸ, kanâati emreder. Bu ifâde, sâlih yoksullardaki fazîleti idrâk edebilmek içindir.

Âyet-i kerîmede "mahrûm" diye belirtilenler, yâni iffeti dolayısıyla isteyemeyenler, kanâat, rûh hazînesi ve zenginliÄŸi ile mücehhez bulunan kimselerdir. Kanâat ne güzel bir hazînedir.

Hazret-i Mevlânâ buyurur:

"Sehâvet ehli olan kimseye yakışan, fakîre ihsândır. Âşıklara sezâ olan, cânân yoluna fedâ-yı cândır."


***

İnfâka nümûne olması için Allâme İbn-i Kayyım, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz'in infâktaki gönül zenginliÄŸini ÅŸöyle ifâde eder:

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz, sahip olduÄŸu ÅŸeyleri sadaka olarak verme husûsunda hiçbir insana benzemezdi. Allâh'ın kendisine verdiÄŸi malları biriktirmez, bir köÅŸede tutmazdı. Bir kimse, kendisinden bir ÅŸey istediÄŸinde az veya çok mutlakâ verirdi. O'nun sadaka veriÅŸi, fakîrlikten korkmazcasına bir veriÅŸti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O'nun vermekten duyduÄŸu sevinç, ihtiyacı olup da O'ndan alanın duyduÄŸu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır iÅŸlemede insanların en cömerdiydi. SaÄŸ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O'na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeÄŸini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.

Hazret-i Câbir'den naklen Tefsîr-i Hâzin'de deniliyor ki:

"Küçük bir çocuk Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in huzûruna geldi. Annesinin bir gömlek istediÄŸini arzetti. O sırada Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in, sırtındakinden baÅŸka gömleÄŸi yoktu. ÇocuÄŸa baÅŸka bir zaman gelmesini söyledi. Çocuk gitti. Tekrar gelip, annesinin Hazret-i Peygamber'in sırtındaki gömleÄŸi istediÄŸini söyledi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, Hücre-i Seâdet'e girdi, sırtındaki gömleÄŸi çıkarıp çocuÄŸa uzattı.

O esnâda Bilâl -radıyallâhü anh- da, namaz vakti girmiÅŸ olduÄŸundan ezân-ı Muhammedî'yi okumaya baÅŸladı. Fakat Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, sırtına alacak bir ÅŸey bulamadığı için cemâate çıkamadı. Ashâbdan bazıları, merak edip Hücre-i Seâdet'e girdiler; Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'i gömleksiz olarak buldular. Bu hâl, onları derin derin düÅŸündürdü.

***

"BeÅŸinci halîfe" ünvanını alan Ömer bin Abdülazîz ÅŸöyle buyururdu:

"Namaz, seni yolun ortasına kadar götürür. Oruç, PâdiÅŸâh'ın kapısını açar. Sadaka da, PâdiÅŸâh'ın huzûruna sokar."

Ubeyd bin Umeyr'den:

"İnsanlar son derece aç, susuz ve çıplak olarak haÅŸrolunurlar. Onlardan hangisi dünyâdayken Allâh için yedirmiÅŸse, Allâh da onu o günde doyurur. Allâh için dünyâda içirene Allâh orada içirir. Nihâyet Allâh için giydireni de Allâh orada giydirir."

Hadîs-i ÅŸerîfde buyurulur:

"İnfâk et ey insanoÄŸlu, ki sana da infâk edilsin!" (Buhârî, Müslim)

İnfâkın hakîkatini Mevlânâ Hazretleri, ÅŸu misâl ile ne güzel îzâh eder:

"Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez; hayırlarda bulunmak, malı kaybolmaktan, zâyî olmaktan korur!"

"VerdiÄŸin zekât, kesene bekçilik yapar, onu korur. Kıldığın namaz da sana çobanlık eder, seni kötülüklerden, kurtlardan kurtarır."

"Ekin ekenin ambarı boÅŸalır, lâkin hasad vakti gelince, saçtığı tohumlara karşılık kaç mislini geri alır! BoÅŸalttığı bir ambara mukâbil kaç ambar dolusunu iâde alır!.."

"Fakat buÄŸday ekilmez, yerinde kullanılmaz da ambarda saklanırsa, bitlere, küçük kurtlara, farelere yem olur. Bunlar, onu tamamıyle mahvederler."

Allâh Teâlâ buyurur:

"Size rızık olarak verdiÄŸimiz ÅŸeylerden infâk edin!" (el-Münâfikûn, 10)

"(Ey Rasûlüm!) Altın ve gümüÅŸü biriktirerek saklayıp onları Allâh yolunda harcamayan kimseleri acıklı bir azâb ile müjdele!.." (et-Tevbe, 34)

Zekât ve infâk, Allâh için bir ibâdet olduÄŸundan dolayı, verilenlerin doÄŸrudan doÄŸruya Cenâb-ı Hakk'a verildiÄŸini bilmelidir. Hadîs-i ÅŸerîfde buyurulur:

"Sadakalar, önce Allâh'ın lutuf eline, oradan da muhtacın eline geçer..."

Mü'min, zekât ve sadakayı hakîkatte Allâh'ın eline verir, muhtaç da bunu almakta Allâh Teâlâ'nın vekîli olursa, verilenler, bir edeb ve teÅŸekkür içinde muhtaca takdîm edilmiÅŸ olur.

Âyet-i kerîmede bu ibâdetin ehemmiyetini tebârüz ettirmek için mecâzen: "Sadakaları Allâh alır." (et-Tevbe, 104) buyurulmaktadır.


***

Sadaka verirken dikkat edilmesi gereken edeb, çok mühimdir. Sadakadaki edebin, Kur'ânî ifâdesi ÅŸöyledir:

"Ey îmân edenler! Allâh'a ve âhıret gününe inanmadığı halde malını gösteriÅŸ için harcayan kimse gibi, baÅŸa kakmak ve incitmek sûretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boÅŸa çıkarmayın! (Sadakalarınızı imhâ etmeyin!)" (el-Bakara, 264)

Allâh dostları, zekât ve sadaka verirken minnet ve baÅŸa kakmak endiÅŸesinden kurtulmak için muhtacın önünde ayaÄŸa kalkıp tevâzu göstererek takdîm etmiÅŸlerdir.

Süleymân -aleyhisselâm-, Cenâb-ı Hakk'ın bahÅŸettiÄŸi dünyâ saltanatına bir meyil göstermeyip, bu saltanatı, kalbinin dışında taşımıştır. O, sık sık fakîrlerin yanına gider, onlarla oturmakdan haz alırdı:

"Miskîn, miskinlere yakışır!" derdi.

Böylece, dünyâ saltanatı içinde tevâzûun en güzel hâlini yaÅŸardı.

Âyet-i kerîmede buyurulan:

"Ey insanlar! Hepiniz fakîrsiniz. Zengin olan ancak Allâh'dır." hakîkatinin idrâki içindeydi.

Birgün gâfilin biri, zengin gönüllü fakîrlerle bir arada olmaktan hoÅŸlanan, onlarla hem-hâl olan Süleyman -aleyhisselâm-'a ÅŸöyle dedi:

"-Niçin böyle fakîr ve miskinlerle oturur, yer-içersin?"

Süleyman -aleyhisselâm- da cevaben:

"-Çünkü ben yalnız gönülleri zengin olanları severim."

İçinde yalnız hava bulunan aÄŸzı kapalı bir testi, suyun üstünde batmadan mesâfeler alır.

Kalbi Allâh -cellle celâlühû- aÅŸkı ile dolu, aynı zamanda aÄŸzı bütün nefs ve dünyâ azgınlıklarına kapalı mü'min de, dünyâ ummânında batmayarak nice yüce menzillere ulaşır.

Gönlü cömertlik, merhamet, tevâzu ve muhabbet duyguları ile dolu bir mü'min, dünyâya aldanmayıp cân âleminde seyreder.

Dünyâya âid olanca nîmetler, onların gönül gözünde hiçtir. Arzu ederler ki, gönülleri mârifet ve ilâhî aÅŸkla dolsun ki, o ilâhî muhabbet semâlarına kanatlanmak kolay olsun!

***

Bu mübârek maÄŸfiret ve gufrân ayında ihtimam göstereceÄŸimiz diÄŸer bir husus ise Kadir Gecesi'ni ihyâdır.

Kadir Gecesi, Rabbin, ümmet-i Muhammed'e sonsuz merhametinden saçtığı müstesnâ bir lutuf gecesidir. Bu gece, nice mânevî hazîneler bahÅŸedilmektedir. Bu gecenin ihtiÅŸam ve azametine binâen hakkında müstakil bir sure nâzil olmuÅŸtur.

Kadir Gecesi, Kur'ân-ı Kerîm'in kendisinde indirilmesiyle nurlanmış, Cebrâîl ve diÄŸer meleklerin iÅŸtirâki ile mânevîleÅŸtirilmiÅŸtir. Mü'minlere görülmez nurânîler tarafından selâm verilen bu gece; feyz ve bereket dolu bir lutuf, Rabbin kullarına bir merhamet gecesi ve Ramazan ayının bir bahar faslıdır.

Kadir Gecesi, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'den gelen mâneviyyât dolu afv ve gufrân yâdigârı olan bir gecedir.

Hadîs-i ÅŸerîfde:

"Kadir gecesini, fazîlet ve kudsiyyetine inanarak, sevâbını yalnız Allâh'dan bekleyerek ibâdet ve tâatle geçiren kimsenin -kul hakkı hâriç- geçmiÅŸ günâhları bağışlanır." (Buhârî, Müslim) buyurulmaktadır.

Bizi Kadir Gecesi'nin hakîkatine; ancak dünyâ gâyeleri ile karıştırılmayan; riyâ, gösteriÅŸ, ücub gibi bulaşıklıklarla kirlenmeyen ve ihlâsla îfâ edilen bir oruç, namaz, zekât ve emsâli kulluk vazîfeleriyle nâil olunur. Bu rûhâniyet ile Ramazan mektebini bitirirsek, iÅŸte o zaman gerçek bayram ÅŸehâdetnâmesini almak nasîb olur.


***

Bayramın yaÅŸanmasına gelince, bu, dost ve akrabâ râbıtalarını güçlendirerek gönlümüzün, yoksul, garîb, kimsesiz, yetîm, dul, yorgun ve bîtâb gönüllere uzanması ile olacaktır. Dostlarına, yakınlarına, muzdariplere ve bir kenarda kalmış kardeÅŸine sırt dönenler için bayram sürûru ve hazzı düÅŸünülemez.

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, "kırık kalbler"e hassâsiyetle davranmak gerektiÄŸini beyitlerinde ÅŸöyle ifâde eder:

"Harâb gönül, Hakk'ın nazargâhıdır. Hakk'ın teÅŸrîf ettiÄŸi yerdir. Hakk'ın defîneleri harâb gönüldedir. Harâbelerde pek çok defîneler gömülüdür. Gönlü yaratan ne yüce ve ne güçlüdür."

Bilmeliyiz ki bayram, bir tatil veya ferdî bir neÅŸ'e vesîlesi deÄŸil, umûmî bir muhabbet, ÅŸefkat ve merhametin ve insanî duyguların ictimâî parıltıları olmalıdır.

Gerçek bayram, geniÅŸ bir rahmet ve ÄŸufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaÅŸtığı muhteÅŸem hâtırâlarla dolu mübârek bir gün olmalıdır.

Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müÅŸterek bir sürûr günüdür. Onların hepsinin memnûn olması, bayramların gerçek mânâsının yaÅŸanması ile mümkündür. Bu îtibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, ÅŸefkat, nezâket ve muâvenete vesîle olan bir gündür.

Ramazan-ı Åžerîf ve bayramlar, ölüm ötesindeki neÅŸ'eli günlere bir rahmet meÅŸ'alesidir.

Ancak nefsin sultasında yaÅŸanan ve güce râm olunan bir dünyâda garîbi mütebessim kılacak muzdaribi sevindirecek hakîkî bayram acabâ hangi hamleye muhtaçtır?

Acabâ bu bayram, yurdundan tard edilmiÅŸ Kosovalı mazlûma, bir pirinç tanesine muhtaç olan ve çocuÄŸuna süt veremeyen Afrikalı anneye, kenarda kalmış yetîm ve garîbe gönlümüz ne kadar uzanabilecek?

Bu bayramda gösterdiÄŸimiz merhamet ve hizmet tezâhürleriyle gönüllerimizi mizân ederek bulunduÄŸumuz noktayı tesbit ile nefislerimizi ne nisbette muhâsebe edebileceÄŸiz?

Bayram, ne güzel bir dünyâ cennetidir, kendisini muzdariplerin tebessümüyle gülÅŸene çevirebilenlere!

Ne güzel bayramdır, bütün rûhânî tezâhürlerine ma'kes olarak ümmeti kucaklayabilen mü'min gönüllere!..

***

Bizler, birgün ÅŸu fânî lezzetler ellerinden alınacak olan hakîkat yolcularıyız.

Feyizli gönüller, gelip geçmekte olan ÅŸu rûhânî günlerin hasretini çekecektir. Bu maÄŸfiret ve cehennemden âzâd olma günlerinden ayrılış, muttakîlere vedâ gözyaşı döktürecektir. Rabbimiz bayram günlerini, ancak sabır ve nîmetlerin kadrini bilip yapılan amel-i sâlihler ve verilen infâklar mukâbilinde bir mükâfât olarak ikrâm edecektir.

Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Åžerîf eyleyip kıyâmet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!

Âmîn!
 
< Önceki   Sonraki >
Altınoluk Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2012 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim