Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow ALTINOLUK DERGİSİ arrow Kosova'dan Günümüze Åžehîdlik
Kosova'dan Günümüze Şehîdlik
Yıl: 1998 - Ay: Ekim - Sayı: 152
Åžehîdlik, zâhirde dünyâ nîmetlerinin en deÄŸerlisi olan hayâtı, Allâh yolunda ve severek fedâ etmektir. Lâkin sâdece zâhirî hayâtı fedâ etmek ÅŸeklinde anlaşılan ÅŸehîdliÄŸin, bir diÄŸer yönü de, vücudhayâtiyyetini devam ettirdiÄŸi halde dahî, onun mânen aşılması, zâhirî benliÄŸin -âdetâ- yok edilmesi ve ruhen Rabbe ulaşılmasıdır ki, bu yüksek dereceye -makâm itibârıyle- fenâ fillâh denir.

Bu iki vasfın zirvesinde bulunan Sultan I. Murâd Han, Kosova önlerine geldiÄŸi zaman toz dumandan göz gözü görmüyordu. İki rekât namaz kıldıktan sonra, hüzün gözyaÅŸları içinde ÅŸu duâyı yaptı:

"Yâ Rabbî! Bu fırtına, ÅŸu âciz Murâd kulunun günâhları yüzünden çıktıysa, mâsum askerlerimi cezâlandırma!..

Yâ İlâhî! Mülk de, bu kul da Sen'indir. Ben âciz bir kulum.. Benim niyetimi ve esrârımı en iyi Sen bilirsin.. Mal ve mülk maksadım deÄŸildir. Yalnız Sen'in rızânı isterim..

Onlara öyle bir zafer lutfet ki, bütün müslümanlar bayram eylesin!. Dilersen o bayram gününde ÅŸu Murâd kulun yolunda kurbân olsun!.. Åžehâdet ÅŸerbetini içsin!..

Åžafak sökerken Osmanlı ordusu, muhârebe nizâmına girdi. Merkeze Sultan Murâd Han, saÄŸ cenâha Åžehzâde Yıldırım Bâyezîd, sol cenâha da Åžehzâde Ya'kub Çelebi kumanda ediyordu. Baba ve oÄŸulları, tek bir kalb ve tek bir nefes hâline gelmiÅŸlerdi. İ'lâ-yı kelimetullâh uÄŸruna ÅŸehîdliÄŸe ve gâzîliÄŸe hazırlanmanın heyecanını yaşıyorlardı. Sanki { Anam, babam ve cânım sana fedâ olsun yâ Rasulallâh!..} diyen ashâb-ı kirâmdan bir rüzgâr, Avrupa ortasındaki Kosova ovasını dalgalandırıyordu. Nitekim bu ulvî rüzgârdan bir nefes teneffüs eden Murâd Han, muhârebenin nihâyetinde ÅŸehîd olacak, o gün Kosova ovasında kazanılacak destânî bir zaferin temelinde yatan îmân, vecd ve müstesnâ bir gayretin sembolü olarak kıyâmete kadar yaÅŸayacaktır.

Hünkâr'ın yaralandıktan sonra ÅŸehîd olmadan önceki son sözleri ise ÅŸunlardı:

"İslâm'ın muzafferiyeti, benim ÅŸehîd olmama baÄŸlı ise, ÅŸehîdlik ÅŸerbetini nasîb buyurmasını Cenâb-ı Hakk'dan duâ ve niyâz etmiÅŸtim. Demek ki duâm kabul buyuruldu. Allâh'a hamd ve senâ olsun! İslâm askerlerinin zaferini gördükten sonra hayâtım son bulmaktadır!

Ben artık sizleri, muzaffer askerlerimi ve devletimi Mevlâ'ma emânet ediyorum.."

Bu sözlerinin ardından Sultan Murâd'ın temiz nâşı, ÅŸehâdetin mübârek kanlarına bürünerek, ilâhî ve ebedî yolculuÄŸa sefer etti!..

Bugün, Balkan ülkelerinde var olan bütün müslüman halkların mevcudiyeti, ilk Osmanlı fütuhâtı ve iskân siyâsetinin bir eseridir.

Oradaki ahâlî ise, bugün bize Osmanlı'nın bir emânetidir. Bizler gibi onlar da evlâd-ı fâtihândır. Onların bulundukları yerlerde muhâfaza olunmaları zarurîdir. Zîrâ ezân sadâsı, Avrupa'da onlarla devam edegelmektedir.

Kosova, Avrupa ortasında İslâm'ın ilk karakoludur.

Kosova, Murâd Han'ın mübârek kanı karşılığında bize pahalıya mâl olmuÅŸ mukaddes bir mîrâsdır. Merhûm Âkif bu mîrâsı ne kadar güzel hatırlatır:

Nerde görsem çıkıyor karşıma bir kanlı ova...

Sen misin, yoksa hayâlin mi? Vefâsız Kosova!

Hani binlerce mefâhirdi senin her adımın?

Hani sînende yarıp geçtiÄŸi yol "Yıldırım"ın?

Hani asker? Hani kalbinde yatan Åžâh-ı Åžehîd?

Âh o kurbân-ı zafer nerde bugün? Nerde o iyd?

Söyle MeÅŸhed, öpeyim secde edip toprağını:

Yok mudur sende Murâd'ın iki üç damla kanı?.."

.......

Basacak mıydı fakat göÄŸsüne Sırp'ın çarığı?

.......

O günkü Sırp ile bugünkü Sırp aynıdır. Zaman farkından baÅŸka deÄŸiÅŸen hiçbir ÅŸey yoktur.

Yılanların ÅŸâha kalktığı günümüzde yüreÄŸimiz Sultân Murâd Han'ın Kosova'daki yetîmlerine ne kadar uzanabilmektedir? Kırık kanatlı bir kuÅŸ gibi çırpınan o mazlûm kardeÅŸlerimize gönlümüzde ne kadar yer ayırdık? Elimizdeki imkânları ne kadar paylaÅŸabiliyoruz? Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in:

"Mü'minlerin, birbirlerine acımakta, birbirlerini sevmekte ve birbirlerine ÅŸefkat göstermekte bir vücûd gibi olduklarını görürsün!. (Bu vücûdun herhangi) bir uzvu muzdarip olduÄŸu takdîrde diÄŸer kısımları da uykuyu kaybedip ateÅŸler içinde onun ızdırabını duyarlar."

"Mü'minler, birbirlerine kenetlenmiÅŸ (cüzlerden meydana gelmiÅŸ) bir binâ gibidirler." hadîs-i ÅŸerîfleri muktezâsı olarak biz mü'minlerin, kalbi ve nabzı tek olan bir insanın kalbi ve nabzı gibi olmamız îcâb etmez mi? Sürûrlarımızın müÅŸterek olması gerektiÄŸi gibi elemlerimizin de müÅŸterek olması ve paylaşılması gerekmez mi? Bugün Kosovalıya yapılan bu zulüm, İslâm'ın baÄŸrına saplanan bir hançer deÄŸil midir?

Bugün, Kosova'nın, Bosna'nın vâris-i tabiîsi olan bizler, bir nefis ve tarih muhâsebesine mecbûruz!.

Ülkemizde yüz yıla yakın zamandan beri, ecdâdımızın bize bıraktığı mukaddes mîrâsı reddediÅŸimizin ve onların hâtıralarını rencide edecek çirkin üslûbun hazîn âkıbeti gözler önündedir!.

Silkinip tarihimize dönmeye mecbûruz. Bosna ve Kosova fâciası gibi ibretli hâdiseler, hamdolsun bugün bize bir kısım nâdânın "gömdük" diyerek övündüÄŸü Osmanlı rûhunu yeniden hatırlatmakta ve bizi, O'nun emânetine sahip çıkmaya doÄŸru zorlamaktadır!.

GerçekleÅŸmekte olan yeni bir uyanış ve diriliÅŸin gelecek hesâbına va'd ettiÄŸi bereketli azmin ÅŸanlı cengaverlerine ne mutlu!.

Sultân Murâd Han, millî ve dînî târihimizdeki emsalsiz ferâgat-i nefs, fedâkârlık, îmân ÅŸuûru ve bunların neticesi ÅŸehîdlik olan sayısız mefâhirimize sadece tek bir örnek olarak seçilmiÅŸtir.

Zamanımız, kahır tecellîlerinin gâlib göründüÄŸü bir zaman olmasına raÄŸmen, tabîatta milyonlarca çakıl taşı arasında barınan müstesnâ mücevherler gibi, asîl rûhların ve mâneviyyat kahramanlarının mevcûdiyyetinden bugün de ÅŸüphe edilemez.. Bunlardan biri de, bu gerçeÄŸi rûhunu kemâle erdirerek asîlâne ölümüyle isbât etmiÅŸ olan Åžehîd Binbaşı Bedri Bey'dir!

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in "mûtû kable en temûtû" (Ölmeden evvel ölünüz!) emr-i Peygamberî'sinde ifâdesini bulan gerçek ÅŸehâdetle de mücehhez bulunan Åžehîd Binbaşı Bedri Bey, her iki ÅŸehâdeti de kendisinde cemetmiÅŸ bahtiyarlardandır.

O Bedri Bey ki, dîne yabancılaÅŸmış ve maddenin zebûnu olmuÅŸ bir vasat içinde yetiÅŸmiÅŸtir. Böyle olduÄŸu halde, Cenâb-ı Hakk'ın müstesnâ bir himâyesi ile o, rûhunu, fikrî ve fiilî kirlenmeden koruyabilmiÅŸ ve temiz fıtratının muktezâsınca ÅŸerefli bir hayât yaÅŸamıştır.

Zamanımızdaki amansız anarÅŸi fesâdı karşısında Allâh -celle celâlühû- yolunda vatan ve millet için canını seve seve fedâ eden Binbaşı Bedri Bey'in rûhî derinliÄŸini ifâde eden, annesine, hanımına ve bir arkadaşına yazmış olduÄŸu mektublar, bir müslümanın mânevî ufkunu teÅŸhîs etmeye ve O'nun mânevî mertebesini ve ölümündeki asâleti ifâdeye kâfîdir.

Binbaşı Bedri Bey, ÅŸehâdetinden kısa bir müddet evvel annesine yazdığı mektubunda diyor ki:

Vâsıyyetimdir

Canım Anneciğim,

Her ÅŸeyimi, ama her ÅŸeyimi sana borçluyum.

Hep sana hizmet etmeyi, yanında kalmayı, sana hürmet etmeyi, güzel kokunu koklamayı arzuladım. Çok az kısmet oldu. Bu dünyâda sana doyamadım.

AnneciÄŸim, dünyâyı sevemedim, tat da alamadım. Allâh'ın emir ve rızâsına aykırı her ÅŸey beni rahatsız etti. Elhâsıl dünyâ bana küstü, ben de ona.

Bilmiyorum, ama zannediyorum senin duâlarının bereketiyle ömrüm uzun olur. EÄŸer sen veya ben önce gidersek, önce giden kucağını açıp beklesin! Elbette kavuÅŸacağız. Saçından bende bir tutam var. Onu yanımda taşıyorum. Ölürsem, Allâh'ın izniyle bu, kahramanca bir ölüm olacaktır. Saçının telleri, yanımda kalsın. Sakın aÄŸlama! Bil ki, göÄŸsümde Kur'ân var! Kalbimde îmân ve dudaklarımda da son olarak Allâh'ın zikri olacak_ Gönlün müsterih olsun!

İbâdetlerimin, zikirlerimin hepsini bağışladım. Elimde bir ÅŸey kalmadı. Rabbimin huzûruna bomboÅŸ gidiyorum. Fakat O'nun gufrânının beni sımsıkı kuÅŸatacağını umuyorum.

Sana baÅŸka ne yazayım, evvel gidene selâm olsun!..

OÄŸlun Bedri

Binbaşı Bedri Bey, bu mektubunda yalnız zâhirî hayâtından, benliÄŸinden deÄŸil, Allâh yolunda kazandıklarından bile, onları baÅŸkalarına bağışlayarak vazgeçtiÄŸini ve Rabbine "HÎÇ"leÅŸmiÅŸ bir hâlde teveccüh ettiÄŸini, rûh kahramanlarını imrendirecek bir tevâzû ve asâletle ne güzel ifâde ediyor!

O'nun bu asîlâne ÅŸehâdeti, insanlığın ekseriyetle kuvvete râm olup nefsin girdap ve sultasında yaÅŸamakta olduÄŸu günümüzde, böyle mânâ cengâverlerinin de mevcûd olabileceÄŸine en bâriz bir misâl teÅŸkîl etmektedir. Bu, "Olmeden evvel ölmek" sırrının açık bir niÅŸânesidir.

Bu asîl rûhun, yine ÅŸehâdetinden kısa bir müddet evvel hayat arkadaşı, iffet timsâli hanımına yazmış olduÄŸu mektubunun bir bölümü ÅŸöyledir:

Vasıyyetimdir

........

Şimdi ayrılık vaktidir...

........

Ben inancımın diyetini ödedim. Sizler de benim rüzgârımda sürüklendiniz. İyi ettim; îmânlı, inançlı, devlete ve millete hizmetle dopdolu bir hayat yaÅŸadım. Onlar beni boÄŸmak istediler, ben de onlarda ölümcül yaralar açtım. Çileli bir hayattı bu! Bu hayatı birlikte yaÅŸadık. Beni anlayabildiniz mi, bilemiyorum?

"Sana arkamdan aÄŸlama!" demiyorum. Seven sevdiÄŸi için elbette aÄŸlar. Fakat müsterih ol; inancını hiç yitirme!..

Haram lokma yemediniz. Yedirmedim.

Çocuklarımıza hep tatlı sözler söyle!. Namaz kılmaları için teÅŸvîk et! Onlar, Allâh ın izni ile hayırlı insanlar olurlar.

Ben senden râzıyım. Allâh da râzı olsun!. Allâh bana cennet nasîb ederse, seni de yanıma versin. İffetin, namusun ve hanımefendiliÄŸinle benim için her zaman bir yıldızdın. Allâh nasîb ederse, tekrar görüÅŸürüz; ama dünyâda, ama âhırette!..

Hakkınızı helâl edin!..

Evin Babası

Bu Hakk âşığı azîz ÅŸehîd, malın, mülkün, evlâdın, hâsılı bütün herÅŸeyin bir emânet olduÄŸunu, derin bir vecd ve hissiyât yüklü kelimelerle ne güzel ifâde etmektedir!. Zîrâ o biliyordu ki, rızâ-yı ilâhiyyeyi tahsîl ve cenneti satın alma mekânı dünyâdır. Bunun da, nefsin ve malın fedâ edilmesi ile mümkün olduÄŸunu âyet-i kerîme ne güzel ifâde etmektedir:

"Allâh mü'minlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar, Allâh yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrât'ta, İncîl'de ve Kur'ân'da Allâh üzerine bir vaaddir. Allâh'dan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O halde O'nunla yapmış olduÄŸunuz bu alış-veriÅŸinizden dolayı sevinin! İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır." (et-Tevbe, 111)

Åžehîd Binbaşı Bedri Bey, gönül ve silâh arkadaşı Hulûsî Bey'e yazdığı mektubunun bir bölümünde ise, -âdetâ- kardeÅŸlikte hubb-i fillâh (Allâh için sevmek) tecellîsinin müÅŸahhas bir nümûnesini sergileyerek ÅŸöyle demektedir:

Azîz Dostum,

Cânım aÄŸabeyim,

........

Åžimdi sen, bir îmân kal'ası gibi hudûdları bekliyorsun. Sızmak isteyen kahpelerin yollarını kesiyorsun.. DaÄŸlarda koyunu, kurt kapmaya yeltenemiyor. {REF Allâhü Ekber} seslerini, ben burada Allâhüekber Dağı'ndan duyar gibi oluyorum..

Ama ben bomboÅŸum! Gönül kapımda bekleyenim yok! Küpümden bal sızmıyor.. Sürülerim yaÄŸma olmuÅŸ! Kovanlarım bal yapmıyor! Sadece Allâhüekber Dağı yankı veriyor!.. Allâhü Ekber! Allâhü Ekber!..

Yollar duman duman hasret;

Gönlüm, alev alev hasret;

DaÄŸlar, aÄŸaç aÄŸaç hasret!..

Allâh'ın selâmı üzerine olsun!..

KardeÅŸin Bedri

Mevlânâ -kuddise sirruh-, aÅŸağıdaki feryâd ve figânlı rubâîsinde, sanki Hakk âşığı Bedriler üzerinden esen rüzgârla konuÅŸur:

"Ey seher rüzgârı! Bize haber ver; sen gittiÄŸin yolda o alev alev yanan, o ateÅŸ dolu, o sevdâ dolu gönlü gördün mü? O gönül, yüzlerce yalçın kayaları, mermer ve graniti, ateÅŸi ile yaktı ve eritti."

Mevlânâ -kuddise sirruh- diÄŸer bir rubâîsinde de, âşıkların ölümünün sonsuzluk deryâsında ilk merhale olduÄŸunu, oradan hakîkî ölmezliÄŸe geçileceÄŸini ne güzel anlatır:

"Ömür tükendi ise, Allâh -celle celâlühû- baÅŸka bir ömür verdi. Geçici ömür bitti ise, iÅŸte tükenmeyen ölümsüz bir ömür!.. AÅŸk hayat suyudur. Bu suya dal; bu aÅŸk denizinin her damlasında bir baÅŸka hayat, baÅŸka bir ömür var!.."

Her varlık, maddî ve mânevî hayâtını ancak kendi tab'ına uygun bir mekânda idâme ettirebilir. Hakk âşıkları da, rûhâniyet-i Muhammediyye'den in'ikâs eden fuyûzâtla gıdâlandıkları için, ayrı bir tecellî ile ikrâmlanır ve o ikrâm âlemine kanat açarlar!.

Cenâb-ı Hakk, gerçek ÅŸehîdlere olan ikrâm-ı ilâhîyi Kur'ân-ı Kerîm'inde ne güzel ifâde buyurur:

"Allâh yolunda öldürülenlere ölüler demeyin! Bilâkis onlar, diridirler; lâkin siz anlayamazsınız..." (el-Bakara, 154)

Hakk âşıkları ve Hakk ÅŸehîdleri ölmezler. Onlar, ölümlerinden sonra daha diri ve daha zinde yaÅŸarlar.

Ölüm, böyle yüce rûhlara, vuslat-ı ilâhiyyenin ilk tebessümüdür.

Bedri Bey de, katıldığı ÅŸehîdler kâfilesiyle birlikte ölmeyecek, milletimizin hem târihinde ve hem de gönlünde bir süreyyâ yıldızı gibi ebediyyen parlayacaktır. O, bu asîl ölümü ile, yıllardan beri ifsâd edilen milletimizin bazı müstesnâ fertlerinde eski ve asîl benliÄŸin muhâfaza edilegeldiÄŸini isbat etmiÅŸtir. Binbaşı Bedriler ölmez! Sadece dünyâ deÄŸiÅŸtirirler. Ama bu kadar gayr-i müsâit ÅŸartlarda bile Binbaşı Bedri Beyler yetiÅŸtirebilen milletler de ölmez!

Åžu bir gerçektir ki, Rabbine kul olan, kullara ve nefsine esir olmaz. Nasıl bir arslan için kafes düÅŸünülemezse, bir mü'min için de esâret düÅŸünülemez! Bir mü'min, zindanın en ücrâ köÅŸesinde prangalar ve kelepçeler içinde olsa dahî yine o mü'min esîr deÄŸil, hürdür... Çünkü Rabbinin te'mînâtı altındadır. Başı gövdesinden ayrılır, yine de esîr olmaz! Çünkü Rabbine râm olmuÅŸtur. Zîrâ Allâh Teâlâ, kendisine râm olanı baÅŸkasına esîr etmez! Onlar, cellatlarından daha uzun ömürlü olurlar. Belki Allâh -celle celâlühû-, onların mânevî ömürlerine sonsuzluk bereketi verir. Böylece, bu mânen lâ-yemût (ölümsüz) gönül erleri ile kıyâmete kadar devâm edecek "ölümsüzler silsilesi", târihin ÅŸân ve ÅŸeref sayfalarını doldurur.

Târihin bütün altın sayfaları ÅŸâhiddir ki, mânevî büyüklerin, Allâh yolundaki cengâverlerin, ebediyyete dek ömürleri vardır.

Yâ Rabb! Kosova'nın mübârek ÅŸehîdi büyük cihangir Sultân Murâd Han'ın ve zamanımızın ÅŸehîdlerinden Binbaşı Bedri Bey gibilerin rûhâniyetlerinden, husûsiyle dîn gayreti ve fetih hamlelerinden yirmibirinci asra girerken sahipsiz kalan evlâd-ı fâtihâna bir nasîb ile imdâd eyle! Evlâd-ı fâtihânın mâruz kaldığı zulümleri ve çektiÄŸi çileleri sürûra inkılâb eyleyip zaferlerle dolu hakîkî bayramlar ihsân eyle! Yâ Muîn!..

Âmîn!..
 
< Önceki   Sonraki >
Altınoluk Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2012 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim